Bu yıl 18’incisi düzenlenen Adana Altın Koza Film Festivali’nde bir ilke imza atıldı. Geçmişinde filmlerden çok arabesk şarkı- türkülere ilgi gösterilen festivalde bu yıl Uluslararası Sinema Kongresi yapıldı. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından hazırlanan ve dört gün süren Kongrede sinema üzerine tam 39 tane sunum ya da bildiri dile getirildi. İstanbul, Ankara ve Antalya Film Festivallerinde bugüne dek hiç kongre yapılmamış, ancak atölye çalışmaları, açık oturum, panel ve söyleşilerle yetinilmişti.
Kongreye dış ülkelerden sadece üç konuk gelmişti: Paris Sorbon’dan Dimitri Veziroğlu, Midilli’den İrini Stathi ve belgeselci Maria Jaoul de Ponceheville… Kongreye katılanlar, Türkiye’deki Sinema-TV okullarından gelen akademisyenlerdi. İstanbul’dan Galatasaray, Marmara ve Beykent, Ankara’dan ODTÜ, Antalya’dan Akdeniz, Eskişehir’den Anadolu, Konya’dan Selçuk, İzmir’den Ege İletişim, Afyon, Çanakkale, Mersin, Muğla ve Nevşehir üniversiteleri öğretim görevlilerinin Türkiye Sineması üzerine yaptıkları çalışmalar, 234 sayfalık büyük boy bir kitapta toplanmış ve kongre bitmeden ilgililere dağıtılmıştı. Kitapta bazı yazıların İngilizce çevirilerine de yer verilmişti.
Sunum ve bildirilerde en çok Yılmaz Güney’in sinemasından söz edilmişti. Ayrıca Yavuz Turgul ve Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerine de değinilmişti. Türkiye Sineması‘nda polisiye, bilim- kurgu ve güldürü türleri incelenmiş, 12 Eylül filmleri de unutulmamıştı. Bildiri ile Sunum’un ne olduklarını anlatmakta yarar var. Bildiri, kağıda yazılıp izleyici karşısında okunur. Sunum ise bilgisayardan perdeye yansıtılır. Sunum yapan, önündeki ekrandan okur. Sunumda fotoğraf, çizim ve sayısal tablolar ve istatistikler de kullanılır.
Onca akademisyenin yanı sıra beni de kongreye çağırmış, Yılmaz Güney üzerine konuşmam istenmişti. Kongrenin son günü sabahı az sayıdaki izleyicinin karşına çıktık. Masada oturum başkanı Mutlu Parkan, sinema yazarı Zahit Atam ve akademisyen İrini Stathi ile yerlerimizi aldık. Açılış konuşmasından sonra ilk söz bana verildi. Kürsüde konuşmak istediğimi belirttim. Konuşmalar 15 dakika ile sınırlandırılmıştı. Ben 20 dakika Yılmaz Güney’i anlattım. Herkes konuştuktan sonra izleyicilerin isteği üzerine 10 dakika kadar söz aldım. Diyeceklerimin yarısını bile söyleyememiştim.
Festival yöneticileri, Uluslararası Kongre’nin önümüzdeki yıllarda daha geniş kapsamlı düzenleneceğini belirttiler. Beş yıldızlı bir otelde yapılan kongreyi Adana’lı sinemaseverlerin de izleyebilmesi için birtakım kolaylıklar düşünülmeliydi. Kongre tiyatro salonunda yapılsaydı daha çok izleyici toplardı sanıyorum.
Festivale seçilmiş olan 14 filmin ikisini daha önce İstanbul’da izlemiştim. Kongre nedeniyle Adana’da ancak üç film izleyebildim. Bu filmler seçici kurulun ödüllendirdiği filmlerdi. En çok ödül kazanan Özcan Alper’in ‘’Gelecek Uzun Sürer”, Onur Ünlü’nün ‘’Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi” ve Serkan Acar’ın ‘’Aşk ve Devrim” adlı filmleriydi. 14 filmin 9 tanesi ilk uzun metrajlı filmlerini çeken yönetmenlere aitti. İkinci filmlerini çeken iki genç yönetmen de yarışmaya katılmıştı. Bu yıl ‘’Yaşam Boyu Onur Ödülü” verilen Ali Özgentürk, nedense çocuğu yaşındaki genç yönetmenlerle yarışmaktan hiç çekinmemişti. Son filmiyle katıldığı yarışmadan eli boş dönerek dersini almış oldu.
Ahmet Haluk Ünal’ın ‘’Saklı Hayatlar” adlı filmi bence önemli bir filmdi ama seçiciler kurulu bu filmi görmezden geldi. Alevi ve Sünni gençlerin aşkının sonuçları işleniyordu filmde. Senaryo, yönetim ve oyuncular çok başarılıydı. Emekli bir polisi canlandıran Ahmet Mümtaz Taylan’a mutlaka bir ödül verilmeliydi.
Özcan Alper’in filmi, görüntülerinin olağanüstü olması nedeniyle görüntü yönetmeni Feza Çaldıran’a bir ödül daha kazandırdı. Başrolde oynayan Durukan Ordu da haklı bir ödül kazandı. Yılmaz Güney ödülü de aynı filme verildi. Filmin tek kusuru biraz uzunca oluşuydu. Bence film 10- 15 dakika kadar kısaltılmalı. ‘’Aşk ve Devrim” de başarılı bir ilk filmdi. Genç oyuncuları ve sanat yönetmeni ödüllendirildi. ‘’Türk Pasaportu” adlı belgeselin kurmaca filmlerle birlikte yarışması da ilginçti.
Adana’da festival filmlerinin gösterildiği sinemalar birbirinden epeyce uzakta. Bu yüzden bir filmden çıkıp diğerine yetişmek neredeyse olanaksız. Bu sorun mutlaka çözülmeli. Konukların kaldıkları otellere yakın olmalı sinemalar, yani yürünerek gidilebilmeli. Böylelikle araçlardan da tasarruf etmek mümkün olur diye düşünüyorum.
Dokuz salonda 238 filmin dönüşümlü olarak 720 kez gösterildiği, izleyici sayısının 55 bine ulaştığı ve 760 konuğun ağırlandığı bir festival daha sona erdi.