
2013 Newroz'unda Önder Apo'nun demokrasi ve çözüme gidecek bildirgesi okunduktan sonra hangi adımlar atıldı? Ortada olan sadece çatışmazlıktı. Ama bu çözümün kendisi değildi. Hükümet Kürt tarafının ısrarlı tavrı sonucu en son bir Çözüm Çerçeve Yasası'nı çıkardı. Bu yasada da tüm yetkiler hükümete verildi. Yasanın çıkması üzerinden aylar geçmesine rağmen somut hiçbir adım atılmadı. Hala Önder Apo'nun avukatlarına konan yasak bile kaldırılmadı. Heyetler oluşturulmadı. Basının ve başka heyetlerin İmralı'ya gitmelerine izin verilmedi.
Tarihsel bir sorunun çözümüne bu kadar tek taraflı, iktidar ve seçim kazanma odaklı yaklaşım nereye götürebilir ki. Nitekim gelinen noktada hükümet şaşkın, dağınık ve sağa sola savrulmuş, tehdit dolu bir dille vaziyeti korumaya calışıyor. Ortadoğu bu kadar karışmışken, kaos bu kadar derinleşmişken hala oyalama ve Kürt halkına düşmanlığa dayalı politikalarla barışa doğru yol alınabilir mi?
Kobanê direnişi safları iyice ayrıştırdı. AKP'nin maskesini düşürdü. AKP başından beri Suriye'deki İslami örgütlere, IŞİD'e destek verdi. İki bin TIR'la oraya silah ve malzeme taşındı. Bu silah ve yardımlarının IŞİD'e gittiği bugün daha iyi görülüyor. Binlerce militan Türkiye üzerinden serbestçe Suriye'ye aktarıldı.
Kobanê kırk günü aşan destansı bir direnişle Erdoğan'ın ve hükümetinin kimyasını bozmuşa benziyor. Bugün dünyada ve bölgede IŞİD'in insanlık karşıtı saldırılarına ortak tutum alınırken Türkiye engellemeye ve IŞİD'e destek sunmaya ve zaman kazandırmaya çalışmaktadır. Dünyada oluşan ortak tutuma karşı açıktan tavır alamazken, yine klasik Kürt düşmanlığını piyasaya sunmaya çalıştılar. PKK ve IŞİD'in farkı yokmuş, PYD de terör örgütüymüş. Kobanê'ye ABD'nin silah atması yanlışmış. Kobanê'ye öncelikle Özgür Suriye Ordusu gitmeliymiş, ikinci tercih ise peşmerge olabilirmiş vb vb.
PYD oyun içinde oyun oynuyormuş. PYD'nin, Kürtlerin aklı bu kadar politika ve taktik üretmeye uygun değilmiş, arkalarında bir başka, üst akıl varmış. Bu söylemler ve Kobanê'ye gidecek yardımları engelleme Kürtlere düşmanlıktan başka bir anlama gelmez. Erdoğan ve Türk yöneticilerinin zihniyetinde bir değişikliğin olmadığını, sömürgeci ve üsttenci davranmaya devam ettiklerini gösteriyor.
Biz yıllardır bu ırkçı kafalara anlatmaya çalışıyoruz. Kürtler artık eski Kürtler değildirler. Kırk yıldır direniyorlar, örgütlüdürler, bilinçlendiler. Kırk yılın birikimini, deneyimlerini Erdoğan anlaşılan dikkate almıyor. Devlete ve uluslararası dayanaklarına dayanarak Kürtlere karşı istedikleri gibi at koşturacaklarını sanıyorlar. Bu zihinleri ve çabaları Kürtlerin örgütlü direnişine çarpınca ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Azgınca tüm parçalardaki Kürtlerin kazanımlarına karşı düşmanlıklarını gizlemez hale gelmişler.
Erdoğan utanmadan PYD'nin ÖSO ile niye ortak hareket etmediğini söyleme cesaretini gösterebiliyor. Herkesin gözü önünde Türkiye'de, Suriye muhalefetine ait bazı güçlerle bir sürü toplantı yaptılar. Bu toplantılara PYD'yi katmadılar. Kürtlerin taleplerini içeren herhangi bir programın çıkmasına izin vermediler. Sanki demokratik bir program oluşturmuş ve Kürtlerin haklarını tanıyan bir ÖSO olmuş da Kürtler kabul etmemiş.
Erdoğan ya hükümetin ya da muhalefetin kuyruğuna takılmış, başkasının askeri olmuş Kürtleri arıyor. Kürtler bu kanlı iktidar kavgaları dışında kendilerini örgütleyerek ve koruyarak var olmak istediler. Türkiye bunu hazmedemiyor. PYD kendini koruma ve yönetme dışında hiç kimseye dokunmuş değildir. Buna rağmen Erdoğan bu kadar haklı ve meşru bir gücü terörist ilan etme cüretini gösterebiliyor.
Kobanê direnişi Ortadoğu'da Kürtlerin dinamik ve direngen bir güc olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Dünyada etkili bir destek ve sempati kazandılar. Türkiye bunu kabullenemiyor. Onun için yardımları engellemeye ve çamura yatmaya çalışıyor. Tek istedikleri Kobanê düşsün, Kürtler yenilsin ve Kürtlerin statüleri tasfiye olsun. Kürtler bu ırkçı ve düşmanlık üzerine kurulmuş politika ve oyunlara seyirci kalacaklar mı? Kalmayacakları kesin. Bu vahşi ve yıkıcı oyunlara karşı daha örgütlü ve direngen bir mücadeleye devam edecekler.