Bilindiği gibi başta M. Kemal olmak üzere Türkiye'yi yönetenler yönünü Batıya çevirdiler. Ve günümüze kadar da Ortadoğu'daki sorunlara fazla bulaşmamaya çalıştılar. Körfez savaşı sırasında T. Özal, Irak'a girmeye ve ABD ile ortak hareket etmeye çalıştı. Ancak ordu buna yanaşmadı. Bu yüzden Genelkurmay başkanı Necip Torumtay istifa etti.

Türk hükümetleri ve devleti yöneten güçler 1920'lerde çakılıp kaldılar. Kürt sorununu çözmediler. Dünya değişti, bölge değişti, Kürtler değişti ama onların ırkçı zihniyetleri, tek millet, tek dil politikaları değişmedi. Ancak Kürtlerin direnişleri ve örgütlenmeleriyle değişim kensidisini dayatmaya başladı. Ortadoğu'da Kürtlerin hareket alanı genişledi. Sorun artık giderek uluslar arası boyut kazandı. Güney'de Kürtlerin bir statüsü oluştu. Bunu önleyemediler. Şimdi Rojava'dakini önlemek için savaşı göze alacak kadar gözleri kararmış durumda. Irak'ta yaptığımız hatayı Suriye'de yapmayalım, diyorlar.

Türk ordusu Rojava sınırına büyük bir askeri güç yığmış durumda. Oradaki Kürt güçlerini bombalıyor. Suriye'nin Kuzeyinde bir Kürt oluşumuna izin vermeyiz, savaşı göze almışız, diyor. Aynı şekilde Irak'a, Başika bölgesine de askeri güçlerini getirmiş ve işbirlikçi güçleriyle, Irak devletine de oldu bitti yaparak Musul üzerinde hesap yapıyorlar. Buradaki esas amaç yine Kürtlerin birliğini önleme, KDP'yi yedekleme ve Şengal, Rojava sınırında PKK ve YPG güçlerini etkisizleştirmedir. 

AKP, Suriye'de sınır bölgesinin YPG veya Suriye güçlerinin denetimine girmemesi, DAİŞ, El Nusra gibi çetelere desteğini sürdürebilmek için Rusya'nın uçağını düşürmeyi bile göze aldı. İçeride zaten PKK'ye karşı topyekün bir savaş ilan etmiş ve amansızca sürdürüyor. Tarihlerinde ilk defa kendi yasalarını da tümden çiğneyerek, aylarca sokağa çıkma yasakları ilan ederek, şehirleri tanklar ve toplarla yıkarak katliamlardan sakınmadan dünyanın gözü önünde kendinden geçmişcesine savaşıyor.

AKP içeride varlığını ve iktidarını savaşa yatırdı. Bununla yetinmedi. Cumhuriyetin geleneksel Ortadoğu'daki çatışmalara dahil olmama politikasını da bir kenara bırakarak ancak savaşla müdahil olabilirim, Kürtlerin önünü kesebilirim anlayışıyla orduyu savaşa sürüklüyor.

Bu, cumhuriyet tarihinde dış politikada büyük bir eksen kayması, yeni bir durumdur. AKP, elindeki medya ile bu durumların tartışılmasını ve halkın tehlikeyi görmesini engellemeye çalışmaktadır. MHP 'daha fazla saldır' diye iktidarı desteklemektedir. CHP ise hiçbir politika üretememektedir. Ulusalcı gelenekle demokratik açılım arasına sıkışıp kalmış. Halkı ayağa kaldırıp güclü bir çözüm ve demokratik bir programla alternatif olamıyor. Tutarsız ve etkisiz eleştirilerle zaman kaybediyor. AKP ise bu durumlardan yararlanarak hem faşizmi kurumlaştırıyor hem de Türkiye'yi Suriye ve Irak'ta savaş batağına sürüyor. 

Türkiye'nin geniş bir muhalif çevresi var. AKP'nin ülkeyi içine sürüklediği tehlikeyi az çok sezenler, bilince çıkaranlar da var. Ancak geniş bir kesim de hala işlerin rayına gireceğini, bunun dönemsel bir politika olduğunu sanıyor. Ayrıca Cizre'de, Sur'da vb katliamlar, baskılar Kürtlere yönelik olduğu için fazla harekete geçmeye gerek yok, diğer taraflarda fazla tehlike yok, anlayışındalar. Kürtlere yönelik katliam ve baskılar muhalif kesimlerin bir kısmında bile içselleştirilmiş, normal karşılanır olmuş. Kürtlerin bir kısmı, legal alanda çalışan geniş kesimler AKP'nin ne kadar tehlikeli oynadığını hala anlamış değil. Bu öyle bir saldırı veya cezalandırma harekatı değildir. Düpedüz bir soykırım uygulamasıdır. Kürtlerin varlığını ve tüm kazanımlarını ortadan kaldırma planıdır.

Gelişmeler sağlıklı değerlendirilip demokratik mücadele ve örgütlenme bloku oluşturulmadıkça demokrasi güçleri etkisiz kalmaya ve faşizm yol almaya devam eder. AKP ve basını boşuna tüm katliamları desteklemiyor. Tek bir aykırı ve muhalif sese yaşam hakkı tanımıyor. Çünkü onlar Erdoğan ve AKP'nin ne yapmak istediklerini biliyorlar. Günlük talimat alıyorlar. Örgütsüz ve dağınık olan muhalif ve demokrasi güçleridir.

AKP'nin savaşı Ortadoğu'ya yayması, içeriyi ona göre dizayn etmesi iktidar hesapları için de uygun koşulları yaratmaktadır. Normal koşullarda Erdoğan başkan olamayacağını iyi biliyor. 7 Haziran seçimleri bunu gösterdi. İktidar olmak için bile savaş çıkarmaları gerekiyordu. Erdoğan'ın ben Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymam ve tanımam söylemi öyle sıradan bir söylem değildir. Kurmak istedikleri rejimle çelişen herkes ve her kurum hedeflenmekte, tüm engeller ortadan kaldırılmaktadır.

Erdoğan, Saddam'ı bile aratacak bir hoyratlıkla Türkiye'yi büyük bir tehlikeye atmaktadır. Bahar geldi. Kürdistan'da direniş ve savaş sertleşecek. Irak'ta Musul operasyonu gündemde. Suriye'de gelişmeler hızlı ve zemin oldukça kaygan. Bu gelişmeler dikkate alındığında özellikle baharın ve 2016'nın her zamandan daha fazla önem kazandığı ortada. 

Öncelikle Kürdistan'da AKP faşizmine karşı tüm güçlerin seferber olması hem katliamları önlemede hem de kazanımlarını artırmada yegane seçenektir. Cizre'de tarihi bir direniş sergilendi. Büyük kahramanlık örneklerine tanık olduk. Sur'da tarih yazıldı. Bu direnişlerle bütünleşmek, Mazlum ve Hayri'lerin geleneğine Cizre ve Surları da ekleyerek zafere yürümek dışında hiç bir yol kabul edilemez. Newroz ruhuyla Sur'u sahiplenmek ve kadim tarihine yaraşır özgürlük yürüyüşüne ihtiyaç vardır.