Türkiye’de Ermeni Katliamının yıldönümü nedeniyle başbakan bir açıklama yaptı ve konu yoğunca tartışılmaya başlandı. Ermeni Katliamının her yıldönümünde özellikle ABD ile yoğun tartışma ve pazarlıklar yapılırdı. Konu kongreye gelir ve Türkiye yırtınarak soykırım kararının çıkmaması için çalışırdı. İçeride ise konu tarihte olanlar boyutuyla tartışılmaz, milli maç gibi dışa karşı birlik ve bütünlük içinde olunmaya çalışılırdı.

Erdoğan, Ermeni göçünün gayri insani sonuçlar yarattığını söyleyip bir taziyede bulunuyor. Bu, AKP ve yandaşlarının yazdığı ve propagandasını yaptığı gibi herhangi tarihi bir adım ve itiraf değildir. 2. Dünya savaşında Ermeniler öylesine göçe çıkmış ve yollarda tesadüfen yok olmamışlardı. Bu açıktan açığa bir hükümet ve devlet kararıydı. Bilinçli ve planlı olarak bir halk hedef alındı ve etnik temizliğe uğratıldı. Ermeniler topraklarından, yaşam alanlarından sökülüp atıldılar. Plan başarıyla uygulandı. Bunun düpedüz bir soykırım olduğu açıktır.
Erdoğan’ın üzüntü belirtmesi ve taziye dileklerini dile getirmesi eskiye göre bir söylem değişikliğini ifade eder. Çünkü eskiden Türkiye’de yöneticiler “Ermeni mezalimini” telin eder, karşı etkinlikler düzenlerlerdi. Dünyada olmayan ancak “Türk işi” diyebileceğimiz trajikomik bir durum yaşanıyordu. Hem bir halkı yokedeceksin hem de onu suçlayıp karalayacaksın. Bu ancak Türkiye’de olabilecek bir garabetti.
Türkiye’de kimse Ermenilere soykırım yapıldığını açıklayamaz ve basında yer bulamazdı. Uzun yıllar Ermeni diasporası yoğun bir çalışma yürüttü, konuyu batılı ülkelerin dikkatine sundu. İçeride de Kürtler yenilmediler. Onlarca yıl amansız bir direniş sürdürdüler. Kürtler üzerlerindeki soykırım politikalarını durdurmak için büyük bedeller ödediler. Devlet Kürtleri yenemeyince dikişleri sökülmeye başladı. Kürt isyanları ve katliamları kamuoyunun bilincine taşındı. Ermeni Katliamı, Süryanilere yapılanlar, Alevilerin durumları artık gün yüzüne çıkmaya başladı.
Görüldüğü gibi Kürt halkının büyük direnişi ve Ermenilerin çabası olmasaydı kimse Türkiye’de soykırımı ne dile getirirdi ne de üzüntülerini bildirirdi. Siyaseti günlük ve iktidar hesapları üzerine yapanlar tarihsel gerçekle yüzleşmeyi ve barış kültürünü egemen kılmayı düşünmezler. Onlar için iktidarı ele geçirmek ve başta kalmak çılgınlığını göstermek herşeyin önünde gelir.
Erdoğan, Dêrsim Katliamıyla ilgili de özür diledi. Katliam yapıldığını açıkladı. Sonra ne oldu? Dêrsim’de değişen birşey var mı? Asimilasyon durdu mu, Kürtlerin, Alevilerin kimlikleri tanındı mı, hakları iade edildi mi? Hayır. İki yıldır Sayın Öcalan’ın öncülük yaptığı bir ateşkes ve barışcıl yollarla çözüm çabaları var. Ondan önce ne olmuştu. 1999’dan başlayıp beş yıla kadar süren bir çatışmazlık ortamı vardı. AKP herhangi bir adım atmadı. 2011’de yüzde elli oy aldı. İki yıl boyunca hiç bir adım atmadı. İçte ve dışta tüm güçlerini kullanarak topyekün bir saldırıya geçtiler. On bine yakın insan KCK adı altında hapishanelere dolduruldu. Her taraf bombalandı. Binlerle ifade edilen insan yaşamını yitirdi.
Şimdi de Kürtler seslerini kesseler, herhangi bir talepte bulunmasalar, örgütlerini dağıtsalar AKP ve Erdoğan yine de Kürtler vardır, onların haklarını tanımamız gerekir diyecek mi? Eğer Ermeni sorunu ABD ve Avrupa’da gündeme gelmese, sadece hak ve adalet anlayışından yola çıkarak Erdoğan yine gündemine alır mı? Ermenistan sınırını açacaklarını söylemişlerdi. Sınır hala kapalı. İyi niyetli bir dostluk ve komşuluk ilişkisi bunu gerektirir mi? Hayır.
Ermeni Katliamının yüzüncü yıldönümü gelecek yıl dünyada daha yaygın anılacak. Türkiye bunun getireceği basınçtan kendini kurtarmak için farklı bir söylem tutturmak ihtiyacı duydu. Eğer özden ve içten değişecekse bu çok iyi. Hepimizin aradığı da Türkiye’nin değişmesi ve demokratikleşmesidir. Ancak Türkiye demokratikleşmeden azınlıklara, inançlara ve halklara karşı eşit ve adil davranmayacaktır. Yüzyıllık geçmişi bunun şahidi ve delilidir.  Uzağa gitmeye gerek yok, Rojava’ya bakalım yeter. Türkiye, Rojava’da ne yapıyor? Neden oradaki Kürtlerin ve diğer halkların kendilerini yönetmelerine karşı duruyor? Neden islamcı örgütleri ve çeteleri bu bölgeye saldırtıyor? Kafaları fazla karışanlar sadece sınırın dibinde olanlara bakmaları yeter. İçindeki Kürtlere hak ve eşitliği çok görenler dışarıdakilere hak ve adalet dağıtacak değillerdir.
Hükümetin siyasi manevralarına bakmadan hak ve adalet arayışı sürdürülmelidir. Gerçekler kabule edilene ve eşitlik, adalet gerçekleşene kadar bu oyunlar deşfire edilmelidir.