
Suriye’deki Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Üyesi Aldar Xelil, Türkiye’nin Suriye politikasının merkezinde ‘Kürt kazanımlarını nasıl engellerim’ mantığının olduğunu söyledi. Türkiye’nin Suriye’deki demokratik değişimi engellemeye çalıştığını belirten Xelîl, Türkiye’nin Kürtlerin haklarını kazanmaması için provokasyonlara başvurabileceğini dile getiriyor.
TEV-DEM üyesi Aldar Xelîl, Türkiye’nin Suriye politikasını yazdığı makalede şöyle yorumladı:
Amaç kazanımları engellemek!
Türkiye devleti son günlerde Suriye politikalarında kaybettiği etkisini yeniden kazanma peşine düşmüştür. Suriye politikasını Batı Kürdistan halkının kazanımlarını engeleme konseptine oturtmuş Türkiye devleti, izlediği politik taktikleri tutmayınca, tehlikeli provokasyonlara başvurma dönemine girmiştir.
2002’den bir buçuk yıl öncesine kadar Suriye rejimini markaja alarak oyalamış, her koşulda yanında olacağı vaadlerinde bulunarak Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere hazırlıksız yakalanmasına yol açmıştır. Suriye rejimini Kürt Özgürlük Mücadelesi’ne karşıt bir konsepte dahil etmiştir. Suriye rejimi Kürtlere yönelik politikasında Türk devletinden daha fazla Türk devlet konseptini uygulamıştır: Kürt katliamı yapmış, işkencelerde Kürtleri katletmiş, binlercesini tutuklamış, onlarca Kürt’ü Türkiye’ye teslim etmiştir. Bu Türkiye’ye güven vermiş, iki devlet ortak bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar siyasi, diplomatik ilişkiler geliştirmiştir. Türkiye dürüst olmadığı için, 15 Mart 2011’de başlayan Suriye içi muhalefet süreci ile bu defa muhalif güçlere silahlı mücadele vermeleri halinde her türlü desteği sağlayacağını açık-gizli ifadelerle, sözler vererek muhalefetin demokratik siyaset yapmasını engellemiştir. Dolayısıyla Suriye’deki ölümlerden rejim ve muhalifler kadar Türkiye de sorumludur. Bu konularda bilgi ve belge sahibiyiz.
Türkiye son bir buçuk yıldır Suriye’yi içi kargaşaya, savaşa sürükleyerek demokratik değişimini tümden çıkmaza sürükleme taktiğini yürütmektedir. Türkiye devleti, Suriye’deki muhalefetin demokratik siyaset yöntemleri ile mücadele etmesini engeleyen temel güçtür. Birkaç gün önce basın yoluyla deşifre olan Türk Dışişleri Bakanlığı belgesinin bu konsepti nasıl planladığı ana hatları ile kamuoyuna da yansımış bulunmaktadır. Bu plan ve stratejisi Suriye’nin sosyal, siyasal, jeopolitik nedenlerden kaynaklı tutmamıştır.
Türk devletinin Suriye’deki değişimi engellemesinin başlıca sebebi Kürtlerin kazanımlarını engelemektir. İzlediği bu poltika tutmamış, Suriye politikasında yalnızlaşmış ve giderek devre dışı kalmıştır.
Provokasyonlara dikkat!
Suriye’de değişim kaçınılmazdır. Bu değişimde Batı Kürdistan Kürtleri Demokratik Özerklik sistemlerini kuracaktır. Bu adım TC’nin Kuzey Kürdistan’da yürüttüğü inkar ve imha siyasetini ve Kürt düşmanlığınına endeksli politikasını önemli oranda boşa çıkaracaktır. Bunu iyi bildiği için yeni taktiklere dayalı bir hamle sürecini ile bu süreci baltalamak istemektedir. Bu hamle sürecinin provokasyonlar üzerinden gelişeceğine dair güçlü işaretler vardır. İlk somut işaret Suriye hava sahasında uçurduğu için düşürülen keşif uçağıdır. Bu uçak düşmemiş olsaydı da „uçağımıza ateş edildi“ diyecekti.
