Başbakan son günlerde zihniyetini ve tıynetini ortaya koyan konuşmalar yapmaktadır. Öyle ki, tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlet demek ezberi olmuştur. Herhalde yatarken kalkarken bu nakaratı tekrarlamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en faşist ve en şovenist siyasetçiler bile böyle bir söyleme bu düzeyde sarılmamışlardır. Tabii ki bu söylem bir kültür yaratmaktadır. Tayyip Erdoğan yeni Türk genç kuşağını tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlet nakaratıyla yetiştirmektedir. Bu bir kültür, zihniyet ve ilke olmaktadır. Herhalde bebeklerin kulaklarına da Türkiye’nin temel ninnisi, duası olarak bu tek tekler okutulacaktır. Faşist ülkelerin führerlerinin böyle ezberleri ve nakaratları olurmuş. Türkiye’nin yeni führerinin nakaratı da bu olmaktadır.

Tayyip Erdoğan CHP ile seçim yarışını da bu milliyetçi şoven söylem üzerinden yürütmektedir. Öyle ki, her gittiği yerde “Onlar Hakkari’de Türk bayrağı dalgalandırmadılar, ben Hakkari’de Türk bayrağını dalgalandırdım” demektedir. Bu söylem de tam bir sömürge valisi söylemidir. Kürdistan’ı eskilerin deyimiyle müstemleke olarak gördüğü bu söylemlerinden anlaşılmaktadır. Kendini de neredeyse Kürdistan’ı Türk bayrağıyla işgal etmiş bir fatih olarak görmektedir. Zaten tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek devlet söylemini de Hakkari’de başlatmıştır. Demek ki milliyetçiliğin ölçütü Hakkari’de bayrak dalgalandırmaktır.
CHP ile “Sen Hakkari’ye bayrak dikmedin, ben diktim” yarışına girmesi, Başbakan’ın özgürlükçü ve demokratik olmadığının kanıtıdır. Böyle bir bayrak yarışına sadece faşist zihniyette olanlar girer. Kanında şovenizm zehrini dalgalandıranlar böyle bir bayrak yarışına girer. Zaten dünyanın her yerinde bu kadar bayrak edebiyatı yapanlar sadece şovenistler ve faşistlerdir. Dünyada hiçbir demokrat ve özgürlükçü bu kadar bayrak edebiyatı yapmaz. Tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek devlet söylemini de sadece şoven milliyetçiler ve faşistler dillendirir. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın bu söylemleri bir siyasetçinin seçim yarışı propagandası olarak ele alınamaz. Bu söylemi bu düzeyde hafife almak başlı başına gaflet ve çok tehlikeli bir yaklaşımdır.
Gerçek demokratlar, sadece sözde değil özde Müslüman olanlar, lafta değil özgürlük ve demokrasi tutkusuyla yanıp tutuşan yurtseverler, kadınlar, gençler, şovenizme karşı olan tüm insanlar Başbakan Erdoğan’ın bu tehlikeli söylemine derhal müdahale etmelidirler. Türkiye toplumunun her gün “Vatan millet Sakarya bayrak” söylemiyle zehirlenmesine dur demelidirler. İktidarını milliyetçilik, dolayısıyla Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamına karşı çıkma yiğitliğiyle sürdürmek isteyen bu iktidar düşkünlerine, her şeyi pazarlayan siyaset bezirganlarına haddini bildirmelidirler.  
Erdoğan’ın bu şovenist tek tek tek söylemlerine, CHP ve MHP ile bayrak dikme yarışına karşı çıkmamak büyük sorumsuzluk olur. Bu sözlere tutum koymamak herkesi kirletir. Nasıl oluyor da Başbakan her gün rahatlıkla bu söylemleri her yerde dillendirebiliyor? Yumurta yağmuruna mı tutulur, üzerine boya mı dökülür, zift mi dökülür, başka biçimde mi protesto edilir, bu adamın mutlaka ağzının payı verilmelidir.
