Semptomlardan hareketle Türkiye Bunalımı’nı, toplumsal hastalığı incelemeyi hedeflemiştim yazılarımda. Araya “Süreç” girdi, güncel kendini dayattı ve konuya ara vermek zorunda kaldım. İlgilenen okur eski yazılara bakabilir. Şimdi devam edeceğiz. Belirtilerden hareketle yaprak yaprak soyup görüntüden öze varmayı sürdüreceğiz.   

***
“Türkiye’nin Solu” kirlidir. Başlangıcında Ecevit vardır. Bugün, CHP’den Silivri’ye uzanır.
Lenin, “Sosyaldemokrat” ismini kirletilmiş bir kavram olarak bir yana atmış ve “Komünist” adıyla yenide yapılandırmıştı partisini ve Üçüncü Enternasyonali.
Bugün Türkiye’de “komünizm” de kirletiliyor...
Aracısı da, Aşil’in Topuğu, yani Kürt sorunu...
Önce, Marksizm -sınıf teorisi- dikildi “milli mesele”nin karşısına. Bir inkar aracı yapılmaya çalışıldı Marksizm ile örtbas edilmeye çalışıldı bir temel çelişki ve gerçeklik.
Tabii sökmedi...
Bunun üzerine, kimi milliyetçi-devletçi sahteciler, “günümüzde kendi kaderini tayin hakkı geçersizdir çünkü artık emperyalizmin işine yaramaktadır. Zaten o bir burjuva-demokratik meseleydi, bizim dışımızdadır” demeye başladılar. Bir de bu yolla kirletmeye kalktılar.
Tabii sökmedi...
Geçenlerde bir toplantıdaydım ve farklı bir yüz kızartıcı “numara”ya şahit oldum.
Konuşmacı hençeresinin derinliklerinden “Komünizm” derken salon titriyordu. “Kürt işçiler” diye nara attıkça yer gök inliyordu. O konuştukça salon coştu, salon coştukça o konuştu...
Sonra anladım ki, personel başka bir şey deniyor...
Kürdü asimile etmeye Kemalizm yetmemişti. İslamcılar denemiş ama tutmamıştı. Şimdi bu personel, “komünizm” yoluyla Kürt işçiyi dolandıracak, Sınıf aracılığıyla memleketin “birlik ve beraberliği”ni güvence altına alacaktı!.. Kürt kimliği, “sınıf kimliği ve kardeşliği” içinde eriyecekti...
Komünizmin ardına gizlenmiş yüzsüz şovenizm çirkin yüzünü böyle de gösteriyor...
Türkiye’de bugün, devrimci Marksist dille en kaba milliyetçiliğin propagandası yapılıyor. Bunu Kürde “dostluk” maskesiyle yapan da var, ırkçı düşmanlıkla yapan da. Liberalin sahteci dolandırıcısına bir de komünist görünümlü kalpazanlar eklendi.
Bu tabii işçi sınıfındaki derin duyarsızlığa, sınıf hareketi üzerindeki “ölü toprağı“na, gerçek devrimcilerin ve örgütlerinin güçsüzlüğüne dayanılarak yapılabiliyor... Ama yapılıyor ve etkili de olabiliyor...
Değneksiz köyde, akbabalar, çakallar, sülükler, parazitler çöreklenmişler ganimet sofrasına zehir kusuyorlar...
Şimdi, bütün bu olup biteni, bu hazin manzarayı, sadece genel durumla, dibe vurmuş hareketle, sosyalizmin evrensel kriziyle açıklayabilir miyiz? Ya da, “Düzen’in, Devlet’in de kendi komünistine ihtiyacı var ve onu yaratıyor işte” diye geçiştirebilir miyiz? “Bu duyarsızlık ya da sahtecilik her yerde var, bu denli yaygın bir durum” diyebilir miyiz? “Gizli milliyetçilik yeni bir virüs değil, eskiden de ve her yerde vardı Marksist hareket içinde” diye izah edebilir miyiz Türkiye’deki bu hastalığı?..
Bunların hepsinin payı, katkısı vardır kuşkusuz. Ama sorunu tam izah edemezler.
Bu epidemik afetin nedenlerini daha fazla düşünmek gerek. Toprağın bu kadar mümbit olması, bu kadar çok ve sürekli doğurması sahteciliği, bence normal, kaçınılmaz, her yerde olan türden değil...
İkinci Enternsyonal’in sosyaldemokrat partileri Birinci Dünya Savaşı’nda kendi burjuvalarından yana tavır aldılar ve ihanete sürüklendiler. Onlar, sömürgeci-emperyalist bir zemin üzerinde inşa edilmişlerdi baştan aşağı ve bunun kefaretini ödediler...
Bizde ne oluyor ki?.. Bu türden bir başka ilişki hükmünü icra ediyor olmasın sakın?
Derinlere, “Derin Devlet”i de biçimlendiren daha derinlere inmek gerek... Görüntüden öze bir yolculuk gerek...
Türkiye’nin ve Türk toplumunun krizini irdelemeyi sürdüreceğiz...