AKP Hükümeti her ne kadar kendini dindar gösterse de, pratiği ve uyguladığı politikalar böyle olmadığını gösteriyor. AKP kadar kapitalist ve kapitalist modernite değerlerini savunan bir hükümet görülmemiştir. Hatta kapitalizmin en vahşi uygulamalarını yapan bir kar ve iktidar hırsına sahiptir.  AKP’nin iç politikası tamamen kapitalist modernist ve hiçbir değer taşımayan karaktere sahip olduğu gibi, dış politikası da tamamen kapitalist modernizmin Ortadoğu’daki ajanı rolünü oynama doğrultusundadır. ABD’nin ve kapitalist modernist sistemin Ortadoğu’yu ılımlı işbirlikçi İslam yoluyla fethetmek istemesinin koçbaşı rolünü oynamaktadır.
Daha düne kadar Ortadoğu’daki tüm otoriter ve faşist ülkelerle sıfır sorun politikası izleyen AKP’nin şimdi demokratik ölçülerle hareket ettiğini hiç kimse iddia edemez. Hüsnü Mübarek ile en sıkı ilişki içinde olan Türkiye ve AKP hükümetiydi. Libya’nın petrol gelirlerini Türkiye’ye çekmek için kırk takla attığını herkes bilmektedir. Libya’dan en yüksek düzeyde ödül alan bizzat Başbakan Erdoğan’dır. Suriye, İran ve Irak’la Kürt karşıtlığı üzerinden nasıl bir ittifak yaptığı biliniyor. Sudan’da insan hakları sicili bozuk Ömer Beşiri’yi sonuna kadar desteklediği biliniyor. Bu ilişkilerin tümünde ilke, Kürt karşıtlığı ya da ekonomik çıkarlardır. İlişkilerinde gözetmediği tek şey demokrasi ve insan hakları olmuştur.
İlk önce NATO’nun Libya’da ne işi var demiş, ertesi gün NATO’nun askeri operasyonunun üssü olmuştur. Kapitalist modernist sistem ve NATO’nun Ortadoğu’ya müdahalesinin meşruiyeti Türkiye üzerinden sağlanmaktadır. Anlaşılıyor ki Başbakan’ın İsrail’e kafa tutmasına bu nedenle göz yumulmuştur. Başbakan’ın one minute çıkışıyla Arap dünyasında yarattığı etki şimdi Ortadoğu ülkelerine meşruiyet zemini olarak kullanılıyor.  Başbakan son konuşmasında, “Suriye’deki durum bizim iç işlerimizi ilgilendiriyor” demektedir. Bu ABD’nin dünyadaki her olayı kendi iç işlerini ilgilendirdiği biçiminde ele almasına benziyor. Anlaşılıyor ki Türkiye’nin ABD’den aldığı desteği yeni Osmanlıcılık olarak kullanmak istiyor. Tek fark Osmanlı Ortadoğu’da kendi başına hakim güçtü, şimdi kapitalist modernitenin bölgedeki taşeronu ve ajanı olarak bu konuma ulaşmak istiyor.  Suriye’deki gelişmeler için bizim iç sorunumuz derken, esas olarak da Kürtleri kastetmektedir. Suriye’de Kürtlerin hak elde etmesiyle birlikte kendisinin Kürt politikasının tümden çökeceğini düşünmektedir. Bu nedenle Irak’ta olamadığı müdahil pozisyona bu defa kavuşmak istemektedir. Böylece hem dış güçlerin politikasının parçası olmuş olacak hem de Kürtlerin kazanım elde etmesini engelleyecektir.
Milli Güvenlik Kurulu’nda da bu durum konuşulmuş, Suriye’deki Kürtlerin hak elde etmemesi için askeri müdahale dahil her yola başvurulması kararı alınmıştır. ‘Suriye benim iç sorunumdur’ diyerek Kürtlerin hak kazanmasını engellemek için her yola başvuran bir devlet ve hükümetin kendi sınırları içindeki Kürt sorununu çözeceğine inanılabilir mi? Sadece kendi sınırları içindeki Kürtleri değil, tüm diğer ülkelerdeki Kürtlerin hak kazanmaması için çalışan bir devletin Kürt sorununu çözmesi düşünülebilir mi? Tüm diğer ülkelerde Kürtler hak kazanmasın diye çaba gösterdiği gibi Türkiye’de de bu çaba içerisindedir. Birkaç kırıntı ile Kürtler üzerindeki siyasi egemenlik ve kültürel soykırım politikalarını sürdürmek istemektedir.
‘AKP Kürt sorununda bir şeyler yapmak istiyor’ diyenler AKP’nin bölgedeki Kürt politikasına bir bütünlük içerisinde bakmalıdırlar. Irak’ta Kürtlerin hak kazanmaması için ne kadar uğraştığını herkes bilmektedir. 2007 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesinden sonra Güney Kürdistan’daki federasyonu dil ucuyla ve kerhen kabul etmeleri ise, PKK’nin tasfiye edilmesi konusunda verilen destek karşılığında olmuştur.
AKP, Kürt sorununu çözüp demokratikleşerek bölge ülkeleri üzerinde demokratik etkisiyle güç olma politikası izlemiyor. Kürtleri ezip ulus-devlet karakterini koruma ve askeri gücünü arttırma temelinde Ortadoğu’nun otoritesi olmak istemektedir. Ekonomik, sosyal ve kültürel etkisini bu politikayla sağlamak istemektedir.
Kürt halkı ve demokrasi güçleri bu gerçeği bilmelidir. AKP’nin Suriye’de Kürtlere yönelik politikasına karşı tutum almalıdırlar. Suriye’nin de en temel demokrasi gücü Kürtlerdir. Kürtlerin hak kazanmasını önlemeye çalışarak demokratikleşmesini engellemeye çalışmaktadır. AKP’nin tercihi Kürtler üzerindeki egemenliğini zorla sürdürecek otoriter bir Suriye rejimidir. Bu nedenle AKP’nin bazı olayları gerekçe göstererek Suriye’ye sert çıkışı doğru anlaşılmalıdır. Türkiye Suriye’den Kürtlere hak tanımayacak güçlü bir hükümet istemektedir. Bu nedenle gideceği ya da çok zayıflayarak iktidarda kalacağı düşünülen Esad yerine ihvan-ı Müslim’in etkili olmasını sağlayacak bir politika izlemektedir.
Tüm Kürtler ve demokrasi güçleri Kürtlerin kazanım elde etmemesi üzerine kurulu Suriye politikasına tepkilerini yükseltmelidirler. Kuşkusuz Erdoğan’ın konuşmalarına tepki gösteren CHP’nin yaklaşımıyla Kürtler ve demokrasi güçlerinin yaklaşımı arasında nitelik farkı vardır. CHP de AKP gibi Kürtler kazanım elde etmesin diye çalışmaktadır.
AKP Hükümeti’nin kapitalist modernist ve hiçbir değer tanımayan politikasının bir göstergesi de tarihi ve kültürel dokuyu yok eden barajlar politikasıdır. Bu politika bir taraftan Kürdistan’ı insansızlaştırma politikasıyken bir taraftan ise enerji ve kar hırsıyla insanlığın tarih içinde biriktirdiği kültürel ve kutsal değerlerini yok eden bir karaktere sahiptir. Bunu da başka bir yazımızın konusu edeceğiz.