Türk Başbakanı, İsrail Gazze’yi bombalarken dünya basınına İsrail’in zulüm ettiğini, orantısız güç kullandığını, Gazze’ye olan saldırısının, İsrail’in bugüne kadar Filistin’e yönelik yaptığı, vahşi saldırılardan biri olduğunu, malüm egemen güçlerin İsrail’e arka çıktığını söylerken Türk polisi Dıyarbakır’da halka pervasızca saldırıyor ve aynı gece uçaklar Kürdistan’ı bombalıyordu ve “O malüm güçler” Türk devletine askeri ve diplomatik desteklerini sürdürüyordu. Oysa İsrail zulüm ediyor ancak hiçbir zaman Filistin halkını yok saymadı ve dilini yasaklamadı. Roboskî’de katledilen 34 gencin hesabını veremeyen ve tutumuyla, söyledikleriyle çelişkiler girdabında olan AKP iktidarı saldırdıkça Kürt ulusallaşmasının ve örgütlenmesin yükseliş trendini hızlandırdığını görmek istemiyor. Bir avuç aydın gençliğin başlattığı bu mücadele milyonları kucaklayıp sürekli büyüyorsa gerçeklerden ve çözümden kaçış nereye kadar?
“Ne iyi bir savaş ne de kötü bir barış vardır” diyor, Franklin. Ve bu yüz yılda hala Kürt halkının en doğal en insani haklarını tanımamak için savaş tercih ediliyorsa Türk halkı, çocuklarını, aşını emeğini bu kirli ve haksız savaşa kurban etmemelidir; çünkü algı sahibi herkes er ya da geç neye mal olursa olsun Kürt halkının haklarına kavuşacağını bilir.
Kendi aralarında asırlar boyu savaşan ve iki dünya savaşını yaşayan Batılı ülkeler savaşın bir çözüm olmadığını ve Avrupa Birliği projesi ile aralarındaki sınırları dahi kaldırmalarından bir ders çıkarılmalıydı. Ve bu devletler insanlarının daha iyi ve daha uzun yaşayabilmesi için akıl almaz buluşlar ve çabalar peşindeyken stratejik çıkarları için başka halkların biribirini kırabilmesinin projelerini üretiyorlar.  Bir gerçek varki, varolmak ve insanca yaşayabilmek için ölümü göze alanlar haklı olmanın verdiği cesaret ve direngenlikle her alanda savaşırlar. Bunun karşısında iktidarlarını her şey pahasına korumak isteyenler ise tarihe kaybeden sömürgeciler olarak geçeceklerdir.
 Karanlık ve aydınlığın fark edilişinden bu yana, Habil ile Kabil’in ilk kavgasının mayası, tüm Tanrı ve Tanrıçaların savaşlarının kıvılcımları dünyanın birçok yerinde sürebilir, ancak savaş kaçınılmaz bir durumsa, barış da kaçınılmaz olmalı. Çocukları katl edecek ve halka saldıracaksın. Dile kolay dört bin köyü haritadan sileceksin. Bunca yalan ve inkar üzerine kurulu bir sistemin elbette adım atmakta da zorlanmasını bir yere kadar anlayabiliriz, ancak bu kadarı da görülmemiş.
 Kürt sorununda cesur, çözümleyici, öngörülü ve akılcı  adımlar atmak sistemin çok yönlü değiştirilmesi ve demokratikleşmesi anlamına gelmektedir. Sorunun öznesi, Türk devletinin tarihsel hatalarını kabul edip sorunu uygar ve akılcı  yöntemlerle çözme yoluna gelememesidir. Bu statükocu zihniyet Türk ve Kürtler arasında düşmanlığı derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.
Çözüm için Kürt hareketi belli aralıklarla üstüne düşeni fazlasıyla yapmıştır. Türk devleti tüm bu barış girişimlerini  “Teslim oldular” biçiminde psikolojik savaş malzemesi yapmakla kalmadı, Cenevre Konvansiyonu’da ihlal ederek dönem, dönem barış için geri çekilmekte olan yüzlerce gerillayı katletti.  İki ayını geride bırakan açlık grevi direnişçileri kararlıydı; içte ve dışta önemli bir kamuoyu yarattıldı, ancak hakkını vermek gerek, AKP’de en insani en doğal hakları islamcılık adına tanımamakta kararlıydı. Kürtler barış ve huzurun gelmesi için kararlıydı, AKP çözümsüzlük için kararlıydı ve Kürt Halk Önderi Öcalan devreye girerek ölümlerin önüne geçti.
Kürt halkı siyasal bir çözüm istiyor, AKP’nin denetime aldığı basın maalesef savaşa hizmet ediyor, Kürt halkını, direnişçileri ve değerlerini kendisince aşağılıyor. Çözüme dair iyi bir niyet varsa öncelikle barışa dair iktidarın kendi dilini değiştirmesi ve basın yoluyla Türkiye’de yaratılacak pozitif bir konsensüs şarttır. Filistin ile İsrail arasında savaş sürerken Oslo’da görüşmeler sürüyordu. Yüreğinde insan sevgisi taşıyan hiç kimsenin istemediği bu savaş, biraz daha şiddetlenerek sürerse Türk cephesinde kaba taslak nelere yol açar: En barizinden Türkiye’ye savaş kaygısıyla dış yatırımlar azalır, turizm sekteye uğrar, Avrupa Birliği projesi askıya alınır ve Türkiye ekonomik ve siyasal açıdan yeniden doksanlı yıllara dönmesi ve Kürtlerin salt duygusal değil fiziksel kopuşuda hızlandırı.
Kürtler zaten yıllardır içinde bulundukları sefalete direniyorlar, direneceklerdir. Kürtlerde yükselen moral değerler, mağduriyet duygusu ve yanı başında kurulmuş Federal Kürdistan ve Suriye’de Kürdistan’ın da elde edilecek statü dikkate alınacak olunursa, Türkiye’nin Kürtlerle savaş yerine barışı tercih etmesi gerekirken savaşı tercih etmesi karşısında Kürtlerin haklı direnişiyle özgürleşmesi kaçınılmazdır. Dünyadan ve çağından habersiz, çıkarlarını halkların çıkarlarından üstün tutan ırkçı, Turancı takım aklıselim düşünmek zorunda. Er ya da geç ister istemez diyalog süreci başlamak zorunda. O halde acıları çoğaltmanın ve zamana yaymanın bir anlamı var mı?

dere@bluewin.ch