Türkiye’nin, Suriye’nin yeni ordusundaki kalıcı nüfuzu
Forum Haberleri —

Türkiye/Suriye ordusu/foto:AFP
- Şam, yabancı destekli fraksiyonları yeni bir ulusal güce katma yoluna gitti, ancak süreç henüz tamamlanmadı ve bu durum birlik beklentileri üzerinde etkiler yaratıyor.
*PAULINE VACHER
Suriye Milli Ordusu (SMO) gerçekten dağıldı mı? Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki on yıllık himayesi (işgali) bir gecede yok mu oldu? Yoksa bu fraksiyonlar yalnızca üniformalarını değiştirerek yeniden markalaştı mı?
Bunu anlamak için 2016’ya, Türkiye’nin 'Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlattığı döneme dönmek gerekir. DAİŞ’e karşı başladığı öne sürülen operasyon, kısa sürede daha geniş bir stratejik projeye evrildi: Kuzey Suriye’nin siyasal ve askeri manzarasını yeniden şekillendirmek ve Kürt güçlerinin yayılmasını engellemek.
Bu proje, eski Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) birimlerinden, İslamcı tugaylardan ve Türkmen milislerden oluşan Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) yaratılmasıyla doruğa ulaştı. Finansman, eğitim ve siyasal denetim yoluyla Ankara, SMO'yu kendi askeri bürokrasisine sahip sadık bir vekil güce dönüştürdü (tugaylar, disiplin komiteleri, mahkemeler, polis güçleri ve sınır ötesi tedarik zincirleri.)
SMO, Türkiye kontrolündeki (işgali altındaki) bölgeleri denetledi, Kürt güçleriyle savaştı ve istendiğinde Libya ile Dağlık Karabağ gibi cephelere birlik gönderdi. 2020’ye gelindiğinde Türkiye’nin bölgesel stratejisinin temel taşlarından biri hâline gelmişti. Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ocak 2025’te SMO fraksiyonlarının Suriye’nin yeni 'ulusal ordusu'na “entegre edileceğini” açıkladı; başkomutan olarak Şara gösteriliyordu. Mesaj açıktı: Türkiye, Şam’daki yeni hükümeti onaylıyor ve yeni Suriye askeri yapısı içinde etkisini korumayı beklediğini işaret ediyordu. Suriye ve Türkiye savunma bakanları arasında 13 Ağustos’ta Ankara’da imzalanan anlaşma, bu ortaklığı pekiştirdi; gayriresmi koordinasyon veya vekil desteği ötesinde, Türkiye’nin Suriye savunma mimarisine doğrudan varlığını tesis etti.
Şam için eski SMO savaşçılarını (unsurlarını) yeni Suriye ordusuna entegre etmek, hassas bir denge oyunu. Bu fraksiyonların 'entegrasyon' sürecine aşina olan bir güvenlik kaynağı, "Birçoğu SMO içindeki sadakatlerini şekillendiren ailevi, aşiret ve yerel bağlarını koruyor. Birlikte yeniden görevlendirildiklerinde, yeni birimlerde eski hiyerarşileri yeniden oluşturuyorlar. Entegrasyon, uygulamada yerel güç yapılarını dağıtmak yerine sıklıkla muhafaza ediyor" dedi.
This Week in Northern Syria’nin yazarı ve araştırmacı Alexander McKeever ise New Lines’a şunları söyledi: “SMO, Türkiye’nin orkestre ettiği bir birleşme çabası olarak yaratılmasına rağmen tutarlı bir kurum hâline gelmedi. Farklı büyüklük ve etki düzeyindeki milislerin yamalı bohçası olarak kaldı; çoğu zaman bireysel komutanlar tarafından kişiselleştirilmiş biçimde yönetiliyordu. 8 Aralık’tan sonra HTŞ [Hayat Tahrir eş-Şam, Şara’nın liderliğindeki fraksiyon], yeni orduyu kurmada en az direnç yolunu izledi. SMO fraksiyonlarını bütün olarak entegre etti: Küçük olanlar HTŞ liderliğindeki tümenlere tugay olarak girdi, birkaç büyük grup kendi tümenleri oldu ve en etkili komutanlara liderlik pozisyonları verildi.”
Örneğin Süleyman Şah Tugayı, 62. Tümen olarak yeniden markalaştı ve şimdi Hama şehrinin doğusunda güvenliği sağlıyor; komutası hâlâ el-Casım’da (Ebu Emşa) kaldı. Sultan Murad ve Mehmed el-Fatih tugaylarının elemanları ise resmi olarak Savunma Bakanlığı tümenlerine katılmasına rağmen komuta zincirlerini ve yerel etkilerini büyük ölçüde korudu.
Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Hüseyin Osman, son çatışmalar başlamadan önce entegrasyon sürecini kozmetik olarak nitelendirerek, “Fraksiyonlar nominal olarak Savunma Bakanlığına bağlı ama gerçekte sadece kendi çıkarlarına uyuyorlar. Hükümetten emir almıyorlar” dedi. Osman’a göre; o dönemde Fırat cephesindeki çatışmalar sıklıkla eski SMO unsurları tarafından başlatılıyordu; bu da güvensizliği daha da derinleştiriyordu.
Temmuz’da Fırat üzerindeki az sayıdaki köprüden biri olan Qereqozax Köprüsü'nde görev yapan SMO elemanları, Kürt savaşçıların zaman zaman bu stratejik geçişi kullanmaya çalıştığını belirtiyordu; ne Şam ne de QSD bu erişimi bırakmaya razıydı. “İnşallah bir gün öbür tarafta olacağız” diyerek gülen SMO elemanı, yeni taburunun geri kalanı gibi SMO'nun en eski fraksiyonlarından Mehmed el-Fatih Tugayı’na mensuptu; şimdi Suriye ordusunun 72. Tugayı’nda.
Kötü şöhretli Ebu Hatem Şakra
Bu fraksiyonların varlığı, müzakereleri karmaşıklaştırdı. Birçok Kürt yetkili, bir zamanlar Kürt topluluklarına karşı saldırıları yöneten kişilerin güçlendirilmiş bir askeri yapının kırılgan özerkliklerini aşındıracağından ve merkezileşme taleplerini raydan çıkaracağından endişe ediyordu. Gerilimleri en çok alevlendiren atamalardan biri, Ahrar eş-Şarkiye’nin eski lideri Ebu Hatem Şakra’nın Dêrazor’daki ordunun 86. Tugayı Komutanı yapılmasıydı. Liderliğini yaptığı fraksiyon, Efrîn ve Kuzey-Doğu'daki fiilleriyle kötü şöhretli. 2019’da, Reqa’nın kuzeyindeki bir askeri operasyon sırasında kendi adamlarının Kürt siyasetçi Hevrîn Xelef’i soğukkanlılıkla katlettiği şüphesi onun üzerine yoğunlaşmıştı.
Bir savaş ağası: Ebu Emşa
Birkaç ay önce New Lines, Hama’ya giderek bir başka önde gelen SMO figürüyle görüştü: Süleyman Şah Tugayı’nın eski başı Muhammed el-Casım, yani Ebu Emşa. Birkaç askeri yetkilinin belirttiğine göre yeni görevi olan 62. Tugay Komutanlığı, büyük ölçüde Ankara’nın tercih etmesi sayesinde elde edilmişti. Bu atamalar, Türk dönemiyle tanıdık bir modeli yansıtıyordu: Sadakat, genişletilmiş yetkiyle ödüllendiriliyordu. Ebu Emşa’nın sicili tartışmalı. Ağustos 2023’te ABD Hazine Bakanlığı, onu Efrîn’deki Kürt nüfusa yönelik şiddet ve zorla yerinden etme nedeniyle yaptırıma tabi tuttu; hatta 2018’de tugayından bir üyenin eşini silah zoruyla tecavüze uğradığı ve mağdur ile ailesinin misilleme tehdidiyle susturulduğu iddiasını özel olarak belirtti.
Ziyaretçileri kabul ettiği ev, Hama’nın dış mahallelerinde ağır korunmalıydı. Yeni askeri üniformasını giymiş, sadık takipçileriyle çevriliydi. Sağ kolunda yeni Suriye bayrağının arması vardı. Türk etkisi altında hâlâ faaliyet gösterip göstermediği sorulduğunda elini sallayarak “Türk pasaportu mu? İş meselesi. Başka bir şey değil” şeklinde geçiştirdi. Oysa Türk pasaportu, yalnızca çok yakın müttefiklere tanınan bir ayrıcalık.
Yine de Ebu Emşa, geleceğinin yeni Suriye hükümetiyle olduğunu ısrarla ileri sürdü. Kendisini “yeni Suriye’nin sadık bir evladı” olarak tanımladı. Ancak ülkenin siyasal durumu ve yeni geçici cumhurbaşkanına dair görüşü sorulduğunda tereddüt etti ve ekledi: “Bir adam tüm gücü elinde toplamamalı.”
Kişisel hırs mı yoksa Batı yaptırımlarının getirdiği kısıtlamalar mı bilinmez, bu yılın Kuzey-Doğu saldırısına katılmamış gibi görünüyor. Muhtemelen mevcut seferden kenara itilmiş olsa da adı hâlâ internette her yerde; Kürtlerin yenilgisini kutlayan paylaşımlarda.
Türk sınırında, Ebu Emşa’nın eski kalesi Şeyh el-Hadid’de geçmiş hâlâ gözler önünde. Karargâhı hâlâ Süleyman Şah Tugayı’nın amblemini taşıyordu. İçeride sahte mermer, kristal avizeler ve görkemli amblemler, dağılmış bir fraksiyondan ziyade özel alanının estetiğini hiç bırakmamış bir savaş ağasını andırıyordu. Bazı üsler sökülmüş olsa da Abu Amşa’nın fraksiyonu, kuzeydeki ana konumlarından birini koruyan az sayıdaki fraksiyondandı; ancak bu düzenlemenin şartları belirsiz.
