Rauf KARAKOÇAN

Hemen her konuda alınan kararlar sessiz sedasız uygulamaya konuluyor. Hiçbir ciddi muhalefetle karşılaşmadan kanunlaşan KHK ile toplum zapturapt altına alınmış durumdadır. Türkiye artık diktatörlük rejimi ile yönetilir hale geldi. Müdahale edilmedik alan kalmadı. Her alanda aşırı merkezileşme katlanarak devam etmektedir. Devlet adına ne varsa tek kişinin kontrolünde merkezileşti. Sadece devletin yönetimine hükmetmekle yetinilmiyor kamusal alana ve özel yaşama da müdahale etmek sıradanlaştı. Adına Türk tipi İslam diyeceğimiz bir zihniyete göre toplum yaşamı dizayn edilmeye çalışılıyor. Bünyeyi kemiren kötü huylu kanser gibi yayıldıkça  yayılmaktadır. Toplum refleks göstermeyince faşizm daha fazla cesaretli davranmakta ve uygulamalarını daha pervasızca sürdürmektedir. Diktatörlüğün uygulamalarını vurdum duymaz bir şekilde izleyen sessiz yığınlar sofradaki lokmanın giderek küçüldüğünü fark etmişlerdir. Toplum, faşizmin karanlık yüzüyle yüzleşmek zorunda kaldığını geçte olsa anlamıştır.

En son yapılan düzenlemelerle mali alanın yönetimini de tescilli hırsız diktatör Erdoğan üslenmiştir. Bu yetmemiş Varlık Fonu’nun yönetimine kendisini ve damadını atamış. Bu da yetmemiş yerel yönetimlerin yani belediyelerin bütçesini de kendi kontrolüne almış. Paraya hükmetmek için bütün yasal düzenlemeler yapılmış ve muslukların başı tutulmuştur. Türkiye’nin talan edilmedik yanı kalmadı; sıra kamuya ait alanların talanına geldi dayandı. Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi denilen kuruluş, bütçe dışı gelir kaynakları, devlete ait önemli ve büyük sermayeli şirketlerin devredildiği ve yönetildiği bir kuruluştur. Parlamentonun denetleyemediği gelir kaynaklarının yönetilmesi anlamına gelmektedir. Yani hırsızlığa gün doğdu. Çalmak çırpmak yasal hale geldi.

Başta Halk Bankası, Ziraat Bankası olmak üzere BOTAŞ, Milli Piyango, At yarışları, Borsa İstanbul, THY gibi şirketlerin devredildiği fon; aslında Türkiye’nin gizli bütçesi gibidir. Bu gelir kaynaklarını hırsız ve çırağı denetleyecekmiş. Daha önce resmi bütçeden kullandığı örtülü ödenekler nasıl denetlenemezse Varlık Fonu da denetlenemez olacaktır. Diktatörlüğün para trafiği; Varlık Fonu yönetimini ele geçirmeyle ile birlikte kontrol dışına çıkmıştır.

Varlık Fonu’nun Erdoğan ve Damadı tarafından yönetilir olması ciğerin kediye teslim edilmesi anlamına gelmektedir. 17-25 Aralık hadisesi ile tapeleri basına sızan Erdoğan, anlamada sıkıntı yaşayan oğlu Bilal ve Damadı arasındaki konuşmalarda evdeki “paraların sıfırlanması” ile gündeme gelmişlerdi. Reza Zarrab olayı ile kirli çamaşırları ortalığa saçılan AKP hükümetinin kimi bakanları yolsuzluk ve rüşvete bulaştıkları belgelenmiş oldu. Rüşvet ve yolsuzluklar Reise kadar uzandığı için bu olayı “hükümete karşı bir komplo ve FETÖ darbesi” olarak fırsata dönüştürdüler. Daha sonra ise sınırsız hırsızlığın ve yolsuzluklarının önü açılmış oldu. Vurgun vurmadıkları alan kalmadı. El attıkları her konuda ticari kazançları nasıl el verdiyse onu yasal kılıflara uydurarak  yaptılar. Fethullah darbesinden (Allah’ın lütfu) yararlandıkça yararlandılar.

Erdoğan’ın damadı B. Albayrak’ın Devletin Maliye ve Hazine Bakanlığına getirilmiş olması, yolsuzluk ve hırsızlığın resmi yollardan yapılmasına meşruluk kazandırmaktır. Parayı yönetmek bir fiil Reis’e ve hırsız çırağı Damat’a kaldı. Yolsuzluk, vurgun, talan, rant elde etmenin önü alınamıyor ve denetlenemiyor. Hırsızlıklar sadece bununla sınırlı kalmıyor. Özelleştirmeler, ihaleler, kamu alanlarını imara açmalar gibi daha birçok kalemde sıralanacak projelerde muazzam vurgunlar vurmaktadırlar. Türkiye’nin üretim kaynaklarını tüketerek, buğdaydan, etten, sütte kadar birçok gıda ürününü dışardan ithal eder hale geldi. Nereden ne kazanırız? Gözü ve mantığıyla yaklaşılmaktadır. Yolsuzluğun bulaşmadığı hiçbir ihale yok gibidir. Yandaşlara kazandırmanın önü açılabildikçe açılmıştır.

Türkiye’nin başına çöreklenmiş bu hırsızlar şebekesi, istedikleri gibi parayı yönetmelerinin her türlü yasal dayanağını oluşturmuşlardır. Bir ülkenin maliyesi bir aileye teslim edilmesi nerede görülmüştür? Hiçbir denetim mekanizmasına takılmadan sınırsız yetkilerle donatılan bir ailenin yönettiği Türkiye bir kabile devletinden bile daha geridir. Osmanlı yayılmacılığı hevesi besleyen bir zihniyet kendi ailesini ve çevresini yönetim olarak hazır hale getirmeye çalışıyor. Hanedanlık ile yönetilen imparatorluk özleminden hareketle, Aile ile yönetilen bir Türkiye yaratılıyor.

Faşist diktatör seçimle, çoğunluğun oyu ile iktidara gelmiş de olsa yaptıkları hırsızlıkları, yolsuzlukları, meşrulaştırmaz. Türkiye yönetimi bir aileye teslim edilemez, edilmemelidir.