Türkiye, Rusya uçağını düşürdükten sonra en kritik soru şuydu: Bu hamlenin ardında ABD’nin ve NATO’nun ne ölçüde desteği söz konusu? Birçok yorumcu Erdoğan’ın böyle iddialı bir hamleye tek başına girişmeyecek kadar rasyonel bir siyasi aktör olduğunu düşünüyordu. Toz bulutu dağıldığında, saldırının ABD’nin tartışmasız desteğiyle yapılmadığı görülüyor. Devletler, Türkiye’nin yaptığına benzer bir askeri hamleyi genelde üç şey için yapar. Birincisi, askeri anlamda caydırıcı olma kapasitesini arttırmak, yani karşıtına geri adım attırmak ya da karşıtını pasifize etme amacıyla. İkincisi, var olan siyasi dengeleri veya aleni bir gidişatı kendi çıkarları lehine bozma ihtimalini yaratma amacıyla. Bu amaç, aynı çatışma üzerinde söz sahibi olan güçler arasında kendi lehine ittifak bozma veya ittifak oluşturma yoluyla gerçekleşebilir. Her iki kriter de düşünülerek bakılacak olursa, Rusya uçağı düşürüldüğünden bu yana Türkiye’nin –en azından uluslararası alanda- iki bağlamda da başarılı olduğunu söylemek şimdilik mümkün değil. Bu askeri hamleye üçüncü gerekçe, Erdoğan’ın ‘Rus uçağı düşürmenin uluslararası alanda yaratacağı maliyet iç siyasette sağlayacağı faydadan daha az’ inancı olabilir.
Erdoğan’ın yeni hamlesi sonrasında Rusya, Suriye’deki Cihatçılara daha yoğun ve daha ölümcül şekilde saldırmaya başladı. Üstüne üstlük, Rusya, Türkiye’nin Cihatçılara askeri ve insani ikmal yolunu da bombalayarak Erdoğan’ın vekalet savaşında sahada var olan manevra alanını da daraltmaya başladı. Doğrudan Suriye’yi işgal etmediği sürece Türkiye’nin bu bağlamda kendi ellerini kollarını bağladığını söylemek mümkün. Velhasıl, Türkiye, Rusya’yı caydırmaktan ziyade bilakis Suriye’de desteklediği tüm radikal İslamcı grupları askeri anlamda daha da zora sokacak fiili bir durum yarattı.
İkinci kritere bakıldığında, Paris saldırıları sonrasında yeni ve daha güçlü bir IŞİD karşıtı ittifak oluşturma girişimi henüz başlamışken AKP’nin yaptığı bu askeri hamle, bu ittifaka ölü doğum yaptırma amacını taşıyor. Erdoğan’ın kısa vadede IŞİD’e karşı mücadele gündemini tersyüz ettiği doğru ama NATO ile Rusya arasında –Ukrayna üzerinden takip edilebilecek- bulaşıcı bir nifak yaratabildiği derecede başarısı ölçülebilir. Lakin Erdoğan’ın ABD ve NATO’dan henüz arzu ettiği ölçüde destek görmediği de aşikar. Türkiye’ye hoş görülmesi gereken kısmen haklı bir yaramazlık yapmış NATO çocuğu gözüyle bakılıyor. Türkiye’nin iki stratejik hedefi olan (1) Esad’ın gitmesi ve (2) Rojava’nın birleşmesinin engellenmesi ve güçsüzleştirilmesi Türkiye dışında hiçbir uluslararası güç için öncelikli değil. Haliyle, ABD pragmatizmini daha net seçimler yapmaya zorlayan Erdoğan’ın bu hamlesi, ABD ciddi bir adım atmadığı sürece karşılık bulamayacak.
Her savaşta olduğu gibi bu savaşın da diğer bir tarafı var ve Rusya’nın ‘Türkiye IŞİD’e destek veriyor’ propagandasından AKP çok etkilenmeyeceğini düşünüyor. Erdoğan, Suriye’de oynadığı ve maliyetini kaldırabileceğine inandığı kumarı, tükenmiş bir Suriye stratejisinde en dibi görmek adına değil daha diplerde hamleler yapabilmek adına da oynadı. İttifaklar bağlamında üzerine pek konuşulmayan nokta şu: Rusya uçağını düşürerek Türkiye, IŞİD dahil olmak üzere, tüm Cihatçı gruplar üzerindeki Rus saldırılarını arttırsa da diğer yandan da radikal İslamcı gruplar nezdinde prestijini ve hamilik rolünü arttırdı. Şimdiye kadar sürekli silah ve lojistik destek aldıkları Türkiye artık gölgelerinden arasından çıktı. Suriye’de çok parçalı bir şekilde Esad’a ve Kürtlere karşı mücadele veren Cihatçı grupları daha koordineli bir strateji çerçevesinde yeni bir varoluş savaşına sevk etmek anlamında Erdoğan’ın eli güçlendi. Diğer yandan, AKP’nin Rus uçağı düşürerek IŞİD’e daha fazla zaman kazandırdığı ve IŞİD ile de fakto ittifak ilişkilerini korumayı sağladığının da altı çizilmedi. O yüzden, AKP radikal İslamcıların hamiliği rolünü bir ileri aşamaya taşırken YPG kontrolündeki alanlara, özellikle de Efrin’e yönelik Cihatçı grupların saldırılarının artması hiç şaşırtıcı olmamalı.
Şimdilik reelpolitik bir temele oturtulması zor olan AKP’nin yaptığı bu askeri hamle, ya iç siyasette ya da dış siyasette ardından başka bir hamlenin gelmesiyle bir zemine oturabilir. Bu hamleye dair ihtimallerin başında, Kasım başında ilk kez ABD’nin ağzından duyduğumuz Türkiye’nin Kobanê ve Efrin arasında kalan 98 KM’lik sınırının güvenli hale getirilmesi mevzusu var. Pratik anlamda bunun nasıl mümkün olacağına ilişkin ABD hiç konuşmadı. Ama AKP’nin bu anlamda tasarrufu, bu alanın NATO güvencesinde işgal edilmesi. Suriye’de askeri sahada dengelerin değişmediği ve ABD pragmatizmi keskin dönüş yapmadığı sürece Rus uçağı düşürmenin AKP’nin bu planını daha da zora soktuğu ortada. O yüzden yüzümüzü iç siyasete çevirelim. AKP’li olmayan bir sürü siyasetçinin ve AKP’ye muhalif kalemlerin Rus uçağının düşürülmesi konusunda açık desteğini aldığını gördüğümüz Erdoğan’ın başkanlık sistemini getirmesi için önünde nasıl bir engel kaldı? Erdoğan, 1 Kasım seçimlerini Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaşarak kazandı. Başkanlık seçimini de -maliyetini kaldırabileceğine inandığı- Rusya’ya karşı savaş politikası söylemiyle kazanmaya inanıyor olamaz mı?