Birbirlerine güvenmiyorlar
Ziyaretim günü iki asker nöbet tutuyordu. Biri konuşmaya hevesliydi ve HTŞ ile yaşanan çatışmaları dün gibi hatırlıyordu. Bugün bile üniformalar ve resmi açıklamalara rağmen yeni Suriye ordusunun bazı unsurları arasında güvensizlik sürüyor.
Suriye Arşivi’nden araştırmacı Gregory Waters, derin bir güvensizlikten söz ediyor: “Ebu Emşa ve adamları, Türkiye’nin yardımcı güçleri olarak geçmişlerinin bedelini ödüyor. Aynı zamanda rejime karşı belirleyici savaşlardaki yokluklarının da. HTŞ tabanındaki birçok kişi ikisini de affetmiyor. Birbirlerine güvenmiyorlar ve birleşik bir güç olmaktan çok uzaktalar.”
Bazıları ise farklı bir gerçeklikten bahsediyor. İdlib bölgesinden adını vermeyen eski bir HTŞ subayı, Aralık 2024’teki Şam’ın ele geçirilmesinin, HTŞ ile bu fraksiyonlar arasındaki ilişkiyi sıfırladığını ileri sürerek, “Kurtuluştan önce HTŞ ile SMO fraksiyonları arasında sorunlar vardı ama zamanı geldiğinde konuştuk, müzakere ettik ve ortak düşmanımız Beşar Esad’a karşı birlikte savaştık” dedi. Ancak kendisi de kabul ediyor ki; iki taraf arasında kimlik, sadakat ve siyasal vizyonda köklü farklar var. Şara’nın önderliğinde HTŞ, kendini disiplinli çekirdek olarak görüyor. Eski SMO fraksiyonları ise kendilerini yerel güç simsarları olarak konumlandırıyor; her fraksiyon lideri tugayının başı, kendi sahasının efendisi olarak görüyor kendini.
Efrîn halen Türk işgalinde
Entegrasyonun zorluklarını en çok yansıtan bölge, Türkiye’nin 2018’de işgal ettiği ve müttefik SMO fraksiyonları aracılığıyla yönettiği Kürt çoğunluklu Efrîn. Resmen bölge artık Şam’ın merkezi otoritesi altında. Uygulamada ise yeniden markalaşmış SMO birimlerinin kalesi olmaya devam ediyor. Belediye binasında hâlâ Türk bayrağı dalgalanıyor. Yerel meclis üyesi ve Bağımsız Suriyeli Kürtler Derneği’nden Azad Osman, şunları aktardı: “Yöneticiler gitti ama şimdi işleri yürütenler eskisiyle aynı savaşçılar. Sadece farklı üniformalar giyiyorlar. Birkaç aydır iyimserdim ama bölge hâlâ Türk ve milis kontrolünde.”
Bu güç yapılarının kalıcılığı, günlük hayatta da kendini gösteriyor. Sakinler, Efrîn ekonomisinin belkemiği olan zeytin hasadında yarı askeri otoritenin gerçeğiyle karşılaştı. Şarran köyünde adı açıklanmayan bir Kürt çiftçi, evine silahlı ve tehditkar gelen yerel bir fraksiyona 100 dolar ödemek zorunda kaldığını belirterek, “Burada henüz gerçek bir devlet yok” diye konuştu. Avlunun arkasından zeytinlerini getirmiş bir Kürt kadın, çiftçiye şöyle seslendi: “Adını gazetecilere verme, tehlikeli.”
Bu yıl, özellikle merkezi hükümet otoritesinin bölgeye dönmesiyle daha sakin bir hasat sezonu ummuştu ama ürünlerine erişmek için eski SMO üyeleri olarak tanımladığı adamlara 50 çuval zeytin teslim etmek zorunda kaldı. Yerel zeytinyağı presi müdürü Hassan Cemal Xarbaş ise “Türkler gölgede hareket ediyor. Görünürde bir şey yapmıyorlar ama onlar olmasa fraksiyonlar da olmazdı” diyerek köyü tepeden gören Türk askeri üssünü işaret etti. Burada ise eski SMO üslerinin neredeyse tamamı terk edilmiş; bazılarında fraksiyon amblemleri veya Türk bayrağının hilali siyah boyayla kapatılmış. Bunun Şam kontrolüne dönüşün öngörülü bir işareti olup olmadığı henüz belli değil.
* Şam’da yaşayan serbest gazeteci Pauline Vacher'in New Lines Magazine'da yayımlanan yazısı çevrilerek özetlendi.







