Rauf KARAKOÇAN

İnsanların kaybedilmesine alışık bir toplum, insanların kaybedilmesine uygun bir ülke haline gelindi. Bu karanlık dehlizde insanların kaybedilmesi kadar kolay bir iş yoktur. Türkiye, zaten kayıp insanlar konusunda sicili karanlık bir ülkedir. Diktatörlüklerin hüküm sürdüğü her ülkede benzer uygulamalara rastlanmaktadır. Türkiye bu konularda daha fazla deneyime sahip bir ülkedir. Göstere göstere insanları infaz etmede maharet sahibidir. İnsan kayıpları; Kürt özgürlük mücadelesinin başladığı yıllardan itibaren sistemli olarak uygulana gelen ve artarak devam eden özel savaş taktiğidir.

Son günlerde Suudi Arabistan başkonsolosluk binasında kaybolan gazeteci Cemal Kaşıkçı etrafında dönen tartışmalar, kayıplar konusunda Türkiye’yi bir kez daha gündeme taşımıştır. Türkiye sadece Kürtlerin kaybedildiği bir ülke olmaktan çıkmış aynı zamanda yabancı uyruklu insanların da kaybedildiği bir ülkedir. Cemal Kaşıkçı olayı da bunlardan biridir. Cemal Kaşıkçı Türkiye’ye yönlendirildi ve Türkiye de infaz edildi. Başka ülkede yasalar bu tür cinayetlere tolerans tanımaz. Ama Türkiye, siyasi cinayetler işleme konusunda uzman, işi kılıfına uyduran, hukuku guguk gibi işleten bir ülke olduğu için Türkiye cinayet mahalli seçilmiştir.

Suudi Krallığı; Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin Türkiye’nin göstermiş olduğu yardımlardan dolayı teşekkür etmiştir. Gazetecilerini terörist ilan eden, tutuklayan, yıllara varan mahkumiyet kararları veren Türkiye; bu konularda yüzü kızarmayacak kadar pişkindir. Özgür basını susturmak için gazete binalarının bombalanmasından tutalım gazetecilerin katledilmesine kadar her yol denenmiştir. Türk devleti bağımsız, tarafsız, özgür basına karşı suç işlemeye halende devam etmektedir.

Kaşıkçı cinayetinin siyasi nedenleri üzerinde durmak gerektiği kadar cinayetin Türkiye’de işlenmiş olması da bir o kadar önemlidir. Ülke imajı, itibarı yerlerde sürünür hale geldi. Gazeteci cinayetine ev sahipliği yapmıştır. Kendi muhalif basın mensuplarını vatan haini, terörist ilan eden diktatör Erdoğan bu cinayetin üstesinden de gelecektir.

Siyasi cinayetler ve kayıplar konusunda genel Türkiye fotoğrafına bakıldığında insanların yaşam hakkı tehlikededir. Diktatörlüğe karşı çıkan, tek adam sistemini eleştiren hiçbir muhalifin can güvenliği yoktur. Türkiye dehlizinde Erdoğan diktatörlüğüne karşı çıkan hiçbir muhalif sağ kurtulamaz. Yaptırımlardan tutalım, hapis cezalarına ve hatta infazlar da dahil insanın başına her an her şey gelebilir. İnsanları katledip kaybettirme sıradanlaştı, sadece rakamlardan ibaret bir kayıp listesine dönüştü. Faili meçhul dedikleri aslında faili devlet olan cinayetlerde binlerce insan katledildi.

Türk devleti cinayet işleyen soğuk kanlı seri katil gibidir. 90’lı yıllarda Kürt halkına karşı kirli savaş yürüten Türk devleti savaş suçu işlemiştir. Beyaz Toroslar dönemi korkunun kol gezdiği, her gün insanların evlerinden, sokaklardan alınarak infaz edildiği, bedenleri yol kenarlarına bırakıldığı ve asit kuyularına atıldığı karanlık dönemler yaşadı. Şimdi daha kötü bir dönem yaşanmaktadır. Erdoğan diktatörlüğü sadece Türkiye’de değil, sınırları dışında da Efrîn’de, Şengal’de savaş suçu işlemeye devam etmektedir.

Türkiye, cinayet işleyen katillerin cenneti gibidir. Kayıp yakınları, Cumartesi annelerinin çığlığı dahi bastırıldığı bir ülkede kayıplarının akıbetini sormak bile suç sayılmaktadır. İnsanların kaybedilmesi yeni bir olay değildir. Said-i Kurdî, Şeyh Sait, Seyit Rıza bilinen kayıp simalardır. Mezarları dahi bilinmiyor. Bu kayıpların listesi uzadıkça uzadı. Her geçen gün sayıları katlanarak devam eden kayıplar Türkiye’nin gerçeği oldu. Kürtleri katletmek ve yok etmek Türk devlet geleneğidir. Ulus devlet, üniter yapı uğruna inkar ve imhaya tabi tutulan Kürtlerin “akıbetleri bilinmez” kayıpların aranması yıllara yayılmasına rağmen sonuç alınamıyor. Önemli olan “devlet bekası gerisi teferruat” zihniyetinde insan sadece bir nesneden ibarettir.

İktidarlar kendi kitlelerini denetlemek ve hükmetmek için birçok yönteme başvurmuştur. Kitle ve İktidar kitabının yazarı Elias Canetti, kitle ve iktidar olgularını incelemiş. Kırk yılla yakın bir çalışmanın ürünü olan kitapta Türk devletinin kayıplar konusundaki durumunu özetleyen çok çarpıcı örnekler sunmaktadır. İnsan ağzını “içi karanlık bir zindana” benzetir. Dişleri ise zindanın kapısında “dizilen gardiyanlar” olarak tanımlar. Bu zindana bir girdin mi seni çiğnemeye hazır gardiyanlar tarafından ezilirsin ve yutulursun. Türkiye gerçeğini özetleyen bir örnektir.

Türkiye’nin karanlık dehlizlerinde kaybolmamak için örgütlü mücadele tek çıkış yoludur.