Rusya ve Türkiye İdlib’deki anlaşmalarını gizlemek amacıyla hem DAİŞ ile mücadelede Suriye Demokratik Güçleri’nin başarısızlığı için çabalıyor hem de “Bir Kürt devlet kurmak istiyor” söylemleriyle sahte gündemler oluşturuyor.

[caption id="attachment_147244" align="alignleft" width="241"] AZİZ KÖYLÜOĞLU HABER / ANALİZ[/caption]

Suriye iç savaşı yeni bir aşamaya girmiş durumda. Bu yeni aşamanın geçmişten farklı yanları var. Bunlardan birisi Suriye üzerinde siyaset yürütenlerin hem çatışma hem de uzlaşma noktalarının olması.

İdlib’in mevcut durum da hem uzlaşma hem de çatışma durumudur. Burada uzlaşan kim çatışan kim sorusu var. Tabii uzlaşan Türkiye ve Rusya. Türkiye ve Rusya İdlib’in Suriye rejimine teslim edilmesinde anlaştı. Hata çatışmalar ilk başladığında Türkiye gözlem noktalarındaki güçlerini sınıra çekmek için hazırlıklar yaptı. Bütün emareler, 7 Eylül de yapılan Tahran zirvesi öncesi Türkiye ve Rusya yaptıkları anlaşma gereği Türkiye, İdlib’ten çekilecekti. Ama ABD, Fransa, Almanya ve İngilizlerin baskısı sonucu Türkiye bu kararından geri adım attı. Bu baskı Soçi Anlaşması’nı gündeme getirdi. Bir anlamda Türkiye ve Rusya Soçi Anlaşması’na zorunlu kılındı. Denilebilir ki Soçi Anlaşması, Türkiye’nin aracılığıyla ABD ve Rusya arasında yapılan bir anlaşma.

 

Rusya üzerinden ABD’ye ayar veriyor

G-20 Zirvesi’ndeki Erdoğan ile Putin görüşmesinde bu konunun tekrar gündeme getirilmesi ve yeniden “anlaştık” denilmesi, biraz da ABD’e verilen bir mesajdı. Türkiye, Rusya üzerinden ABD’e kendince ayar vermeye çalışıyor. Zaten Türkiye, Soçi Anlaşması’ndan rahatsız. Hem Rusya hem de Türkiye bu anlaşmanın uygulanma şansı olmadığını biliyor. Çünkü Türkiye’nin İdlib’deki gruplar üzerinde ciddi bir etkisi yok. Etkisindeki güçleri işgal ettiği Efrîn, Cerablus, Azaz, Bab bölgelerine çekmiş durumda. Rusya ile de bu bölgede kalma konusunda bir anlaşmaları olduğu görülüyor.

İdlib’de çatışanlar, ABD ve Suudi Arabistan’ın desteklediği gruplar ile Türkiye’nin desteklediği gruplar. Yani denilebilir ki, İdlib’de Türkiye, Rusya adına ABD ve Suudi Arabistan ile savaşıyor. Türkiye şimdilik Rusya’dan aldığı tavizlerle ABD ve ortaklarına karşı İdlib’de bu savaşı yürütüyor. Ama bu savaşı ne zaman kadar sürdürebilir, belli değil. ABD’nin de, Türkiye’nin  kendisine karşı Rusya adına savaşına ne kadar tolerans göstereceği tartışmalı.

Türkiye-Rusya-ABD denklemi

Rusya, Türkiye ve ABD denklemi sadece Suriye merkezi bir denklem değil, içinde enerji hatları, doğu Avrupa ülkelerine Rusya’nın Türkiye üzerinden etkinlik kurma çabası, S-400 başta olmak üzere silah, enerji anlaşmaları ve özelikle Ukrayna merkezli bir çok kriz noktası var. Hem ABD hem Rusya tüm kriz noktalarını birlikte ele alıyorlar. Rusya ve Türkiye’nin tek başına Suriye’deki anlaşması, birlikte hareket etmelerine yetmiyor. ABD de Türkiye’ye hem enerji hatları, hem silah anlaşmaları ve önemlisi de Suriye ve Ukrayna üzerinden baskı yapıyor. Bir yandan da üç Kürt devrimcisine yönelik aldığı kararla kendi yanına çekmeye çalışıyor.

