PKK’nin kurucularından ve kadın özgürlük devriminin yiğit militanlarından Sakine Cansız ve iki yoldaşı Fidan Doğan, Leyla Söylemez’in Paris’te katledildiğini büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. Katilleri nefretle lanetliyor, bu büyük devrimciyi ve arkadaşlarını minnet ve saygıyla anıyoruz. Sakine Cansız, Dersim katliamının öfkesini yüreğinde ve beyninde taşıyan, bu öfkeyle ve bilinçle Kürt Özgürlük Hareketi’ne katılan büyük bir kadın devrimciydi. PKK’nin kuruluş kongresindeki tek kadın olması, zaten onun nasıl bir kişilik sahibi olduğunu ortaya koymaktadır. Böyle bir tarihi kişilik olmanın yanında Diyarbakır cezaevi direnişinin de sembol ismiydi.

Sakine Cansız, Diyarbakır zindan direnişinin öncülerinden olduğu gibi, en temel moral güç kaynağıydı. Diyarbakır zindan direnişinin 12 Eylül’ü yenilgiye uğratmasında Sakine Cansız’ın duruşunun ve direnişinin de çok önemli bir payı vardır. Hem PKK’nin kurucularından olmasından hem kadın özgürlük militanlığının öncüsü olmasından hem de Diyarbakır zindanı direnişindeki duruşu nedeniyle Kürt halkı ve tüm dünya kadınları ona çok şey borçludur. Ona sahiplenmek, Kürt’ün sömürgeciliğe karşı öfkesine, özgürlük tutkusuna ve kadın özgürlük mücadelesine sahip çıkmaktır. O, hakkında çok şey yazılacak bir militandır ve yazılacaktır da. İlk görev, onun cenazesine sahip çıkmak ve layık olduğu biçimde toprağa vermektir. Kesinlikle çok sevdiği Dersim dağlarına gömülmek isterdi. Umarız bu isteği de mutlaka gerçekleşir. Onu bundan sonra da anlatmaya devam edeceğiz.
***
Yıllarca Kürt sorununu çözmek istemeyenler ya da çözümünü bilinmeyen bir zamana erteleyenler her zaman Türk toplumunun hassasiyetlerini ileri sürmüşlerdir. Son gelişmeler iyice netleştirmiştir ki, Türkiye toplumu Kürt sorununun demokratik siyasi çözümüne hazırdır. Kürt halkı gibi Türkiye halkı da adil demokratik bir barış istiyor. Türk devletinin savaştaki ısrarını kabul etmiyor. Dolayısıyla Türk toplumunun hassasiyetleri denilen, siyasi oligarşinin şovenist ve kültürel soykırımcı hassasiyetleridir.
Türkiye toplumu Kürt sorununun çözümüne hazırdır. Kürt Halk Önderi ve PKK’nin muhatap alındığı bir çözüme itirazı yoktur. Çözüm istemeyenler siyasi oligarşidir. Siyasi oligarşi çözüme hazır oluğu an Kürt sorunu kısa sürede çözülecektir.
MHP çözüm istemiyor, MHP’nin de bir tabanı var denilmektedir. MHP tabanında çözüm istemeyenler çoğunluk olabilir. Ancak bu tabanın da en az üçte biri Kürt sorununun çözümüne itiraz etmez. Siyasi iktidar ve devletin büyük bölümü çözümden yana tavır koyduğunda MHP tabanının yarısı da bu çözüme karşı bir tutum göstermez.
MHP’ye bakarak Kürt sorununda çözüm aramaya çalışmak ipe un sermektir. Çünkü MHP hiçbir zaman bir çözüme razı olmayacaktır. Ya da Kürtleri en aza razı etmek için bu tutumu sürdürecektir. Zaten MHP’nin Kürtleri en aza razı etmek için devletin derinlikleri tarafından kullanıldığı söylenmektedir. Hatta devletin istihbarat örgütleri her zaman böyle bir siyasi akımın varlığını gerekli görmektedir. Bu tür bir hareketin gerekli görüldüğü alanlardan biri de Kürtlerin temel demokratik haklarına göstereceği tutumdur.
MHP’nin desteği alınarak bu sorun çözülmez. Dünyanın hiçbir yerinde de bu tür sorunlarda şovenist-faşist güçlerin desteği alınmamıştır. Çünkü alınamaz. Kuşkusuz faşist olmayan sağ siyasi akımların bu tür süreçlerde yer alması söz konusudur. Ancak şovenist-faşist siyasi akımların desteğini bu tür sorunlarda almak mümkün değildir. Bu açıdan bu süreçte MHP’nin de desteği alınmalıdır demek gerçekçi değildir. Politik olarak bu söylemde bulunulabilir; ama desteğin geleceğini beklemek çözümsüzlüğü sürdürmenin başka bir ifadesidir.
