”Yaşananlar karşısında yüreğimiz kanıyor. Dünyanın iki yüzlülüğüne söyleyecek söz bulamıyoruz. Türk devletinin yalanları ve savaş suçları dehşet verici. Tüm dünya halkları Türk devletini boykot etmeli, herkes kendi alanında bir şeyler yapmalı” çağrısında bulunuyor.
ALADDİN SİNAYİC / LONDRA
Türk devletinin Rojava ve Kuzey Suriye’yi işgal saldırılarına tepki ve öfke dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Birleşik Krallık’ta da çığ gibi büyüyerek devam ediyor. İşgal saldırıları başladığı günden bu yana başkent Londra’da her gün işgal karşıtı eylemler farklı noktalarda yapılmaya devam ediliyor. Geçtiğimiz hafta pazar günü 20 bin kişinin katılımıyla yapılan büyük eylemden sonra bu pazar günü de yine on bin civarında insanın katıldığı bir yürüyüş ve miting ile Türk devletine öfke yağdı. Sadece Londra’da değil Edinburgh, Cardiff, Shefield, Hull, Brighton, Liverpool, Cambridge ve Newport gibi birçok kentte eylemler yapıldı.
Eylemlere Kürt dostlarının ve Güney Kürdistanlıların katılımının oldukça yoğun olması en çok dikkat çeken taraf. Dünyanın en kozmopolit kentlerinden birisi olan Londra’nın renkliliği de bu protesto eylemlerine yansıyor. Rojava’da şehit düşen enternasyonal savaşçıların aileleri de pazar günkü protesto yürüyüşünde kortejin en önünde çocuklarının resimlerinin olduğu pankartla yürüdüler.
Scurfield: Dünya ikiyüzlü
Rojava’nın ilk Britanyalı şehidi olan Eric Konstandinos Scurfield’in (Şehid Kemal) babası Chris ve annesi Vasiliki Scurfield oğulları Mart 2015’te şehit olduğundan bu yana oğullarının kendilerine bıraktığı dayanışma mirası duygusuyla hep Kürt halkının yanında oldular. Pazar günkü eylemde en önde çocuklarının resminin olduğu pankartı taşıyarak yürüyen Scurfield çifti, Türk devletinin işgal saldırıları karşısında dehşete kapıldıklarını ifade ettiler. ”Yaşananlar karşısında yüreğimiz kanıyor. Başta ABD’nin olmak üzere dünyanın iki yüzlülüğüne söyleyecek söz bulamıyoruz. Türk devletinin yalanları ve savaş suçları dehşet verici. Tüm dünya halkları Türk devletini boykot etmeli, herkes kendi alanında bir şeyler yapmalı” diyorlar.
Holmes: Soykırıma son verilmeli
Bir diğer Britanyalı Rojava şehidi Jack Holmes’un (Şoreş Amanos) babası Peter Holmes da yürüyüş kortejinin en önünde yerini alanlardandı. Oğlu Jack henüz genç yaşına rağmen Rojava devriminde iki yıl boyunca en ön cephelerde yerini almıştı. Reqa’nın özgürleştirilmesi hamlesinde keskin nişancı timinde en ön cephede savaşmıştı. Reqa’nın özgürleştirilmesinden birkaç gün sonra Ekim 2017’de patlayıcıları temizlerken şehit düşmüştü. Geçtiğimiz yıl Peter ile birlikte Reqa’da oğlunun şehit düştüğü yeri ziyaret etmiştik. Oğlunun son nefesini verdiği sokakta onlarca çocuğun oyun oynadığını gördüğünde, oğlunun şehadetine daha büyük bir anlam biçmeye başlamıştı.
Oğlunun özgürleştirilmesi için henüz 26’sındayken yaşamını feda ettiği toprakların Türk devleti ve onun cihatçı çeteleri tarafından işgal saldırıları altında olması kendisini derinden yaralamış. ‘‘Erdoğan terörizm adı altında Kürt halkına en büyük terörizmi uyguluyor. Türkiye soykırımcı iğrenç politikalar peşinde ve dünya bu iğrençliğe derhal bir son vermeli.’’
Campbell: Zora dayalı kuvvet
Anna Campbell, Britanyalı genç bir feminist ve anarşist. Türk devletinin Efrîn’i işgal saldırılarında buna karşı direnmek ve en ön cepheye gidebilmek için komutanlarına çok ısrarcı olmuş ve bu uğurda sarı saçlarını siyaha boyamış, inançlı genç bir devrimci. 26 yaşındaki Anna, Rojava’daki adıyla Helin Qereçox Mart 2018’de Türk devletinin hava saldırılarında şehitler kervanına katılmıştı. Müzisyen babası Dirk Campbell tüm çabalarına rağmen, ne barbarlıkta ne de savaş kurallarında sınır tanımayan Türk devletinin işgal ettiği bölgede olduğu için genç kızının cansız bedenine bile ulaşamamıştı. Baba Campbell de diğer Britanyalı şehit aileleri gibi yürüyüşün en ön kortejinde yürüyenlerdendi. Campbell, mevcut rejim devam ettiği müddetçe bu tür insanlık suçlarının da devam edeceğini söyleyerek bu rejime bir son verilmeli dedi.