Şimdi Kürdistan’a bayrak dikme yarışına giren adam Kürdistan’a nasıl rahat gelir? Bırakalım yurtsever gençleri, kadınları, yurtsever demokrat çevreleri, AKP’li olanlar bile böyle bir adamın Kürdistan’a gelişini nasıl kabul eder? AKP’li Kürtlerin de Tayyip Erdoğan’a haddini bildirmesi gerekir. Eğer Başbakan her yerde beş vakit bayrak edebiyatı, tek millet edebiyatı yapıyorsa AKP’ye oy veren Kürtlerin bu Başbakan’a bir tavrı olmayacak mı? AKP’li Kürtlerin ruhu Kürt, siyaseti Kürt değildir diyenler, bu Başbakan’a tavır koymayacaklar mı?
Bu söylemleri her gün tekrarlayandan hangi hayırlı iş beklenir? Zaten şimdiye kadar da hayırlı iş yapmamıştır. Kürt halkının yürüttüğü özgürlük mücadelesinin taleplerini sözde paketlerle sulandırmaktan, yozlaştırmaktan başka bir şey yapmamaktadır. AKP çözüm için adım atmıyor; çözüm olanaklarını bozmak için, yozlaştırmak için, talepleri gündemden düşürmek için yapıyor. AKP’nin yaptıklarına, devletin özel savaş politikalarını anlamayanlar, stratejisini anlamayanlar olumlu diyebilir. Bu kadar tek tek diyen, CHP ile bayrak yarışına giren AKP’nin Kürt sorununun çözümünde gerçek anlamda olumlu şeyler yapacağına kim inanır?
Herkesin miting yapma, demokratik hakkını kullanma hakkı vardır. Ancak bu kadar bayrak dikme yarışına girme, tek tek tek diyerek Kürtlere meydan okuma, Kürtlere saygı duymayan sömürge zihniyetle konuşma ve hareket etme demokratik hak kullanma olarak değerlendirilemez. Bu söylemleri kullanmak demokrasiye karşı, özgürlüğe karşı savaş açmak demektir. Kürdistan’da Kürdi olan tüm partiler, Kürtlere saygılı olan tüm partiler demokratik yaşamda yer alabilirler. Kürt sorununu Türkiye sınırları içinde demokratik temelde çözmek isteyenler tabii ki Kürdistan’da demokratik siyasal mücadele yürütürler. Ama müstemleke valisi gibi hareket edenlere Kürt gençleri, Kürt kadınları nasıl tahammül edecektir?
Başbakan’ın tek tek söylemleri ve bayrak dikme yarışı kesinlikle ötekileştirmedir ve nefret suçu işlemektir. Başbakan bu söylemiyle yetişenler Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam taleplerine nasıl bakarlar? Özgürlüğü için mücadele eden, temel demokratik haklarını isteyen Kürtlere nasıl bakar? Tabii ki nefret ederek ve Kürtleri bölücü görerek! Kürtleri bölücü görenlerin de bu topraklarda Kürtlere neler yaptığını herkes bilmektedir.
Başbakan, AKP Hükümeti bu ülkede polis cinayetlerini normalleştirdiği gibi, faşist söylemleri de normalleştirmiş bulunmaktadır. Faşist söylemlerin normalleşmesi kadar kötü bir şey olamaz. Bu nedenle hiç vakit kaybetmeden Tayyip Erdoğan’ın bu faşist söylemine karşı bir tepki ve protesto kampanyası başlatılmalıdır. Sokakta, meydanda, basında, sosyal medyada tepki gösterilerek, protesto edilerek bu söyleme karşı isyan bayrağı açılmalıdır. Öyle demedik de şöyle dedik, söylediğimiz, söylenen şu anlama geliyor gibi sözler de dinlenmemelidir. Bu söylemle nasıl bir gençlik, nasıl bir toplum şekilleneceği açıktır. Zaten şimdiden Kürdistan’a bayrak dikme yarışına giren, Kürdistan’ı bayrak dikilecek yer olarak gören bir zihniyet oluşturulmaktadır. Basının algı yaratma gücü de düşünüldüğünde bu algı ile şekillenenlerin sadece Kürtler için değil, Türkiye için nasıl tehlikeli olacağı aşikardır. Görünen köy kılavuz istemez. Bu söylemlerle Kürtlerin taleplerine karşı şoven milliyetçilikle dolan bir toplum şekillenir. Böyle bir toplumla da ne Kürt sorunu çözülür, ne de Türkiye demokratikleşir.