Türkiye’nin sarkaç politikası ve darbeler

Forum Haberleri —

EKİN RONİ

II. Dünya Savaşından sonra Türkiye, Alman faşizminin yenilgisi sonucunda ciddi siyasi değişimlere uğradı. Savaş öncesi ilişkilerin yerini yeni ilişkiler aldı. Cumhuriyetin otoriter rejimi yeni dünya düzenine ayak uydurdu ve oligarşikleşti. İki kutuplu dünya (ABD ve Avrupası ile Sovyet Rusya) arasında kalan Türkiye tercihini Amerika lehine kullandı ve ‘Marshall Planı’ndan yararlanarak bir ABD kuklasına dönüştü.

NATO’ya girildi ve yurtdışına asker gönderildi. Kore savaşına katılındı. Böylece M. Kemal sonrasında politik amaçlı olarak kullanılan din ile Cumhuriyet oligarşik bir yönetime kavuştu. Totaliter tek parti yönetimi sahte demokrasi sloganlarıyla iki partili döneme geçilirken; dinin siyasallaşmasının önü açılıyordu. Türklük adıyla yürütülen faşizme birde ‘İslami siyasal boyut’ ekleniyordu. Bu örgütlenme tüm darbeler silsilesi sonunda tam bir Türk-İslam faşizmine dönüştü. Her ne kadar Cumhuriyetçi cenah yer yer çıkarları gereği bu gidişata karşı çıksa da emir büyük yerden geliyordu, istemeseler de resmi ideoloji gün be gün değişiyordu. Türkiye organize bir şebekeye, değişmemek için değişmek, ayak uydurmak durumunda olan bir çeteler topluluğuna evrildi. Son olarak 75 yıl boyunca da, Amerika nasıl isterse tam bir bukalemun gibi faşist rejim ona dönüşüyordu.

Adnan Menderes’in Rusya ile yakınlaşmak ve iktidarını devam ettirmek istemesi sonucu idam edildiği hep belirtilir. O zamanın Türkeş’i eğitimli bir NATO askeri olarak darbe bildirisini okuyan kişiydi. İşte Menderes’in bu siyaseti Türkiye’nin sağdan ve Sünni-Nakşi cepheden uşaklaşmasının önünde bir engeldi. Zaten sonrasına baktığımızda İran İslam (Şii) devriminden hemen sonra Türkiye’de olan 12 Eylül 1980 darbesi ve İslam (Sünni) ideolojisinin önünün tamamen açılması ve son olarak da AKP’yle resmi iktidar ideolojisinin oluşturulmasıyla devlet politikasının bir sonucu olarak İran’a karşı İranlaşmaydı. Devlet içinde bazı güçler yine çıkarları gereği buna karşı çıksa da iç politikada yaşanan değişikler buna Türkiye’yi mecbur kılıyordu. Che’vari 70’lerdeki devrimci çıkışı bastırmak için 71 darbesi, Kürtleri bastırmak için 80 darbesi hep iç ve dış siyasete karşı, Türkiye devleti tarafından bizzat verilen Amerika’yla uyumlu faşist cevaplardı.

Türkiye’nin 50’li, 60’lı yıllarının siyasetinin arkasında olduğu gibi, 80’li, 90’lı yıllarının siyasetinin arkasında yine ABD vardı. Zaten 80 darbesi sonrasında ‘bizim çocuklar’ kazandı demiştiler. Onlar önceleri Sovyetlere karşı komünizmle mücadele adı altında milliyetçiliği körüklediler. Gladio’yu örgütlediler. Türkiye’nin tüm demokratik-devrimci güçlerine kıydılar. İdamlar, kıyımlar, katliamlar, işkenceler ile Türkiye ve Kürdistan yurtseverlerine zulüm dayatıldı. Diğer Kürdistan parçalarında da durum farksızdı. Önce Mahabad’da idamlar vardı. Amûdê’de çocuklar yakıldı. Halepçe’de insanlık katlediliyordu.

Dünün Hitler faşizminin, Sovyet komünizminin yerini bugün ‘İslam faşizmi’ aldı. Tabii bu sahte bir İslam perdesinin altına saklanmış gerçek ‘yeşil’ faşizmdir. Türkiye hep bu iklimlere göre örgütlendirildi. Türkiye’de iç demokratik dinamikleri yok etmek için bu politikalara yattı. 80 darbesiyle İran’a alternatif olarak kendisini Amerika’nın önüne yatırması gibi aynı şekilde; İkiz kule saldırılarının hemen ardından AKP’nin Türk devleti tarafından hazırlanarak Amerika’ya sunulması ve karşılığında da Kürt Özgürlük Hareketini ‘terör’ propagandası adı altında ezmeyi planlaması oldukça anlaşılırdı.

