HDP şu anda Türkiye siyasetinin temel gündemi haline gelmiştir. Türkiye’nin tek yeni partisi olduğu hemen herkes tarafından anlaşılmıştır. Türkiye’de siyaset o kadar kirlenmiştir ki, Türkiye’nin temel sorunlarını çözmekten o kadar uzaktırlar ki, HDP’nin Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm getireceği inancı ortaya çıkmıştır. Sadece Türkiye’deki durumu değil, Ortadoğu’daki durumu görenler de HDP’nin zihniyet ve politikalarını kurtuluş yolu olarak görmektedirler. Çünkü Ortadoğu’daki sorunlar ve yaşananlar da Türkiye’yi yakından etkilemekte, Türkiye halklarını ürkütmektedir. HDP’ye ilginin artması ve herkesin HDP’nin söylediklerine kulak kabartması bu nedenledir.

Önder Apo’nun demokratik ulus projesi, demokratik topluma dayalı demokratik konfederalizm ve demokratik özerklik sadece Türkiye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun sorunlarına çözüm getirecek mucize ilaç gibidir. Sorunları yaratan zihniyetleri aşan ve sorunlara çözüm bulacak başka bir proje yoktur. Önder Apo’nun ortaya koydukları dışında hiçbir ideolojik ve siyasi görüşün sorunlara çözüm bulması mümkün değildir. Nitekim sorunlara bir çözüm bulunamamaktadır. Her müdahale sorunları daha da ağırlaştırmaktadır. Ortadoğu’da ağır bedelleri olan bir kaos yaşanmaktadır. İşte bu ortamda Önder Apo’nun görüşleri bir ışık gibidir. Bu net görülmektedir. Eğer Rojava Devrimi dünyada etki yaptıysa, bunun nedeni demokratik ulus projesi ve demokratik topluma dayalı demokratik konfederalizm sistemidir. Bu da kantonlar biçiminde somutlaşan demokratik özerkliğe tekabül etmektedir. 

HDP de demokratik ulus projesini Türkiye’de kendinde somutlaştıran bir partidir. Türkiye’de sorunları yaratan, farklı kimlikleri yok sayan tek tipleştirme sistemidir. Bu zihniyet antidemokratik olduğu için tüm yaşam alanlarına yansımaktadır. Türkiye’de demokratik zihniyet olmadığı için sorunlara çözüm bulunmuyor. Bu durumu yaratan ise tekçi zihniyettir. Dolayısıyla tüm sorunların kaynağı bu zihniyettir. HDP, demokratik ulus anlayışı ile sorunlara bakınca her sorunun nasıl çözüleceği ortaya çıkmaktadır. Nitekim HDP’nin tüm önerileri sorunları çözücü görünmektedir. Çünkü tekçi zihniyeti aşarak düşünüldüğünde çözümler bulunulmaktadır. Tekçi zihniyeti aşmak, düşünce ve politikadaki tüm zincirlerin kırılmasını sağlamakta yaratıcı düşünce ve politika ortaya çıkarmaktadır. 


Demokratik ulus anlayışı birleştirir0

Demokratik ulus zihniyetiyle olaylara bakınca kördüğüm olmuş sorunların çorap söküğünün çözülmesi gibi çözülebileceği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu açıdan demokratik ulus anlayışı sosyolojide bir devrimdir. Kuşkusuz Avrupa’da ve başka alanlarda da farklılıkların kabul edilmesi eğilimi gelişmektedir. Ancak devletçi zihniyet, hegemonya ve buna dayalı hiyerarşi aşılmadığından sorunlar tam çözülmemektedir. Tam demokratikleşme ortaya çıkmamaktadır. Demokratik ulus teorisi ise kapitalist modernitenin yarattığı tüm sorunlara köklü çözüm getirme niteliğine sahiptir. Demokratik ulus zihniyeti, demokratik toplumu, bu da demokratik konfedarlizmi koşullar. Demokratik konfederalizm ise farklılıkların özgürlüğünü ve özerkliğini koşullandırmaktadır. Bu, bir yönüyle devlet ister tanısın, ister tanımasın demokrasi içinde demokratik özerkliğin gerçekleşmesidir. Bu durumda demokratik özerklik, devletin tanıdığı bir durum değildir; demokratik toplum ve buna dayalı demokrasinin doğal halidir. 

Demokratik ulus anlayışı yerleşince, farklı kimlikler tanınınca bu ister istemez bu kimliklerin kendi özgünlükleriyle örgütlenmesi ve kendi sorunlarını kendileri çözmesi anlamına gelmektedir. HDP’nin demokratik ulusun çatı patisi haline gelmesi, tüm farklılıkların kendisini özgün örgütlenme ve pratikleşmesi anlamına gelmektedir. Bu da farklılıkların sorun yaratması değil, birbirini tamamlaması ve güçlendirmesi olmaktadır. İşte Türkiye halkları, demokrasi güçleri, kadınlar, gençler ve emekçiler bunu anladıkları için HDP’ye yönelmektedirler. HDP’nin demokratik ulus anlayışının birleştirici ve güçlendirici sihri halklar ve topluluklar tarafından anlaşılmış bulunmaktadır. 

