Reqa hamlesinden uzak tutulduğu anlaşılan, Minbic’e de yaklaştırılmayan AKP yönetimindeki Türk devleti, eski usul yeni oyunlarla Kürtlere saldırı planları yapıyor.

Geçtiğimiz gün SEGBİS sistemiyle Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde savunma yapan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın "Siyasi iktidar Ortadoğu politikasında yanlış ata oynadı. Türkiye halkları bu yanlış oyunun bedelini ödüyorlar. Biz o dönem gereğini söyledik. Yanlış yere sırtınızı dayıyorsunuz dedik. IŞİD'in geçişini sağlayarak hiçbir şey elde edemeyeceklerini belirttik; ancak yıllar boyu IŞİD'e oynamaya devam ettiler" şeklinde söz ettiği “yanlış ata oynama” iktidar tarafından yine tekrarlanıyor. 

Kobanê, Şehba ve Girê Spî'de (Til Ebyad) DAİŞ'i tehlike görmeyip YPG öncülüğündeki QSD hamlelerinde "Etnik temizlik yapılıyor, demografik yapı bozuluyor" iddiasına başvuran Türkiye, Urfa'da “Arap aşiretleri” dediği ancak sahada hiçbir karşılığı olmayan, ülkelerini bırakıp Türkiye'ye yerleşmiş kişilerle yaptığı toplantılara bir yenisini ekledi. 

Reqa, Hesekê ve Dêrazor bölgelerinde yaşadığı iddia edilen ve “El Cezire ve Fırat Bölgesi Suriyeli Aşiretler ve Kabileler Genel Kurultayı” adı altında yüksek güvenlik tedbirleriyle araya getirdiği şahıslardan, “Hep birlikte çabalarımızı Esed-Rus-İran ve Hizbullah ile DEAŞ ve PYD işgalini bitirmek için birleştirelim" açıklaması geldi. Suriyeli Aşiretler ve Kabileler Yüksek Meclisi adlı grubun sözcüsü Mudar Hamad El-Esaad'ın imzasını taşıyan yazılı açıklamada da yeni askeri yapının, Esed rejimi ordusundan ayrılan subaylar ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) komutanları tarafından idare edileceği bildirildi. Toplantıya katılan şahıslardan Şeyh Rafi er-Raco Ukla, Cizîrê Kantonu’nun “PYD’den temizlenmesi için kendilerine yardım sunulması” çağrısını yapacak kadar ileri gitti. Aynı şahıs konuşmasında Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a teşekkür etti.

Reqa hamlesi devam ederken

QSD'nin Reqa'yı özgürleştirmeye yönelik hamlesinin 3. aşamasında devam ettirdiği ve kentin tamamen kuşatılmasının an meselesi olduğu dönemde, saha karşılığı olmayan ve bunu da kendi öz güçleri değil de ÖSO grupları ve Esad’dan kopan çetelere umut bağlayarak deklare eden şahısların sonuç almasının mümkün olmayacağı belirtiliyor. Reqa operasyonunda yer alan bölgenin 13 büyük aşireti daha önce açıklama yapmış ve her aşamasında bulundukları operasyonun sonucunda Reqa Halk Meclisi ile kentlerini yöneteceklerini duyurmuştu. Aynı şekilde Dêrazor için de halk meclisinin kurulma aşamasında olduğu ve bölgenin ileri gelen aşiretlerinin tamamının yer aldığı ifade edilmişti. 

Türkiye’nin kucağında ilan edilen yeni ordunun hedef olarak gösterdiği ve savaşma cephesi olarak belirlediği güçlere bakıldığında Suriye’de herkes hedef haline getirilmiş. BAAS rejiminin hedef gösterilmesi açıkça Rusya’ya savaş açılması demektir. Çünkü Suriye ile Türkiye arasında varılan anlaşmaya göre Türkiye, BAAS rejimine ilişkin olumsuz, düşmanlaştırıcı herhangi bir açıklama yapamayacak. 

İran, devlet olarak ve Hizbullah ile birlikte açık hedef gösteriliyor. YPG ve Hesekê, Dêrazor çevresinin hedef gösterilmesi ise ABD’nin Reqa operasyonu ve operasyonu birlikte yaptığı gücün hedef gösterilmesi aynı zamanda kendisine karşı savaş açılması demektir. 

Kürtler ve Kuzey Suriye halklarına gelince; zaten Kuzey Suriye olarak ilan edilen Demokratik Federasyon sistemi Suriye topraklarının işgali olarak kabul edilerek hedef gösteriliyor. 

Bu toplantıda bir araya gelen ve sözde ilan edilen ordunun ne yapacağından çok, Astana 3 toplantısı gününe denk getirilmesi önemlidir. Türkiye’nin giderek kan kaybeden silahlı grupları bir arada tutmak için yeni isim ve gövde arayışı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Diğer önemli bir nokta ise önümüzdeki günlerde şu an sözde İdlip’te çatışan Nusra ve Ehrar Şam grupları ile Türkiye’nin gizli bir toplantı yaparak onları da bu yapının içine dahil edeceği yönünde gelen bilgilerdir. 

