Şükrü GEDİK

Korona virüsü nedeniyle her geçen gün ölüm sayılarının arttığı Türkiye’de, bu salgını önleme konusunda yetkililerin sergilediği beceriksizliklere bakıldıkça, Türkiye halkları, çapsız ve liyakatsiz insanların elinde can çekiştiğini görmek mümkündür. Bu sürecin kötü yönetildiğine dair, aklı başında hemen her kesin, hem fikir olduğu bir konudur. Hatta yaşanan durumların beceriksizliğine bakıldığında, bu salgın hastalığı önleme yerine adeta salgını daha da bulaştıran bir çalışmanın içinde olduğu yorumları yapılmaktadır. Tedbir alınması gereken konularda zamanında tedbir almamaları bu kanıyı daha da güçlendirmektedir. En başta, salgının ilk günlerinde, hava sahasını kapatmaması, umreden gelen hacıları karantinaya almamaları, yeteri kadar halkın bilgilendirilmemesi, salgın için gerekli ön tedbirlerin alınmasında geç hareket ettiği bilinmektedir. İşi bilimsel yöntemlerle değil, din ile dua ile önlemeyi öncelik haline getirdiler. Mücadele stratejileri yoktur.

Sağlık bakanlığının koordinasyonunda yürütüldüğü söylenen çalışmalar, gelinen aşamada tam bir fiyaskodur. Her akşam kameralar karşısına geçen sağlık bakanının yaptığı tek şey, işlerin iyiye gittiği yalanını tekrarlayarak, katlanarak artan ölüm vakalarının sayısını açıklayarak, işlerin pek de iyi gitmediğini itiraf etmiş oluyor. Rakamları açıklamanın ötesine geçmeyen sağlık bakanı “maske, eldiven kulanın, ellerinizi yıkayın, fiziksel mesafeyi koruyun” nakaratının ötesine geçmemiştir. Sokağa çıkma yasakları iyi yönetilemiyor, karantinaya alınan yerleşim alanlarında yaşanan sıkıntılar hesaba katılmıyor. AKP şefi Erdoğan için ölümler sadece sayılardan ibaret olsa da, yaşamda ki sorunlar çok daha derindir. Kısacası yaşanan ölüm vakaları sadece sayılardan oluşmuyor.

Korona’nın yol açtığı ölümler bir yana, yaşamın durma noktasına gelmesiyle, kaotik durumun oluşması daha büyük bir sorun haline gelmiştir. İnsanlar ekmek bulamaz, faturalarını ödeyemez, elektrik, su, doğal gaz gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmiştir. Gündelik işler ile yaşamını idame etmeye çalışan milyonlarca insan açlıkla karşı karşıyadır. İnsanlar Korona ile açlık arasındaki ölüme tercih yapacak duruma getirilmiştir. Sağlık personeli bile ciddi bir risk altında çalışmaktadır. AKP şefi Erdoğan kendisi dışında yapılan yardımları bloke ederek ekonomik rant dışında siyasi çıkara dönüştürmenin hesaplarını yapmaktadır.

Dünyanın geneli bu salgına karşı hazırlıksız yakalandığı bilinmektedir. Salgın karşısında hazırlıksız olan sağlık sistemleri çökmüştür. Çok ciddi ekonomik sıkıntılar kapıya dayanmıştır. İşsizlik oranları çığ gibi büyümektedir. Sokağa çıkma ve karantinaya alma tedbirleri ile eve kapanan insanların ihtiyaçları ciddi boyutlardadır. Ama, her şeye rağmen ülkeler Korona salgınıyla mücadeleye odaklanmıştır. Fakat Türkiye’de bu işler salgınla mücadele adı altında rant elde etmeye odaklanmıştır. Salgın hastalığını fırsata çevirerek, savaşı tırmandırmakta, halka baskılarını yoğunlaştırmakta, muhaliflerini sindirmektedir. Salgın hastalığının yol açtığı krizi çözeceğine daha da derinleştiren uygulamalar içine girmiştir. Kürt illerinde ciddi tedbirler alınmazken, ihtiyaçlar karşılanmazken, başta PKK’li tutsaklar olmak üzere tüm devrimci tutsaklar, düşünce suç kategorisine giren binlerce tutsak tehlike ile burun buruna geldi. Yeni infaz yasası denilen yasa ile birlikte siyasi tutsaklar salı verilmeyerek ölüme terk edilmiş, zindanlar ölüm kaplarına dönüştürülmüş oldu.

AKP-MHP faşist iktidarın yanlış politikaları ve pratik uygulamaları salgınla mücadelede ciddi kuşkular uyandırmaktadır. Merkezi alınan kararlar ile hata üstüne hata yapılmaktadır. Yaşanan iç çelişkilerden dolayı su katılmamış faşist içişleri bakanı Süleyman Soylu istifa etmeye etmeye kadar gelmiş oldu. Gırtlağına kadar suça bulaşmış bu zat yürütmekte olduğu sistemin enkazı altında kalmıştır. Bu salgın karşısında faşist hükümetin yaptığı tek şey halkın boğazını sıkmak olmuştur. Bu akıl noksanı işler ile yoksul halk kesimleri çok ciddi bir riskle yüz yüze bırakılmıştır.

Her akşam açıklanan sayılar Türkiye’de yaşanan vahameti ve mevcut tehlikeyi ifade etmiyor. Çünkü erken tanı işlemi ağır ve yetersiz yapılmaktadır. Açıklanan oranlar gerçeği yansıtmaktan uzaktır. Savaşa ayırdığı kaynakları sağlık alanında kullanmıyorlar. Bu kafayla, yönetilen Türkiye, Korona’ ın yeni merkezi haline gelmesi kuvvetle muhtemeldir.

Koronaya karşı mücadelede devletten beklenti içine girmek büyük bir yanılgıdır. Halk kendi sağlığını devlette teslim etmemelidir. Kendi içinde çok sıkı dayanışma ve yardımlaşma ağlarıyla bu sürecin üstesinden gelmelidir. Komün tarzı örgütlenmelerle her alanda halk kendi ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilir. Gücünü ve imkanlarını birleştirerek örnek bir model oluşturmak mümkündür.