Barzani’nin ABD ziyaretinden sonra, Güney’de “Bağımsız Kürdistan” ilanı yeniden gündemleşti.
Birinci düşünce opsiyonu:
Obama, Barzani’dan önce Erdoğan ile görüştü.
Bu görüşmede, Türkiye’nin hegemonya havzasında bir Kürdistan “Kabul” gördü.
İkinci opsiyon:
Sonra Barzani ile görüşüldü.
Ve Barzani geri döndüğünde, Türkiye’ye rağmen Kürdistan seçeneği gündemleşti.
Türkiye’nin “kabul” edemeyeceği bir Kürdistan’ı ilan etmek mümkün mü?
ABD desteği olmadan değil.
ABD destekli AKP Türkiyesi neden kendisine “bağlı“ bir Kürdistan‘ı kabul etmesin ki?
Bu soru yıllardan beri soruldu.
Ekonomik olarak Türkiye’ye bağlı Kürdistan’ın siyasi olarak Türkiye’ye bağlanması bir çelişki gibi görünmezse de, Türkiye’nin „Kürtler’i inkar“ politikası, Güney’deki bir Kürdistan’ı kabul etmesini engelliyor.
Çünkü, „o“ Kürtler ile „bu“ Kürtler arasındaki uçurum kapanıyor.
Selahattin Demirtaş Berlin’deyken, „balkon konuşması“nı Kürtçe başlattı ve Türkçe devam ettirdi.
Dinleyiciler arasında, Güneybatı Kürdistan’dan birçok şahsiyet vardı.
Birlikte bir kümedeydik ve özellikle konuşmanın önemli bölümlerini „tercüme“ etmemi rica ettiler.
Yıllar boyu devam eden „parça“ mücadeleleri, Kürtler’i „politik bir topluluk“ haline getirdi.
Bu da „ulus“ olarak varolmanın temel ögesi.
Ve bu mücadeleler sonrası, „umut“ Kuzey Kürdistan’da.
Ve Türkiye, Kuzey Kürdistan’ı „hiçten“ sayarak, Güney Kürdistan’ı „kabul“ edemez.
Bunu bilenler: ABD, BDP ile müzakereleri başlatmak için Erdoğan’ı uyarmış oldu.
Güney Kürdistan’daki „Bağımsız Kürdistan“ desteği görünürdeki aksesuarda ABD’nin de bir opsiyonudur.
İsrail’in görünürdeki „mimar“ olmamasına özen gösteriliyor.
Çünkü işin içinde İsrail’e karşıt „bloklar“ var.
İran, Suudiler ve bir yerde Türkiye.
Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda Suudiler ile anlaştıklarını beyan etti.
Suriye’deki arap muhalefeti harekete geçiren iki güç görünürde: Suudi Arabistan ve Türkiye.
Güneybatı Kürdistan’daki „gizli ayaklanmayı“ destekleyen iki güç var: Güney Kürdistan ve Kuzey Kürdistan’daki Hareket: Kandil.
Türkiye ile Suudi Arabistan’ın yolları birkaç adımdan sonra ayrılıyor.
Güney Kürdistan ile Kandil’in arası ise birkaç adımdan sonra birleşiyor.
Bu siyasi coğrafyaya sessiz kalmayan bir güç de Almanya‘dır.
Batı Avrupa ve Almanya’nın siyasetini “önceden okuyan” Hamburg’daki Şarkiyat Enstitüsü’nün Başkanı Steinbach, iki gün önce Özgür Politika’da yayınlanan demecinde: “AKP Hükümeti’nin Kürt sorununu çözmediği sürece bölge ülkeleri için model olmayacağı” belirtiliyor.
Suriye’ye askeri müdahale hazırlığı yapan Türkiye, Suudi Arabistan’la yolunu ayıracak, çünkü, Suudilerle toprak bütünlüğü konusunda anlaştığını belirten Türkiye, Suriye’nin işgalindeki Kürdistan’ı işgal edecek ve Arap milliyetçiliği buna izin vermek istemeyecektir.
İkinci önemli güç “İran”dır.
Kürtler’in “kritik dönem”den başarılı çıkmaları için, Güney Kürdistan ve Kuzey Kürdistan Hareketleri’nin ortak bir stratejide anlaşmaları ve bu olağanüstü dönemde “birleşmeleri” gerekiyor.
Belki de Türkiye’ye rağmen bir Kürdistan opsiyonu bu şekilde yol alabilir.
Ve Türkiye’nin “Kabul” edeceği Güney ve Güneybatı Kürdistan’ı birleşerek, o “ilk adım”ı atabilirler.
Türkiye’ye rağmen Kürdistan