“Türk rejimi iletişimden anlamıyor, görüşme veya müzakereden anlamıyor, anladığı tek şey zora dayalı kaba kuvvet. Bu aslında, gerçekleri sadece kendi istedikleri gibi gören psikopat insanların davranışıdır. Bu rejim devam ettikçe, yaşananların benzerlerini görmeye devam edeceğiz. Türk rejimi devrilmelidir. Bugün bu protesto aslında uluslararası bir etki yaratıyor, umarım uluslararası bu etkileşme Türk rejiminin sonunu hazırlayacaktır.”
Erdoğan etnik temizlik peşinde
Yaklaşık bir ay önce Kuzey-Doğu Suriye’yi ziyaret eden Birleşik Krallık Parlamentosu Lordlar Kamarası üyesi Lord Maurice Glassman ile yaptığımız sohbette, Türk devletinin çok tehlikeli ve iğrenç planlar peşinde olduğunu ve batı kamuoyunun da sözlü kınamanın ötesine geçemediğini ifade etti. Lord Glassman şu hususların altını çizdi:
Kuzey-Doğu Suriye’de çok güçlü bir model üzerine kurulu bir sistem var, sistem demokrasi üzerine kurulmuş ve halkın öz gücüne dayalı işliyor, orada insanlar kendi kendilerini yönetiyorlar, eğitim ve barınma sistemlerini kurmuş durumdalar. Tüm halklar ve inançlar eşit bir şekilde demokratik bir ortamda birlikte bu sistemi inşa ediyorlar. Türkiye işte bu bölgeye ve bu bölgede kurulan demokratik sisteme saldırıyor, korkuyu ve dehşeti oraya götürüyor. He ne kadar bunu terörizm kamuflesi altında yapsa da tüm amacı bu sistemi ortadan kaldırmak. Şu anki durum, aslında AB tepki gösteremiyor, çünkü bakın daha geçtiğimiz gün Erdoğan ‘İslamcıları Avrupa’ya gönderirim’ tehditleri yağdırmıştı. Avrupa aslında bir milyon İslamcının içerisine yayılmasından korkuyor, bu yüzden AB sadece kınamakla kalıyor. Bugün tanıklık ettiğimiz etnik bir temizlik girişimidir, kitlesel bir katliam planı var.
Yüzleşilmesi gereken gerçek
Efrîn’de neler olduğunu tüm dünya gördü, büyük bir ihtimalle bunu tekrarlanmasına dünya izin verecektir. Türkiye İslamcı radikal militanları Efrîn’e yerleştirdi, Onlar orada evleri yıktılar, mezarlıkları yıktılar, insanları evlerinden ettiler, bir çok tecavüz durumunun kanıtları da var, tüm bunların kanıtlarını bende mevcuttur. Kürtler 3 bin yıldır yaşadığı bölgeden zorla çıkartıldı, Efrîn’de yaşanan budur, Kürt kültürü burada yüzyıllardır vardı. Korkunç ve çirkin bir gerçeklik olsa da bunun tekrar yapılma ihtimali var, kanıtlarını daha öncede yapılan işgallerden birlikte gördük. Yüzleşmemiz gereken gerçeklik aslında bu.”
Savaş suçundan yargılanmalı
Uluslararası İnsan Hakları avukatı olan Margaret Owen uzun yıllardır Kürt hakları için mücadele veriyor.
87 yaşında olan Owen son dönemde yapılan tüm eylemlerde hazır bulundu ve konuştu. Pazar günü yapılan eylemde konuşurken gözyaşlarına hakim olamayan Owen o yaşına rağmen iki saat süren yürüyüşte en ön saftaki pankartı taşıyarak yürüdü. Evinde ziyaret ettiğimiz, Türk devletinin işgal saldırıları karşısındaki kızgınlığı ve üzüntüsü yüzünden okunan Owen, mevcut durumun utanç verici olduğunu ifade etti. ‘Keşke fiziki koşullarım ve yaşım izin verseydi de ben de şuan Rojava’da olsaydım’ diyen Owen, Türk devletinin insanlığa karşı suç işlemekte olduğunu ifade etti.
Türk devletinin saldırıları karşısında dehşete kapıldığının altını çizen Owen şunları belirtti: ”Dünya Kürtlere karşı sorumluluğunu maalesef yerine getirmiyor ve sırt çeviriyor. Türk devleti halen bu sözde kınayan ve bu işgale karşı duran ülkelerin silahlarını kullanıyor. Bu çok utanç verici bir durum.
Rojava’daki mucize sistemin tanığıyım
Rojava’yı ziyaret ettim, orada inşa edilen mucize sisteme canlı tanıklık ettim. Rojava sadece Suriye’ye değil tüm dünyaya örnek olabilecek bir model. Öcalan gibi bir lider gelmedi daha önce. Ghandi, Musa, Muhammed, Mandela ‘Kadınlar özgür olmadan toplum özgürleşmez’ demedi, ama Öcalan kadın özgürlüğü için savaştı. Bu yüzden Öcalan benim için ilham kaynağı.
