‘Meydan boş olunca kalın kalın atanların ipi ile kuyuya inilmez. Kalın atanların ipi İnce olur.” demiş, Mahir Çiçek. Doğrusu ima konusunda haklı olduğunu düşünüyorum zira seçim sonrası gördük ki meydanda ‘ince-uzun ‘bir toz duman var…
24 Haziran seçimleri her yönü ile enteresan aslında. Akşam saatlerinde beklenen ile gece süren durum sabah farklı biçimde ortaya çıktı. Biz belli bir saatte hafiften esnerken uyku gözlerimize çökerken şer güçleri geceyi kollamış ve sabaha henüz açılmayan sandıklarla galibiyeti çoktan ilan etmişti. Aslında henüz geceden kalın kalın konuşan adam “Beni seçim günü YSK’nın önünden ıspatula ile kazıyacaklar” demişti. Henüz sabah olmadan hiçbir meydanda görmediğimiz şahıs, sosyal medyada gırgır şamata arkadaşları ile maytap geçiyormuş. “Adam kazandı be ya” demiş. Uzun uzun bekledi herkes onu, aslında uzundan ziyade ince ince bekledi. Saatler 25 Haziran öğlenini dövüyordu ki, çok söylenti yayıldı, kaçırıldı, tehdit edildi, belki de faili meçhul edilebilir kuşkusu ile devletten şüphe edildi. Haşa bu devlet bu konuda tescilli, ne şüphe. Senaryolar destan gibi dağıldı, ortalık pazar yeri gibi ne alanı ne satanı belli.
Nihayet ortaya çıktı. Kaybetmiş olmaktan ziyade kaybettirilmiş psikolojisi vardı yüzünde. Kağıttan okuyordu, kurgulanmış dizeler, dizayn edilmişti. Kaybetmenin acısı olur, fakat hırsı daha çok olur. Yedi milyon mitinge katılım olmuş İzmir-İstanbul’da, zirveye vurmuş sinerji ama kaybetti. İnsan neden nasıl kaybettiğini bilir bence. Eksiklerini nerede, neden kaybettiğini söyler ve devam ederse eder. Ki zaten kaybederken giden bir siyasetçi görmedik, kaybetmenin ahlaki değeri olan geri çekilme veya bırakma yoktur.
Ortada şüpheli bir durum var. Buna darbe demekten imtina etmemek gerek. İki hamlede kazandı Recep: 1-Erken seçimin yapılmasını Bahçeli’ye söyletip kazanı kaynattı; 2- Kazandığı henüz kendi tarafından açıklanmamışken en güçlü rakibi tarafından; ‘adam kazandı’ mesajı ile ilan edilmiş oldu.
Bu seçimlerden sonra şu anlaşıldı ki; Türkiye’de iktidar olmanın yolu açık ve bellidir. Köprüler yapacaksın, geçişleri pahalı olacak, zira bunun havası “pahalı” olmasından. Oradan geçmeyi sadece hayal edecek kişi. Uzun geniş yollar yapacaksın, yakıt fiyatları yüksek olduğundan “Ah bir benzin alsam da şu asfaltta bir 200 bassam!” dedirteceksin. Ve elbette iki gözümün çiçeği; kömür ve makarna. Amma velakin bu dönemin en büyük vaatlerinden biri “Kek ve çay.” Yani kıraathane. Akla uygun gelmez belki ama anlaşılan odur ki o akıl yok.
Seçimlerden sonra henüz ilk birkaç günde ortaya çıkanlar; daha evvel bunların neler yapacağını öngörenleri daha ilk günlerde doğruladılar.
Önce yalancı olduklarını açıkladılar. Ne dedi Bin Ali? “Seçimlerde söylenmişler, verilmiş sözler geçerli değildir.”
Sonra antidemokrat ve faşist olduklarını açıkça beyan ettiler. Hiç İşler Bakanı Süleyman Soylu, HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ı arayıp tehdit etti. Sonra pişkin ve daha da ileri gideceğini de vurgulayarak “Az bile demişim,” dedi. CHP’ye de saldırmayı ev sahibi haklılığı ile kendinde gördü. Milletvekili Eren Erdem’i içeri attılar, asker cenazelerine girişleri yasakladılar. İnce bir ayar verip tam hizaya getirmek istiyorlar. Zira Tayyip Erdoğan’ı başa getiren CHP ve önemlisi Baykal’dı. Bugüne kadar kendine sorun olarak görmemişti AKP, çünkü dirsek teması ile hükümet muhalefet ilişkisi içinde iyi gidiyorlardı. Sopanın kendisine döndüğünü gören Kılıçdaroğlu bu defa Erdoğan’ın oyununa gelmedi belki ama, son hamlede gene kaybetti.
Bu seçimin kazananı kaybedeni üzerinden asla kimse doğru analiz yapamaz. Çünkü adaletsiz, dengesiz, insafsız bir seçimdi. Kavgası, ölümleri, tehditleri ile alengirli bir seçimdi. Ancak şunu görmeliyiz ki HDP seçmeni rasyonel davranmış ve farkında olarak oylarını kullanmışlardır.