Kapitalist sistem ve onun temsilcisi emperyalistler böl-parçala-yönet politikası izlerken, demokratik ulus ise toplumları birleştirici rol oynayarak emperyalistlerin bu projesini hem boşa çıkaran hem de alternatif olan bir niteliğe sahiptir. Demokratik ulus, halkları ve toplumları birleştirme projesidir. Kapitalist modernite ise parçalayandır. Demokratik ulus projesi, küçük devletçikler kurma projesi değildir, aksine birbirinden kopma ve karşıtlaşmaya karşı birbirini tamamlama ve birleştirme projesidir. Özcesi, demokratik ulus projesi, ulus-devletçi zihniyetin parçalama ve karşıtlaştırma projesine karşı bir projedir. Şimdi Ortadoğu’da bu iki proje birbirine karşı mücadele ve alternatif içindedir. 


Ortak yaşam projesi

Kapitalizmin böl-parçala-yönet politikasına dur diyecek politika ulus-devlet anlayışı değil, demokratik ulus anlayışıdır. Ulus-devlet anlayışı tam da kapitalist modernitenin böl-parçala-yönet anlayışına hem zemin sunar hem de bu projenin pratikleşmesi anlamına gelmektedir. Demokratik ulus anlayışı, her ulusu ve farklılığa bir devlet anlayışı yerine, demokratik ulus içinde ortak yaşama projesidir. Sosyalizmi de etkileyen “her ulusa bir devlet” anlayışı kapitalist modernist anlayıştır. Demokratik ulus, demokratik konfederalizm ve demokratik özerklik ise gerçek sosyalizm anlayışıdır. Demokratik ulus anlayışında ister küçük, ister büyük olsun, demokratik ulusu oluşturan her birimin eşitliği vardır. Hiçbir kimlik ve farklılık, hiçbir gerekçeyle bir üstünlüğe sahip değildir. İşte bu nedenle HDP’nin de savunduğu demokratik ulus zihniyeti herkese çekici gelmektedir. Herkes bu anlayışta sorunlara çözüm görmektedir.

Demokratik ulus anlayışının olduğu yerde hiçbir çatışma yaşanmaz. Ne etnik, ne de inançsal bir çatışma yaşanır. Zaten Türkiye ve Ortadoğu’nun aradığı da budur. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi’nin itibarı ve siyasi etkisi Ortadoğu’da artmıştır. AKP’nin yaratmak istediği Türkiye ise eski zihniyeti yeni koşullarda sürdürmeyi hedeflediğinden tüm Ortadoğu halkları tarafından tehlikeli görülmektedir. Erdoğan’ın esasta sadece Türkiye’yi bölgede hakim kılmak istediği, İslami söylemi ise bu karakterini gizlemek için kullandığı düşünülmektedir. Zaten yeni Osmanlı zihniyeti ve politikası olarak görülmesi bu nedenledir.


HDP projesi tuttu

HDP’nin oluşumu, söylemi ve pratikleşmesi, demokratik ulus anlayışı temelinde olduğundan Türkiye’de bir rahatlama yaratmıştır. Şovenist siyasi grup ve elitler dışında, bunların baskısı, etkisi altında olanlar dışında tüm Türk halkı da HDP’nin yaklaşımından rahatlamış bulunmaktadır. Bir bölücülük durumunun olmadığını görmüşlerdir. Başta Kürtler olmak üzere tüm farklı kimlikler ise asimile ve soykırıma uğramadan kendi kimliklerini özgürce yaşayıp geliştirecekleri bir proje olarak gördüklerinden kendilerini demokratik ulus projesine sahip HDP’de görmüşlerdir. Demokratik ulus, ne bölücülüktür, ne parçalamadır, ne de kendi kimliği, kültürü ve özgürlüğü ve öz yaşamından vazgeçmektir. Halkların aradığı budur. Çünkü halkları güçlendirecek, barış ve istikrar içinde yaşamalarını sağlayacak olan bu projedir.

HDP projesi tutmuştur. Eğer doğru anlaşılırsa Türkiye’nin umudu haline gelir. AKP’yi de, CHP’yi de aşar. Bu projenin anlaşıldığı yerde MHP’nin beslenme kaynakları kurur. AKP şu anda MHP’nin beslendiği kaynağı ayakta tutuyor. Bu proje anlaşıldığında AKP’nin din istismarcılığı da son bulur. Çünkü demokratik ulus anlayışında tüm inançlar da hiçbir vesayet altında olmadan özgürce varlıklarını sürdürecekler ve daha fazla toplumsallaşacak ve toplum yaşamında yerlerini alacaklardır. AKP gibi partiler dinin özgürleşmesinden ve vesayetten kurtulmasından korkmaktadırlar. Demokratik ulus projesi anlaşıldığında CHP ya ulusalcı ve devletçi damarlarından vazgeçip sol demokrat bir tutum gösterecektir ya da aşılacak ve misyonunu yitirecektir. Çünkü beslenecek kaynağı kalmayacaktır.