Bu tam bir „Osmanlı oyunu“dur. Bu olayda Türk devleti „bir taşla bir kaç kuş vurma“yı hedeflemiştir. Birincisi; Suriye’ye dışardan askeri müdaheleyi bir NATO kararı olarak yaptırmak, buna öncülük etmek ve herkesi kendi politikasına çekmek istemesidir. Burada Kürt düşmanlığı ve Neoosmanlıcı politikası kendisini yöneten NATO’yu ‘kandırır mıyım’ fikrine götürmüştür. İkincisi; Suriye’nin Rusya politikasından çok ciddi rahatsız olduğu için NATO’yu Rusya’nın karşısına dikebilir miyim hesabı yapmıştır. Bu tutmayınca Erdoğan, Putin’i arayarak bir anlamda özeleştiri yapmıştır. Üçüncüsü; bu uçak hadisesini tam da HPG gerillarından darbe yediği günlere denk getirtmiş ve iç gündemini saptırarak nefes almıştır.
Bu „Osmanlı oyunu“ tutmamış ancak yeni provakasyonlar için „sınıra“ yakınlaşmıştır. Suriye politikasında askeri angajmanlarını değiştirme vesilesi yapmıştır. Ve böylece Suriye sınırına askeri yığınak yapma gerekçelerine yalandan haklı gerekçeler yaratmıştır.
Bundan sonraki ikinci provakasyon adımına gerekçeleri Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin Batı Kürdistan’daki faaliyetleri olacağını belirtmek mümkündür. Bir süre önce basına düşen Dışişler Bakanlığı gizli belgesinde de belirtmiş olduğu gibi. Buna dönük ilk işaret iki gün önce propaganda yapmaya başladığı „sınırın sıfır noktasında PKK bayrağı“ haberleridir. Türk devletinin Suriye poltikası „kendin pişir kendin ye“ derecesine düşmüştür. Elindeki argümanlar demokratik haklılığa dayanmadığı için herkesi kendi oyunlarına dahil etmeye zorlamış ve provokasyonlara başvurma noktasına gelmiştir. Yeni provokatif adımlarında argüman olarak Kürt halkının demokratik mücadelesini daha çok kullanmaya karar vermiş olduğu görülüyor. Dolayısıyla Batı Kürdistan Kürtlerinin mücadelesini yeni provokasyonlara her zamandan daha çok gerekçe yapmak isteyecektir.
Çatışmaları derinleştirir
Suriye’deki gelişmeler barışçıl siyaset ile çözüme doğru gittikçe Türkiye’den „hır gür“ sesleri daha fazla yükselmektedir. Suriye’deki değişim Suriye halklarının demokratik talepleri doğrultusunda gerçekleştikçe Türkiye merkezli tehlikeler de artmaktadır. Bu tehlikeler; Türk devletinin kendine yakın kimi muhalif gruplarla çatışmaları derinleştirmesi, kendine bağlı Kürtlerle Batı Kürdistan’ı karıştırması, istihbaratıyla Batı Kürdistan’da patlamalar ve suikastler yapması olacağını belirtmek mümkündür.
Türkiye Kürt inkar ve imha siyasettinden vazgeçmedikçe Suriye’de iç savaş yandaşı ve savaşın tarafı olmaya devam edecektir. Suriye ile savaşın eşiğine gelmiş olmasının nedeni bu siyasetidir. Barış için, demokratik komşu bir ülke için Türkiye demokratik kamuoyunun yaşanan gelişmeleri AKP ve Erdoğan’ın söylemlerinden değil, bölgenin siyasal realitelerden okuması, mevcut politikaların Türkiye’yi savaş çıkartan ve bu yetmezse direkt savaşa giren devlet olmaktan çıkarması tarihi görevidir. Ortadoğu sadece Türkiye değildir. Türk halkına propaganda edildiği gibi Türkiye’nin ve AKP’nin bölgede etkisi yoktur. Etkili olmaya çalışan politik merkezler bellidir. AKP bu merkezlere yakın durma mesafesine paralel bir örtü olarak kullanılmaktadır. Mısır’daki gelişmeler bununda sonunu getirmiştir. Dolayısıyla Suriye’ye ve Türkiye’ye sadece AKP merkezinden ve TBMM’den değil, tüm bölgesel gelişmeler kapsamında Batı Kürdistan’dan ve Suriye’den bakmak gerekir. Çünkü buralarda esen rüzgarın yönü başkadır. Bu halkların demok ratik birliği için olması gereken doğru yaklaşımdır.
HABER MERKEZİ