Türkiyelileşme mi Kurdistanlılaşma mı-2
Forum Haberleri —

HDP
- Yurtseverliği geliştirme, derinleştirme, yaygınlaştırma, kurumsallaştırma yönünde hiçbir girişimleri yok bu çevrelerin, ama milliyetçi söylem, yönelim istiyorlar.
YILMAZ SARI
Kirli savaş karşısında en insani temel bir barış talebini bile yükseltmeyen Türkiye’ye askeri, siyasi, ideolojik ve kültürel olarak bir “müdahale”yi içeren Kürt Halk Önderliği’nin hamlesi ne yazık ki Türkiyeli devrimci güçlerin büyük boşluğunu da doldurma ve ’71 devrimci çıkışının güncel görevlerini de hatırlatmak zorunda kalmıştır. “Ne yazık ki” diyoruz çünkü tam tersi bir durum söz konusu olsa Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri Kürt halkıyla barış, çözüm temelli bir dayanışma geliştirebilmiş, öncü kuvvetleri de Türkiye dağlarını sömürgeci orduya dar etmiş olsalardı bu atılıma ihtiyaç duyulmayacaktı ya da çok farklı temellerde gelişecekti. Türkiyeli devrimci gençliğin 90’ların başından itibaren Kurdistan gerillasına ilgi ve katılımını da anmadan geçmek olmaz. Önemli düzeyde aydın devrimci gençlik gerillaya katılırken bu boşluğun sonucu oluşan arayışın ve aslında ilk Türkiyelileşme tohumlarının atılmasına da vesile olmuşlardır.
Oldukça parlak örnekler sergileyen Kurdistan İşçi Partisi saflarındaki Türkiye gençliği devrimci sol örgütlerde bulamadıklarını Kurdistan’da bulmuşlardır. Örgütsel bir varoluş denemesine de girişilen çeşitli tartışmaların yürütüldüğü bu yoğun dönem hem sosyalizmin sorunlarına teorik açılımların getirildiği, hem örgütsel büyümenin sorunlarıyla uğraşıldığı hem de gerillanın Kurdistan dağlarında “boğdurulmasının” önüne geçilmeye çalışıldığı yıllarıdır. Kürt Halk Önderliği bütün bu çalışmaları yürütüp yetkinleştirerek hareketin önüne koymuştur. Sonuçta görülmüştür ki Türkiye işçi sınıfından devrimci bir çıkış beklemek bütün ittifak ve güç birliği denemelerine rağmen halen Kurdistan’ı ve devrimci hareketini teorik tanımlama düzeyinde bile sorun yaşayan güçlerden dayanışma ve yeni cepheler açılmasını beklemek nafiledir.
Tüm bu nedenlerle Amanoslar’dan Karadeniz’e Torosların en içlerine kadar yeni bir savaş cephesi adım adım örülerek açılmış, Kurdistan gerillası Türkiye emekçilerine gitmek zorunda kalmıştır. Ağır milliyetçilik dalgası altında buralarda önemli askeri ve siyasi faaliyetler yürütülmüş, kimi zaman en değerli Türkiyeli ve Kurdistanlı gerillalar bu cephede kan dökmüş, canlarını feda etmişlerdir. Öte yandan demokratik alanda da bu atılıma paralel geliştirilen atılımlar Kürt siyasasının Türkiyeli demokratik güçlerle buluşmasını ve burada hareketle sıkıştırılmak istendiği siyasal darboğazı aşma olanaklarına kavuşmuştur. Türkiye’deki ağır milliyetçi faşist rüzgarlarla çarpışmak Kurdistan devrimcilerine görev olmuştur.
Geleneksel ulusal kurutuluş mücadelelerinin tarihsel zafer ya da yenilgi tecrübelerinin çok dışında bir deneyim ve yönelim olduğu açık olan bu Türkiyelileşme atılımının arka planında böylesi zorunluluklar varken aynı zamanda Kurdistan’ın bölgesel ve uluslararası statükosunun da dayattığı bu yönelim Kurdistan İşçi Partisi’nin geçirdiği teorik, düşünsel -felsefik değişim ve gelişmelerin de paralelinde ortaya çıkmıştır. Kurdistan’da ulusal kurtuluşun sorunlarına, askeri, siyasi, teorik, mali, toplumsal ve sosyolojik sorunlarına kafa yormayan, emek harcamayan, izleyip yargılamaktan öte adım atmayanlar bugün bu atılım ve yönelim için “Türkleşme” “ulusal çıkarlardan uzaklaşma”, “Türk Solu’na teslim olma” gibi kavramlar kullanarak itibarsızlaştırmaya ve her sorunun kaynağı olarak göstermeye uğraşmaktadırlar.
Yürütücülerden ve onların özgül sıkıntılarından ortaya çıkan pratik sorunların, eksiklik ve yetmezliklerin her alanda ortaya çıkabildiği bir gerçeklik olmakla beraber bu hata ve yetmezlikler hem zorunlulukları hem ihtiyaçları ortadan kaldırmıyor. Sanıyorlar ki Kurdistan’da çelişki, çatışma, ilişki ve bunların uluslararası sonuçları tekdüzedir. Sanıyorlar ki bütün bu sorunların tek çözümü vardır. Çünkü savaş gerçekliği ile ilişkilenmemişler ve olumsuzluk üzerine kurulmuşlar. Ortaya çıkan zaafların ve sorunların giderilmesine yönelik herhangi bir düşünsel faaliyetleri yok, sadece milliyetçi söylemlerin her derde deva olabileceğini düşünüyorlar. Yurtseverliği geliştirme, derinleştirme, yaygınlaştırma, kurumsallaştırma yönünde hiçbir girişimleri yok bu çevrelerin ama milliyetçi söylem, yönelim istiyorlar.
İyi niyetli olanların belirtilen hususlara kafa yormaları gerektiği açık, diğerleri için söylenecek pek bir şey yok. Özgürlük Hareketi’nin temel yaklaşımının yurtseverlik olduğu, Kürt ulusunun en emekçi, yoksul, en devrimci kesimlerinin öncülüğünde Türkiye ve dahi diğer sömürgeci ülkelerin ve uluslararası toplumun en emekçi, en yoksul ve en devrimci demokrat kesimleriyle ilişki ve ittifak geliştireceği, geliştirmek zorunda olduğu gerçeğini bir an akıldan çıkarmamak ve buna uygun yönelimler içinde olmak tartışmaların temelini oluşturmalıdır. Aksi, duygusal tatminlerden öteye sonuç almayacaktır. Böyle yaklaşıldığında esasın nasıl bir Kurdistanlılaşma olduğu kavranabilecektir.
Kurdistan ulusal kurtuluşu için basit, sıradan, tarihsel tecrübelere ve savaş diyalektiğine dayanmayan söylemlerin duygusal basıncı bir yana, ortaya çıkan sorunların, ittifak, hareket ve örgütlenme gibi, daha derinlikli ve güncele yanıt olabilecek düzeyde tartışılması gelecek için olmazsa olmazdır.