AKP Hükümeti çözümde kararlı olursa her sorun çözülür. Çükü kalıcı bir çözüme BDP destek verir. Bazı fireler olsa da CHP’nin üçte ikisi böyle bir çözümü kabul eder. Yüzde yetmişlik bir siyasi zeminde bu sorun çözülür. Bu da bugün hem toplumsal tabanda hem de eğer hükümet çözüm iradesi ortaya korsa siyasi alanda da vardır. Dünyanın hiçbir yerinde toplumsal taban olarak da siyasi güçler olarak da yüzde yüzlük bir destek alınmaz. Demokrasinin belirli düzeyde geliştiği ülkelerde bile bu tür konularda belirli oranda karşı çıkanlar olur. Dolayısıyla Türkiye’de ne toplumsal alanda ne de siyasi zeminde çözümün zemini yoktur denilemez. AKP de, CHP de çözüm karşıtı görünmek istemiyorlar. Çünkü toplumun çoğunluğunun çözüm istediğini biliyorlar. Çözüm karşıtı göründüklerinde oylarının düşeceğini görüyorlar.
Türkiye toplumunun Kürt sorununun çözümünü istemesi çok önemlidir. Emekçiler, kadınlar ve gençlerin çoğunluğu kesinlikle çözümden yanadır. Aleviler zaten çözümden yanadır. Türkiye’nin en temel demokrasi sorunu olan Kürt sorununun çözülmesi Türkiye’de demokratikleşmenin yeni bir boyut kazanacağını, bunun da Alevilerin sorunlarının çözümünü kolaylaştıracağını ve yakanlaştıracağını biliyorlar. Kürt sorunu gerçek anlamda çözüldüğünde Türkiye’de demokrasinin ayağındaki zincirler de çözülecektir. Çünkü şimdiye kadar Kürtler yararlanmasın diye demokratik adımlar atmaya karşı direnç gösteriliyordu.
Toplum çözümden yanadır. Ancak politik oligarşide hala çözüm zihniyeti, niyeti ve iradesi yoktur. Bu nedenle siyasi güçler bu olumlu ortamı çözüm için değerlendirmiyorlar. Hatta AKP’de olduğu gibi çözüm beklentisi yaratarak çözümsüzlük üzerinden iktidarını sürdürmeye çalışılıyor. Kimi siyasi güçler de çözülmeyen sorun üzerinden çözüme karşı çıkarak politik varlığını sürdürüyorlar.
Bu durumda demokrasi güçlerine büyük görev düşüyor. Toplumun çoğunluğu çözüm istiyorsa, kalıcı ve adil çözüm önerileri, projeleri üzerinden çözüme sahip çıkarak, çözümü dayatarak siyasi ağırlıklarını koyabilirler. Demokratik Toplum  Kongresi-Partisi Kürt sorununun demokratik çözümünü isteme üzerinden bir hamle yapabilir ve kendini etkili kılabilir. Böylece hem hükümeti ve diğer siyasi güçleri çözüme zorlar, hem de Türkiye’de etkili alternatif bir demokrasi hareketi ortaya çıkarırlar. Bu açıdan radikal demokratik güçlerin bu süreçte toplumun Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme arzusuna karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir.
Alevi örgütleri de, kurumları da bu süreçte Kürt sorununun demokratik çözümünü isteyerek ve çözüm için destek vererek demokrasi mücadelesinde ağırlıklarını koyabilirler. Bu konuda tutumlarını ortaya koyarak kendi doğal demokratik haklarını da gündemleştirip tüm topluma iletirler. En temel demokrasi sorunu konusu gündemdeyken kendi demokratik taleplerini daha geniş kesimlere iletme fırsatı da bulurlar.
Türkiye toplumu Kürt sorununu çözme ve Türkiye’nin demokratikleşmesine yatkın ve hazırdır. Ancak siyasi oligarşi devletçi karakteri nedeniyle hala çözüm için tam bir iradeye sahip değildir. Eğer sadece siyasi oligarşiye bırakılırsa sorun yine çözülemez. Bu açıdan tüm demokrasi güçleri mevcut toplum zeminini de değerlendirerek Kürt sorunun çözümü Türkiye’nin demokratikleşmesi ekseninde demokratik mücadeleyi ve direnişi geliştirerek siyasi oligarşinin çözüme yanaşmayan, hatta engelleyici tutumunu kırmalıdırlar. Bu sağlanırsa Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi uzak değildir.