FERHAT ÇELİK / MA/İSTANBUL
Türkiye’nin 8 yıldır süren Suriye savaşında hiçbir kazanım elde etmediğini söyleyen gazeteci Hediye Levent, “Sonuç; Türkiye’nin elinde binlerce mensubu olan bir ‘Milli Ordu’ ve 5 milyona yakın mülteci kaldı. Korkunç bir şekilde yalnızlaşan bir Türkiye var” dedi.
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 22 Ekim’de Soçi’deki görüşmede 10 maddelik bir mutabakat yayınlandı. Bölgeyi yakından takip eden gazeteci Hediye Levent, üzerinde uzlaşılan 10 maddelik mutabakatı değerlendirdi. Mutabakatta yer alan “Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü” maddesinin çok klasik bir cümle olduğunu dile getiren Levent, görüşmede Adana Mutabakatı’na atıf yapılmasaydı, bu maddenin hiçbir anlamının olmayacağını vurguladı. Adana Mutabakatı’na vurgu yapıldığı için bu gündemin birkaç tane anlamının ortaya çıktığını belirten Levent, “Önümüzdeki günlerde sahadaki pratikler açısından bazı uygulamalar beklenebilir. Yani Türkiye’nin artık Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve sınırları koruma konusunda daha hassas davranmaya zorlanılabilir” dedi.
Manevra alanı daraldı
Türkiye’nin Cenevre süreçlerinde de birçok noktada Suriye’nin toprak bütünlüğünü tanıdığını deklare ettiğini ama aynı zamanda Efrîn’de ve Suriye’nin birçok yerine saldırıp işgal ettiğini hatırlatan Levent, ”Türkiye’nin Suriye’deki manevra alanı artık daralmıştır. ABD ve Rusya’yı birbirlerine karşı koz olarak kullanarak, varlığını bugüne kadar getirdi ama artık hat çevirecek alan kalmadı. Türkiye, Şam ile görüşmek zorundaydı. Soçi’de yapılan anlaşma çerçevesinde bu süreç başladı. Başlamasaydı sahadaki gelişmeler belki çok daha ağır şartlarda Şam’la görüşmeye mecbur edebilirdi” diye konuştu.
Soçi mutabakatının birçok maddesinde muğlaklıkların olduğunu dile getiren Levent, “Mesela ‘Milli Ordu’ denilen ordunun 30 tane bileşeni var. Onların 17 tanesini Rusya terörist sayıyor. Diğer taraftan Türkiye’nin terörist saydığı YPG’yi Rusya ve Şam rejimi terörist saymıyor. Yani kimin terörist olup kimin terörist olmadığı gibi bir durumu var. Bu durum önümüzdeki günlerde sahadaki siyasi pazarlıkla devam edecek” diye konuştu.
Farklı görüşmeler
Hediye Levent, “QSD güçleri ve silahlarının sınırdan 30 km aşağı çekilmesi, Girê Spî ve Serêkaniyê’yi içine alan 32 km derinliğindeki yerleşik statükonun muhafaza edilmesi” maddesine dair şunları söyledi: “QSD’nin ya da YPG’nin çoluk çocuk toplanıp 30 kilometre geri çekileceğini zannetmiyorum. Çünkü bunlar en nihayetinde o bölgenin insanları. Bu anlaşma daha önce ABD ve Türkiye arasında yapılan anlaşmaya benzer bir nokta var. Bu nedenle üniformalarını çıkarıp devam edeceklerdir. Ya da üniformalarını değiştirebilirler. Yani Suriye ordusunun üniformasını giyebilirler. Önümüzdeki günlerde farklı görüşmeler de meydana gelebilir.”
Ortak devriyeler
“Türkiye’nin mevcut harekat alanı sınırlarının batısı ve doğusunda 10 km derinlikte Kamışlı şehri hariç Türk-Rus ortak devriyeleri başlayacaktır” şeklindeki maddeyi de değerlendiren Levent, şunları ifade etti: “Burada Qamişlo’yu hariç tutmalarının nedeni orada Suriye’nin ordusunun olmasından dolayıdır. Bir de orada havaalanı var. Suriye ordusu bunu istemeyecekti. Böyle bir durumda Türkiye orada Kürtlerle, onlar olmasa bile Suriye ordusuyla karşı karşıya gelme riski vardı. Diğer tarafta devriye meselesini gözden kaçırmamak lazım. Birincisi, sınır boyunca Suriye ordusu 15 tane gözlem noktası kuracak. İkincisi de Türkiye Rusya’yla ortak devriye gezecek. Rusya’nın partneri orada Suriye ordusu. Yani bu açıdan Türkiye’nin Suriye ordusuyla dolaylı da olsa ortak devriye gezdiğini söyleyebiliriz. Bu Türkiye Suriye gelişmeleri açısından önemlidir.”
Güvenli bölge zor
Levent, mutabakatta yer alan “Mültecilerin güvenli ve gönüllü şekilde geri dönüşlerini kolaylaştırmak maksadıyla ortak çalışma yapılacaktır” maddesinin de oldukça komplike bir durum olduğunu söyledi. Türkiye’nin bu şartlar altında sıklıkla ifade ettiği “güvenli bölge”yi oluşturmasının çok güç olduğunu dile getiren Levent, şunları ifade etti: “Özellikle sınıra Suriye ordusunun girdiğini düşünürsek bu oldukça zor olur. Diğer taraftan Girê Spî ve Serêkaniyê küçücük bir yer. Oraya bir kere 1 milyon mülteci sığmaz. Türkiye’nin ilerleyen zamanlarda Rusya ile ilişkileri geliştirip Suriye ordusunu sınırdan daha içeriye itme gibi bir olasılık mı var? Bu da bu saatten sonra mümkün değil. O yüzden Türkiye’nin bu söylemi çok da sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini söyleyebiliriz. Bir diğer nokta ‘güvenli ve gönüllü’ meselesidir. Şimdi Türkiye’de hepimizin anlaması gereken bir şey var. Mültecilerin, göçmenlerin en az yarısı dönmeyecekler. Zaten dönmek isteyenlerin de ne kadarı gönüllü dönüyor, ne kadarı zorla gidiyor onu da tartışmak lazım.”
Mülteciler eline kaldı
Türkiye’nin savaşın başından bu yana Suriye’de izlediği politikalardan hiçbir kazanç elde edemediğini savuna Hediye Levent, şunları vurguladı: “Türkiye’nin elinde binlerce mensubu olan bir ‘Milli Ordu’ ve 5 milyona yakın mülteci kaldı. Korkunç bir şekilde yalnızlaşan bir Türkiye var. Artık günümüzde Trump’ın bir Tweet ile bir gecede bilmem kaç milyon dolar borcumuzun arttığı kırılgan bir ekonomisi olan bir ülke kaldı. Suriye sahasına dönecek olursak bu süreç, ‘Rejim değiştirmek birkaç hafta sürer. Ondan sonra her şey yoluna girecek’ şeklinde başladı. Ancak en nihayetinde Türkiye Suriye’de atacağı adımlar konusunda Rusya’ya bağımlı hale geldi. İşin daha da trajiği Türkiye 900 kilometre sınırı olan Suriye ile artık Rusya’nın çerçevesini, içeriğini belirlediği bir formatta ilişkilerini başlatacak. Bunlar göz önüne alınınca bir kazanım elde etti demek doğru olmaz.”