Türkiye’de başkanlık sisteminin getirilmesi ile ilgili tartışmalar tekrar gündeme girmiş bulunuyor. Erdoğan ve AKP Hükümeti ile onlardan taraf olan kesimler, bu sistemden yana görünürken, bunun gerekçelerini detaylandırmış değiller. Bugünden yarına böylesine bir sistemi uygulamak kolaymış gibi bir tutum sözkonusu. Oysa, böylesine bir dönüşüm sadece anayasayı değil, ülkenin hemen hem bütün hukuk ve idari sistemini değiştirmeyi gerektirir. Erdoğan ve hükümetin buna yönelik bir projesi olmadığı görülmektedir.
Başkanlık bir hükümet sistemi ve biçimidir. Bunun dışındaki bir yönetim biçimi ise şu an birçok ülkede uygulanan parlamenter sistemdir. Güçler ayırımı (yasama, yürütme ve yargı) kapsamında, başkan, yürütme rolünü oynar, yani hükümeti oluşturur ve idare eder. Başkanlık sisteminin ilk oluştuğu ve uygulandığı ülke ise, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’dir.
Geniş yetkiler ve iktidar olanakları ile donatılmış ABD Başkanlık sistemine bakmakta ve bunun Türkiye’de uygulanması durumunda ne sonuçlara varılacağını bilmekte yarar var. Sözkonusu idare biçimi, aynı zamanda totaliter bir rejim oluşturmaya oldukça uygun bir sistemdir. Yasama organı olan meclis ya da senato (parlamento), başkanlık kurumunun yetkilerini artırararak, politik sistem içerisinde işlevsiz bırakılabilmektedir. Mısır’daki Mübarek rejimini buna örnek gösterebiliriz.
Türkiye’de mevcut sorunlara çözüm biçimi olarak tartışmaya konulan başkanlık sistemin gerekçeleri, açık bir şekilde gündeme getirilmiyor. Yeni anayasa ile bağlaşıkta dile getirilmesi de bu sistemin çerçevesine ilişkin ciddi bir hazırlığın olmadığını gösteriyor. Erdoğan’ın başbakanlık süresinin bitimine doğru, başkanlık sistemine geçiş niyetinin taşındığı görünen bir gerçek. Başkanlık sistemi, bir anayasa sorunu ve başkanlık kurumu oluşturma ile sınırlandırılıyor. Köklü sistemsel değişimin kapsamı, yöntemleri ve sonuçları üzerine herhangi bir görüş dile getirilmiş değil. Böyle oluncada, Erdoğan ve AKP çevrelerinin amacı demokratikleşmeyi geliştirmekten oldukça uzak görünüyor.
Başkanlık üzerine tartışma, AKP Hükümetinin 2009 yılındaki “Kürt Açılımı“ projesine benziyor. Bir konu gündeme getiriliyor, tartıştırılıyor ve bir dönem sonra başka bir içerik kazanıyor. Kürt sorununu sözde çözmek amacını taşıyan açılımın özünde, gündemi doldurma ve Kürt hareketini oyalama taktiği olduğu görüldü. Aynı şekilde, başkanlık sistemi Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmek için öneriliyor. Oysa, bu projenin üzerinde detaylarıyla düşünülmüş olmadığı ve içeriksiz kaldığı görülmektedir.
Demokrasi, hukuk devleti ve çağdaş toplum açısından başkanlık sistemine neden gereksinim duyulduğu konularına açıklık getirilmeden, bunu savunmak ve talep etmek düşündürücüdür. Neden parlamenter sistem ile ülkenin sorunları çözülemiyor sorusuna da, 10 yıllık iktidarı elinde tutan Erdoğan ve AKP’nin yanıt vermesi gerekiyor. Demokrasiyi ve daha etkin bir yönetimi güçlendirmek isteyen, önce bir yeni anayasa, hukuk ve idari sistem reformu ile 12 Eylül rejiminin izlerini tümden ortadan kaldırır.
Başkanlık sistemi, mevcut resmi ideoloji değişmedikçe, Kürt sorununu çözmekten oldukça uzak bir modeldir. Bir başkanın yetkisi ile, böylesine iki toplumu ilgilendiren ve karmaşık bir biçim kazan Kürt sorunu çözülmez, aksine daha büyük sorunlar yaratır. Parlamenter sistem içinde ve bütün toplumsal kesimlerin katılımı ile Kürt sorununu çözmek mantıklı ve doğru olanıdır. Yeni anayasa ise, bunun için olumlu bir zemini oluşturuyor. Erdoğan ve AKP Hükümetinin böylesine bir niyeti ve hazırlığı olmadığı, “KCK operasyonları” adıyla sürdürülen Kürt siyasetçilerine ve yerel yöneticilerine yönelik baskılar ve tutuklamalar ile açık bir şekilde görülmektedir. Son Amed gezisinde bir kez daha görüldü ki, Erdoğan yönetimi 2005 yılından bu yana bir adım çözüm için çalışmamıştır.
Diğer yandan, başkanlık sisteminin yerel yönetimleri güçlendireceği ve özerklik ya da federal yönetim biçimlerini uzun vadede uygulanacağı tarzındaki argümanlar da sadece bir hayal ürünüdür. Başkanlık, özünde merkeziyetçi (üniter) yapıyı güçlendirir. Kaldı ki, AKP sözcüleri, sistem değişikliğinde resmi ideoloji ve üniter devlet sistemini tartışma konusu yapmayacaklarını açıkça dile getiriyor. Bu anlamda da, Kürtlerin başkanlık sistemine ilişkin beklentilerinin olmaması gerekiyor.