Ama başaramadılar! Önder Apo’nun, gerillanın direnişi, özelliklede 1 Haziran hamlesiyle başlayan direniş, Rojava Devrimi, Türkiye’yi zora soktu, planları bozdu. Bu yıllardan sonra Türkiye’nin ABD karşısındaki duruşu sorun olmaya başladı. Amerika şimdi çıkarları gereğince bunların milliyetçiliklerini bırakmalarını istiyor, artık bu politikalar kendi önünde engel olmuş durumda; zaten Bahçeli’siz bir siyasete hazır olun, dediler. Fakat Türkiye buna hazır değil o yüzden 15 Temmuz darbe planıyla, Erdoğan’ı Bahçeli’leştirdiler. Yani Türkçülüğü daha da güçlendirdiler. Ama bu sefer yıkılmasın diye… Yeri gelmişken bir konuyu daha aydınlatalım. Menderesi astıran Türk özel savaş siyaseti nasıl oluyor da bugün Menderes’e sahip çıkıyor. İşte bu milliyetçi güruh artık Amerika tarafından kullanma tarihi geçtiği için raftan indirilince, bunlar anti-Amerikancı oldular, Menderesçi kesildiler. Yarın Deniz Gezmiş’in anıtını da dikerler hiç merak etmeyin! Ama artık kimse yemez. Sizin devriniz kapandı. İbrahimler ve Mahirlerle başlayan devrimci ruh, Mazlumlarla ve Agitlerle silahlarını kuşandı ve sizi tarihin çöp sepetine yolculuyor…

Artık dünya Kürt halkının onurlu mücadelesini görüyor, biliyor ve değer veriyor. Kürt direnişi Amerika’ya bile geri adım attırıyor. Trump önümüzdeki Amerika seçimlerine olan etkisini öngörünce Rojava’ya yönelik saldırılara kayıtsız kalamadı. İşte gerçek savaş ve siyasetin sonuçları…

Amerika bir Vietnam sendromu yaşamak istemediği için artık kimseyle büyük çatışmalara girmez. İç siyaseti de buna elvermez. Ya IMF’yi ya da Covid-19 salgını günlerinde olduğu gibi büyük krizlerde Dünya Sağlık Örgütü gibi organizasyonlarını devreye sokar. Rusya’yla anlaşır, Küba, Venezuela gibi ülkeleri kontrol altında tutar. Ama Türkiye’nin bu yaklaşımları altında gerekli koşulları görürse bu köhnemiş devleti al-aşağı eder. Zaten milliyetçilerin ‘Beka sorunu’ dedikleride bu iç ve dış sıkışmanın ta kendisidir. Bu durumu kotarmak için bir sarkaç politikası icat ettiler bir Rusya’ya bir ABD’ye Anadolu’yu peşkeş çektiler… Ama artık satacak bir şey kalmadı, alacaklılar kapıya dayandı…

Şimdi yeni bir ‘Marshall Planı’ devrede; bakalım Türkiye ne karar verecek! Trump ‘aptallık etme’ Kürtlerle anlaş’ diyor. O da yok illaki ‘Kürtleri yok edeceğim’ diyor. Amerika Ortadoğu’da hal böyleyken İran’ın üzerine de yürüyemiyor. Obama, Türkiye’ye ‘Suriye konusunda adım at’ dedi ve Türkiye siyasetini devam ettirebilmek için Suriye savaşına girdi. Buradan çıkış yapan Rojava devrimine engel olamayan Türkiye, şimdi İran konusunda ne yapacak? Ya yarın Çin’e karşı Uygur Türkleri için ne yapacak?

ABD Türkiye’nin kendisine karşı yürüttüğü savaşı görüyor. Taliban’dan tutun, DAİŞ’le olan ilişkisine kadar her şey gün gibi ortada… Artık Türkiye sarkaç politikasının sonuna geldi. Bir o yana bir bu yana sallanarak Rusya ile ABD arasında gidip gelmenin sonuna geldi. Radikal İslam nasıl en sonunda yaratıcısı olan ABD’ye yöneldi ve kendi sonunu getirdi. AKP’de yaratıcısı olan Amerika karşıtlığına devam ederse elbette kendi sonunu getirecek.

Bence bugünlerde sarkaç kopacak… Sarkaç kopunca ne mi olacak?

Türkiye bir karar verecek; ya elli yıl daha sürecek bir savaşın yolunu tutacak, İsrail-Filistin sorunundan beter bir Kürt-Türk sorunu doğacak (Yugoslavya örneği gibi olacak) ya da Türkiye halkına teslim olacak, demokrasiye kapılarını aralayacak, oradan halkların öncülüğünde yeni yüz yılın demokratik sistemi doğacak…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.