Kürt sorununda yaşanan müzakere ve çözüm süreci Türkiye’de yaşayan bütün ezilen kesimlere ciddi görevler yüklemektedir. Barışa karşı MHP şahsında örgütlenmeye çalışılan faşist tepki ancak bütün toplumsal kesimlerin birlikte örecekleri bir direniş hattıyla bertaraf edilebilir. Hiçbir toplumsal kesimin adamsendeci yaklaşıma sahip olma lüksü olmamalıdır. Devletin sürekli Kürt ulusal hareketinden talepkar olma hali, tersine bir demokrasi ve barış talebiyle geriletilebilir.

Öncelikle oluşacak barışın tarafı Türkler ve Kürtler olacaksa bunun nesnel şartlarını yaratmak PKK’nin değil devletin görevidir. Zira Türkiye’de yaşayanlar bireysel ve toplumsal örgütlenmelerini PKK’nin değil Türk devletinin hukukuna göre yapmışlardır. Algılarının şekillenmesini bu hukuk, eğitim, kültür politikaları sekillendirmiştir. Bu şekilleniş Kürtler dışındaki halklarda ciddi boyutta bir toplumsal kişilik erozyonu yaratmış, yine bu devlet politikaları bu şehirleri Kürt coğrafyasındaki savaşın geri cephesi olarak kullana gelmiştir.
Kürdistan’da yaşanan savaş Kürt halkına çok ağır bedeller ödetmiş olmasının yanı sıra ciddi bir kollektif bilincin oluşmasında ve gelecek tasavurlarında bir berraklaşma yaratmıştır. Bunda en büyük etken tabii ki Kürt ulusal hareketindeki ideolojik derinlikle beraber Ortadoğu ve dünya politikalarını dönemsel okuyabilme yetkinliğidir. Ve bütün Kürdistan coğrafyasına damıtılan bu bilinç PKK’nin Kürdistan halkını barışa çoktan ikna ettiğini gösteriyor. Onun içindir ki Akil İnsanlar Kürdistan’a gittiklerinde konuşmaktan çok dinliyorlar. Kürtler yaşamı bugünden yarını örgütlemeye çalışıyorlar, bütün baskı ve hiçleştirme çabalarına rağmen.
Barış istemi ülkenin diğer parçasında farklı bir tarzda algılanıyor. Barış olgusu Kürdistan’da Kürt Halk Önderinin ve onun hareketinin retoriği çerçevesinde şekillenirken; batıda yıllardır Türk siyasetçilerinin ve medyasının kullandığı ağulu dil Türk toplumunun sürekli savaş halini bir yaşam biçimi olarak benimsemesini yarattı.
Özellikle terör kavramının futursuzca kullanılması ve her muhalif sesin terör sepetine atılması, batıda aklıselim sorgulamanın önünde demirden bir perde oluşturdu. Verili şartlar batıda oluşan (kısmı) barış tepkisinin (ki bu çok sağlıksız bir tepkidir) müssebibi olarak Erdoğan dahil Türk devlet geleneğini önümüze çıkarıyor.
MHP’nin müzakere sürecine bu kadar cepheden, faşistçe saldırması ve CHP’nin bir ileri iki geri adım atmasındaki asıl sebeb savaş politikalarının ülkenin batısında hala bir piyasa değerinin olması ihtimalidir. MHP bu sağlıksız ve faşizan tepkinin üstünde sörf yapmaya çalışırken, CHP bu tepkiye politikasını angaje etmiştir.
Devlet aklının uygulayıcıları yıllardır Türklere, Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, işçilere çelişkilerinin bedelini ağır ödettiler. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın dediği gibi Mustafa Suphilerle başlar devlet katliamlarının kronolojik tarihi ve her kesim payına düşeni fazlasıyla aldı bu katliamlardan.
Şimdi bu baskı politikalarının geriletilme şansı yakalanmıştır. Karşılaşılacak geri/ırkçı tepkiler ancak ezilenler tarafından kurulacak bir toplumsal direniş hattıyla aşılabilir. Yakın döneme kadar bu direnişi sırtlayan Kürt ulusal hareketinin bu direnişi diğer kesimlere taşırmaya, diğer ezilen kesimlerinde bu direniş hattında yer alma sorumluluğu vardır.