Bu girişimin diğer önemli bir noktası ise tamamen teşhir ve deşifre olan, MİT elemanları tarafından komuta edilen Sultan Murad, Semerkant, Sultan Abdulhamit, Liva El Hamza, Selahattinin Torunları ve Azadi gibi çeteler ile diğer gruplarını da bu yapının içine dahil ederek aklamaya çalışmasıdır. 

Hep de Urfa’da yapılıyor

Toplantının önemli bir noktası ise yine Urfa’da yapılmış olmasıdır. Çünkü 2012 yılında peş peşe iki sefer sözde Suriye’deki silahlı gruplar ve muhalefetinin toplantıları oldu. Bu toplantılarından sonra Efrîn, Qestel Cindo ve Serêkaniyê saldırıları başladı. Bu toplantıda kurulduğu ilan edilen ordu için Hesekê ve Dêrazor çevresinin birinci hedef olarak gösterilmesi önümüzdeki dönemde bu alanlara yani Rojava ve Kuzey Suriye topraklarına yönelik saldırıların olabileceğini gösteriyor. 

Türkiye denetimindeki gruplar ve aşiretler adıyla Urfa’da yapılan toplantı bir ilk değil. Son olmayacak gibi de görünüyor. Geçen sene de 15 Sünni ve Türkmen aşiretler adına böyle bir toplantı yapılmıştı. O toplantında da sözde bir ordu kurulmuştu. O ordunun hedefi o zaman sadece YPG, QSD ve denetimlerindeki alanlar gösterilmişti. Ancak sadece toplantı ve ilanla sınırlı kalmıştı. Yaz aylarına doğru ise bu kez çoğunluğu Astana 3 toplantısına katılmayan grupları bir araya getirerek bu kez de 'Kuzey Ordusu' adını verdiği bir oluşuma gitmişti. Bu oluşum da bir sonuç almamıştı. 

Aşiretlerin haberi yok

Toplantıda Şaitat Aşireti adına lideri Şeyh Rafi er-Raco Ukla konuşturuldu. Şaitat Aşireti, DAİŞ’ten en fazla zarar gören, ağırlıkta Dêrazor çevresinde bulunan aşiretlerden biridir. Şaitatlar, DAİŞ’e en fazla destek veren devletlerin de Türkiye ve Suudi Arabistan olduğunu biliyorlar. Aşiretin yüzlerce üyesi Ahmet Carba’nın kurduğu Kuvvet Ul Nuxbe gücü içinde yer alıyor. Bu güç de şu an Reqa'da QSD bileşenleri arasında operasyona katılıyor. Aşiret üyelerinden ulaştığımız bazı kişiler böyle bir liderlerinin olmadığını ve aşiret lideri adına böyle birinin konuşamayacağını vurguladı.

Üçlüye teşekkürün anlamı

Şaitat Aşireti adına konuştuğu belirtilen lideri Şeyh Rafi er-Raco Ukla’nın, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a yardımlarından dolayı teşekkür etmesi, Sünni cephenin başını çeken devletlerin dahlini gösteriyor. Zira daha önce Riyad’da gerçekleştirilen bir toplantıda bunun adı da Sünni Cephe olarak konulmuştu. Şu an Türkiye ile hareket eden ve 1. ile 2. Astana toplantısına katılıp 3. toplantıya katılmayan grupların hepsi içinde yer almıştı. 

Türkiye’nin sözde üçlü garantör olarak birlikte hareket ettiği İran ve Rusya ile Reqa hamlesine katılmak ve Minbic'te bir şeyler elde etmek için yalvardığı ABD ve Uluslararası Koalisyon’a rağmen böyle bir adım atması, bir anlamda intihar girişimidir. Bunun yanı sıra ordusuyla açık bir şekilde içinde yer alacağı bir bölge savaşının kararını vermesi demektir. 

Alternatif arayışı

Türkiye'nin söz konusu şahıslardan sonuç alamayacağını bile bile kucak açmasının asıl nedeninin; Reqa operasyonundan dışlanmanın alternatifi olarak bu şahısları kullanmak istediği belirtiliyor. TSK ile Şehba'da hareket eden ÖSO gruplarından “El Cezire ve Fırat aşiretleri ordusu" adlı bir askeri yapılanmanın çıkarılarak meşru güç sayılması ve Reqa operasyonunda bu güçlerin yer almasının sağlanması amaçlanıyor. Ancak tamamı ülkesini DAİŞ'e bırakıp kaçmış olan söz konusu şahısların, sahada mücadele eden tek ferdinin olmadığı bilindiğinden, söz konusu askeri yapının da Reqa operasyonuna dahil edilmesinin imkansız olduğu kaydediliyor. 

Türkiye daha önce de Halep, Şam çevresi ve İdlip kentinde başını El Nusra'nın çektiği "Fetih Ordusu" adlı yapılanmaya öncülük etmişti. Sonrasında Rusya ile düzelen ilişkilerle söz konusu yapılar yüzüstü bırakılmış ve grupların büyük kısmı İdlip kentine çekilmişti. 


URFA / MINBIC