Dengeleme siyaseti sona geliyor

Türkiye’nin Astana ve Soçi toplantılarıyla devam eden Rusya ve Türkiye birlikteliği üzerinden ABD’nin dengelemesi siyasetinin sonlarına geliyoruz. Bu açıdan İdlib üzerinden yeni toplantı ihtiyaçları ortaya çıkıyor. Yapılan görüşmelerde yeniden ‘anlaşmaya’ varıldığı gibi sözler kullanılıyor. Ama ortada Türkiye ve Rusya’nın kendi anlaşması ve ABD’nin dayatmaları var. ABD’nin dayatmaları mı yani siyasi çözüme kadar İdlib bölgesinin bu konumda kalması, yoksa Rusya ve Türkiye’nin İdlib’i Suriye rejimine teslim etme planı mı uygulanacak? Bu belirsizliğini koruyor.

Türkiye’nin Rusya’yı oyalamadan daha ziyade, Türkiye’nin Soçi Anlaşması ile ABD’i oyaladığını söylemek daha yerinde olur. Suriye konusunda ABD’nin politikalarını kendi çıkarına görmeyen Türkiye, Rusya’nın Esad rejimini yeninden tamamen hakim kılma politikalarını kendi çıkarına daha yakın görüyor. Bu açıdan Türkiye, ABD yerine Rusya ile Suriye denkleminde daha yakın bir ilişki içinde.   

Türk devletinin Suriye’de artık Esad rejimi diye bir sorunu kalmadığı görülüyor. Putin ve Erdoğan görüşmelerinde Esad rejiminin geleceğinin hiç dile gelmediği biliniyor. Erdoğan için Suriye’de artık muhalefetinde bir önemi yok. Silahlı çete gruplarını da Kürtlere karşı savaştırmak ve bir tehdit unsuru olarak herkese karşı kullanabileceği bir güç olarak elinde tutmak istiyor. DAİŞ ve El Kaide unsurlardan oluşan bu çete gruplarının Efrîn, Azaz, Bab ve Cerablus bölgesindeki işgal ettiği bölgede kaldığı sürece, Türkiye, Rusya’nın Suriye politikasının dışına çıkamaz.

   

İran tepkili

Suriye’de Rusya, Türkiye ve ABD’nin ortak noktası İran.

En son Soçi ve İstanbul’daki 4 görüşmeyle Suriye üzerindeki uluslararası görüşmelerden uzaklaştırılan İran, bu görüşmelerle anlamsızlaşan Astana toplantısında yer almasının bir anlamı kalmadı. İran ve İran’ın etkinliğinde Suriye rejimi hem Rusya, Türkiye ilişkilerinden hem de ABD ile kendisi üzerine ortaklaşmalarına tepkili. İdlib denkleminde anlaşmaları bozacak, Rusya ve Türkiye zora sokacak hamleler İran’dan beklenebilir. Özellikle İdlib üzerinden Bab, Azaz bölgelerinde İran’dan kaynaklı Türkiye ile yeni gerginlik alanları oluşabilir. Bu da İdlib’deki Rusya ve Türkiye gizli anlaşmasını zora sokabilir.

Diğer yendan Sünni mezhebindeki Müslümanlar üzerinden egemenlik mücadelesi yürüten Türkiye ve Suudi Arabistan, Suriye’de ciddi bir çatışma içerisinde.