HDP düşmanlığında yarışıyorlar

Şu açıktır, HDP Türkiye’de bir siyasi deprem yaratmış bulunmaktadır. Eski sistemden nemalanan kesimlerin HDP karşıtlığının artması bundandır. HDP korkusu sistemin uçlarını birleştirmektedir. Birbiriyle kavgalı olan sistem partilerini birbiriyle yakınlaştırmaktadır. Dikkat edilirse AKP MHP’ye fazla saldırmamaktadır. Hatta CHP ile de eski kavgayı bırakmışlardır. AKP’lilerin işleri güçleri HDP’ye karşı özel savaş yürütmektir. Tayyip Erdoğan ve Doğu Perinçek’in HDP düşmanlığında ittifak yapmaları bu gerçeği ortaya koymaktadır. Şu anda HDP düşmanlığında birinci sıra Doğu Perinçek’in vatan partisi, ikinci sıra ise AKP’dir. Daha doğrusu HDP düşmanlığında yarışmaktadırlar. Çünkü HDP güçlendiğinde bu iki siyasi akımın da dayandığı kaynaklar giderek kuruyacaktır. 

HDP’ye düşmanlık, esas olarak Kürt halkıyla Türkiye halklarının eşitlik, özgürlük ve demokrasi paydasında buluşmasınadır. Kürt Özgürlük Hareketi, yıllardır Denizlerin, Mahirlerin, İbrahim Kaypakkayaların, Hakilerin ve Kemal Pirlerin özlemi olan Türkiye halklarıyla Kürt halkının ortak mücadelesi ve bu temelde demokratik birlik içinde yaşaması için büyük çaba göstermektedir. Ancak Türk devleti bu birlikteliği önlemek için büyük bir çaba göstermiştir. Çünkü bu ortaklık gerçekleştiğinde, Türkiye’deki otoriter, baskıcı, antidemokratik sistemi sürdürmek mümkün değildir. Halkların kardeşliği ve ortak mücadelesi gerçekleştiğinde Türkiye’nin demokratikleşeceğini biliyorlar. 


HDP gerçeği karşısında 

hiçbir yalan tutmaz 

Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi de Kürt sorununun çözümüdür. Kürt sorununun çözümünü önlemek için halkların bir araya gelmesini engelliyorlar. Şimdi HDP çatısı altında birlik sağlanınca çılgına dönmüşlerdir. Halkların birlikteliğinde kendi sonlarını görmüşlerdir. HDP’ye bu kadar saldırılmasının nedeni budur. Şimdiye Kadar halkları birbirine düşman yaparak hem Kürtlerin özgürlüğünü engelliyorlardı, hem de halkların özgürleşeceği demokratikleşmeyi. Böylece Kürtler üzerinde soykırımcı; halklar üzerinde ise sömürücü egemen politikalarını sürdürüyorlardı. HDP ile bu düzenin sonuna gelindiğini gördüklerinden HDP’ye saldırılarını arttırmışlardır. Ancak korkunun ecele faydası yoktur. Halklar geleceğini ve özgür yaşamını HDP’de görmüşlerdir. Artık bu akış durdurulamaz. 

HDP’nin başarılı olduğunu gördüklerinden paniğe düşmüşlerdir. Kürdistan’da paniğe düşenler her türlü yalana başvurmaktadırlar. Öyle ki, her gün “Kobanê düştü düşecek”, “Bu Kobanê niye bu kadar önemli? Halep’le değil de Kobanê ile neden bu kadar ilgileniliyor? Hesap başka!” diyen Erdoğan’ı düzeltmeye çalışıyorlar. Yasin Aktay o kadar sıkışmış ki, dünyanın en büyük yalanını söylemiş. Tayyip Erdoğan “Kobanê düştü düşecek” derken, uluslararası güçlere çağrı yapmış, gelin Kobanê’yi kurtarın demiş! Dünyada bu kadar ikiyüzlülük ve yalan olabilir mi? Erdoğan’ın günlerce Kobanê aleyhine konuşmasını sanki halk unutmuş gibi yalan söylüyorlar. AKP’liler tam yalan torbası olmuş. Her gün tombala torbasına el atar gibi el atıp birkaç yalan ve iftira çıkarıyorlar. Bu, çok sıkıştıklarını gösteriyor. Bu kadar yalan söyleyenler mutlaka kaybedecektir. Çünkü HDP’nin yalın gerçekleri karşısında hiçbir yalanın tutması mümkün değildir. 

Aklı başında olan herkes de bilir ki, HDP’nin barajı geçmesi demokratikleşmenin önünü açacaktır. HDP’nin baraj altında tutulması Kürt sorununda çözümsüzlük, gerilim ve çatışma demektir. Tüm Türkiye halkı ve Kürt halkı bunu anladığı için HDP’ye yönelmektedirler. HDP’nin yükselişi, Türkiye’nin demokratikleşmesinin yükselişidir. Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen herkes oyunu HDP’ye verecektir. HDP’nin başarısı dışındaki her sonuç Türkiye’de otoriterleşme, baskı; içte ve dışta ise savaş politikası demektir.