Erdoğan Türkiye’deki Kürtlere karşı da Cizre’de, Sur’da ve Nusaybin’de savaş suçu işledi. Efrîn’de de aynısını yaptı. Türkiye mutlaka Uluslararası Savaş Suçu mahkemelerinde yargılanmalıdır. İşlediği suçlar insanlığa karşı işlenen soykırım amaçlı suçlardır. Daha büyük savaş suçlarını durdurmak için daha fazla çalışmalıyız.”
DAİŞ’i kurtarma operasyonu
Simon Dubbins, Birleşik Krallığın en büyük sendikası olan Unite sendikasının uluslararası direktörü. Dubbins ayrıca, Şubat 2016’da Unite ve GMB sendikaları öncülüğünde başlatılan ve şuanda 14 büyük sendikanın dahil olduğu Öcalan’a Özgürlük Kampanyasının da eşbaşkanı.
Dubbins, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikirlerini ve özgürlük talebini Britanya emek hareketine taşımak için yıllardır büyük bir emek veriyor. Ülkede yapılan büyük işçi festivallerinin Öcalan’a adanması ve bu festivallerde fikirlerinin yoğun bir şekilde işlenmesine öncülük etti. En son Sendikalar Konfederasyonu kongresinde tüm delegelerin Öcalan’ın resimlerini kaldırarak kendisine özgürlük talep etmesi tarihi bir resim çıkarmıştı ortaya. Türk devletinin işgal saldırılarının başladığı ilk gün ülkenin en büyük 17 sendikasının başkanları ortak bir açıklama yayınlayarak Britanya hükümetini adım atmaya çağırmıştı. Londra merkezinde bulunan Unite sendikası binasındaki ofisinde Dubbins’i ziyaret ederek Türk devletinin işgal saldırılarını konuştuk. Ofisindeki duvarda Öcalan resimleri, YPG ve YPJ resimleri asılı.
Tüm dünya tehlike altında
Erdoğan’ın DAİŞ’i kurtarma misyonu ve görevi aldığını söyleyen Dubbins, işgal saldırılarının tüm Avrupa’yı tehlikeye attığını ifade etti. ”Erdoğan uzun süredir, Rojava’ya yönelik tehditlerini sürekli dillendiriyor, hazırlanıyor ve bunun alt yapısını hazırlıyordu” diyen Dubbins şöyle konuştu: ”Bizler de farklı ortamlarda olacaklar hakkında uyarılar yapıyorduk, yaşanacakları görebiliyorduk, Erdoğan tarafından yapılanların, etnik bir temizlik operasyonu ve Kürt halkına karşı yapılan bir soykırım girişimi ve açıkça görülen o ki bu aslında aynı zamanda DAİŞ’i kurtarma operasyonudur. Bunun karşısında sadece Suriye’deki halklar değil aslında tüm dünya dehşete kapılmalı ve bunun durdurulması adına herkes harekete geçmeli.
Dünya Kürtleri görmezden gelemez
Dünyadan Türk devletine karşı gelen tepkiler ve bazı ülkelerin silah satışını durdurması ilk adım olarak olumlu. Ancak yetmiyor. Bu konuda Birleşik Krallık’ın yapması gereken çok şey var. BK, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi beş üyesinden birisi ve BM nezdinde büyük girişimlerde bulunabilir. Hava sahasının Türk devletine kapatılması için çalışmalar yürütebilir. İşgal saldırılarının durdurulması ve Türkiye’nin acilen bölgeden çıkması için daha fazla çalışılmalı. Sonrasında Suriye’ye yönelik siyasi çözüm arayışlarında mutlaka Kürtler güçlü bir şekilde yerini almalı. Dünya artık Kürtleri görmezden gelemez.”
Asıl terörist Erdoğan
Bundan 45 yıl önce bir İngiliz gazetesi ‘Barbarlar’ manşetiyle tüm ana sayfayı Türk devletine ayırmıştı. Sağ çizgide bir gazete olan ülkenin büyük gazetelerinden Sun gazetesi Türk devletinin Kıbrıs’a yönelik işgalini manşetine taşımış ve tüm ön sayfayı orada yapılan insanlık suçlarına ayırmıştı. Türk devleti 45 yıl önceki bu işgale de ‘barış harekatı’ demişti. Şimdi yine ‘barış pınarı’ adı altında aynı insanlık suçlarını işleyen Türk devleti, bu sefer sol çizgideki Morning Star gazetesinde ‘Savaş suçlusu, terörist Erdoğan’ başlığıyla kapakta yer aldı. Pazar günkü eyleme katılan Morning Star gazetesinin uluslararası editörü Steve Sweeney, şuanda dünya asıl teröristi görmek istiyorsa Erdoğan’a bakmalı diyerek Türk devletinin savaş suçu işlediğini ifade etti.