İdlib’deki grupların büyük bölümü Suudi Arabistan’ın güdümündeki gruplar. Türkiye bu grupları tasfiye etmek veya kendi kurduğu ‘ulusal ordu’ya dahil etmek için uğraşıyor. Suudi Arabistan, Türkiye’nin İdlib’deki amacının dile getirildiği gibi silahtan arındırılmış bir bölge yaratmak olmadığını biliyor. Suriye denkleminde muhalif gruplar üzerinde kendisi dışında bir muhatabın kalmasını istemiyor. Bu da Suriye denkleminden Suudi Arabistan’ı çıkarılmasıdır. Suudilerin Suriye denkleminden çıkarılması, en azından direk etkide bulunduğu güçlerin kalmaması anlamına geliyor. Bu aynı zaman da ABD’nin Suriye denkleminde zayıflatılmasıdır.

   

Kaşıkçı olayında Türkiye’nin hesapları

Cemal Kaşıkçı üzerinden Türkiye’nin Suudi Arabistan’ı bu kadar cepheden karşısına almasında Sünni Müslümanlar üzerindeki egemenlik mücadelesi hem de Suriye denklemindeki çatışmaları önemli bir etken.

Ortadoğu’da Suudi Arabistan üzerinden yeniden oluşturulmak istenen ‘ılımlı İslam’ projesi, Türkiye’yi selefi gruplarla kurduğu ilişkilerle bundan uzaklaşması ve Mısır karşıtlığı, bu çatışmanın esas noktası. Ürdün, Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve kısmı olarak Kuveyt’in içinde yer aldığı yeni bir Sünni blok oluşuyor. Katar ve Türkiye bu bloka karşı ciddi bir çatışma içinde, İdlib’teki son çatışmalarda bunu gösteriyor.

Uzun bir süredir hem Rusya hem de Türkiye, Suriye Demokratik Güçleri’nin, DAİŞ karşı mücadelelerini sınırlandırmak için çabalıyor. DAİŞ’e karşı ne zaman önemli başarılar elde edilse, Türk devletinin Kobanê başta olmak üzere sınır hatlarına saldırıları oluyor.

DAİŞ’e nefes aldırma çabası

Bu da yetmeyince Rusya ve Suriye rejimi devreye giriyor. Özellikle bölge devletlerini kışkırtmak için son günlerde “ABD’nin Kuzey Suriye’de bir Kürt devleti kurmak istediği” söyleminin sık sık dile getirilmesi bunla bağlantılı. DAİŞ Derêzor’da bir alana sıkışmış durumda. Bu sıkışık duruma rağmen hem bölgeye takviyelerde buluyor, hem de cephane takviyesi var. Çemberde olan bir gücün insan ve silah takviyesi nasıl alır ciddi bir soru işaretti. Bölgedeki kaynaklar, Rusya ve Suriye rejiminin Süweyda bölgesindeki DAİŞ çetelerinin bir kısmının Derêzor bölgesine geçişine izin verdikleri ve silah takviyesi verdikleri yönünde bilgiler veriyor. Bu bilgilerin doğruluğu net olmasa da Rusya’nın son dönemdeki politikalarıyla örtüşüyor.

Rusya ve Türkiye İdlib’deki anlaşmalarını gizlemek ve gündem olmasını engellemek amacıyla hem DAİŞ ile mücadelede Suriye Demokratik Güçleri’nin (QSD) başarısızlığı için çabalıyor. Hem de “Bir Kürt devlet kurmak istiyor” söylemleriyle sahte gündemler oluşturuyor.

ABD’nin genel olumsuz Kürt politikasına olumsuzluklara rağmen, DAİŞ ile mücadele sürüyor. Özellikle Hecin bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşanıyor. DAİŞ’i karşıt saldırıları engellenirken, Suriye Demokratik Güçleri ilerlemelerini sürdürüyor. Bu saldırılarda DAİŞ karşıtı Koalisyon da yoğun hava desteği veriyor. Bölgede kısmi ilerleme olsa da DAİŞ aldığı takviye güçle kısa bir sürede bölgeden temizlenmesi zor görünüyor.