
24 Eylül’de Almanya’da yapılacak genel seçimlere sayılı günler kala CDU’nun (Hristiyan Demokrat Birlik) başbakan adayı Angela Merkel ve SPD’nin (Sosyal Demokrat Parti) başbakan adayı Martin Schulz pazar akşamı televizyon programında bir araya geldi.
Schulz ve Merkel’in tartışmasının ana eksenini ise Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türk devleti ile ilişkiler oldu. Schulz “Ben başbakan olursam Türkiye ile AB üyelik müzakerelerini sona erdiririm” derken, Merkel Türkiye’ye karşı baskıların artırılacağına dair mesaj verdi.
Merkel’e ‘çaresiz misiniz’ sorusu
Alman televizyon kanalları ARD, ZDF, RTL ve SAT1 televizyon kanallarından eş zamanlı olarak yayınlanan program 90 dakika sürdü. Merkel ve Schulz, canlı yayında iç ve dış siyasete ilişkin soruları yanıtlarken, AKP ve MHP faşizminin yönettiği Türk devleti de sık sık gündeme gelen konular arasındaydı.
Angela Merkel’e “Türkiye’de 12 Alman vatandaşı siyasi nedenlerle tutuklanması karşısında Ankara’nın tavrı ‘buna karışamazsınız’ oluyor. Başbakan olarak çaresiz misiniz?” şeklinde bir soru yöneltildi.
Merkel bu soruyu “Tabii ki çaresiz değilim” şeklinde cevapladı. Türkiye’de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarının serbest bırakılması için büyük çaba içinde olduklarını söyledi.
“Türkiye nefes kesen bir hızla tüm demokratik alışkanlıklardan uzaklaşıyor” diyen Merkel, Türkiye’ye yönelik ekonomik baskının artırılabileceğini belirtti.
Seyahatlere daha sert uyarı
Merkel bu çerçevede, Türkiye’ye “Seyahat edeceklere yönelik daha sert bir uyarının” düşünüldüğünü kaydetti.
Hermes kredi garantilerinin yanı sıra Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım Bankası’nın kredilerinin de incelendiğini hatırlatan Merkel, “Böylelikle kesin bir tepki verildiğinin gösterileceğini” ifade etti.
Gümrük Birliği onaylanmayacak
Merkel son dönemlerdeki Gümrük Birliği konusunu da gündeme getirdi. Merkel, Türkiye ile artan gerilimler konusunda geçen hafta AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Junker ile görüşmesinde AB-Türkiye arasındaki Gümrük Birliği’nin güncellenmesini Almanya’nın veto edeceğini belirtmişti.
Tartışma programında da Merkel benzeri ifadeleri kullandı.
Türkiye’ye yönelik yaptırımlara atfen Gümrük Birliği’nin genişletilmesini kesinlikle onaylamadığını hatırlatan Merkel, AB üyelik görüşmelerinin şu anda zaten devam etmediğine ve Türkiye ile müzakerelerin ancak AB üyelerinin onayıyla sona erdirilebileceğine işaret etti.
Merkel, Avrupalı yetkililerle ortak bir pozisyon bulup bulamayacakları ve Türkiye ile üyelik müzakerelerinin sona erdirilip erdirilemeyeceğini görüşeceğini ifade etti.
‘Başbakan olursam Türkiye ile müzakereler sona erdiririm’
Şu an Almanya’da koalisyon ortağı ancak 24 Eylül’deki seçimde de Merkel’in en büyük rakibi olan Martin Schulz’un söylemleri Merkel’den daha radikal görünüyordu.
Schulz da başbakan seçildikten sonra AB’ye Türkiye ile üyelik müzakerelerinin kesilmesi tavsiyesinde bulunacağını söyledi. Schulz, AB içinde çoğunluğun görüşünün bu yönde olması için de mücadele edeceğini sözlerine ekledi.
Schulz, “Ben başbakan olursam Türkiye ile AB üyelik müzakerelerini sona erdiririm” dedi.
Uzun süre Türkiye’nin üyeliğini savunmasına rağmen Türkiye’nin davranışları karşısında başka bir seçeneğin kalmadığını belirten Schulz, “Ancak artık kırmızı çizgi aşıldı” dedi.
Yardımların kesilmesini istedi
Schulz, Türkiye’ye üyelik müzakereleri çerçevesinde ödenen mali yardımların da dondurulması gerektiğinin altını çizdi.
Türkiye’ye yapılan mali yardımların dondurulmasından yana olduğunu ancak bunun “Çok iyi düşünülmesi gereken bir adım” olması gerektiğini ifade eden Merkel ise Türkiye ile diyaloğu sürdürmekten yana olduğunu kaydetti.
Merkel, “Kapıyı kapatan biz mi olacağız, yoksa Türkiye mi olacak, bunu göreceğiz” şeklinde konuştu.
‘Erdoğan’ın anlayacağı dilden konuşmalı’
Martin Schulz, “Recep Tayyip Erdoğan’ın anlayacağı dilden konuşmak gerektiğini” vurgulayarak, Erdoğan’ın “tutarlı bir tutumdan” anlayacağını söyledi. Schulz, Ankara’ya “artık bitti” demenin etkili olacağına inandığını da söyledi.
Ancak, gerek Merkel’in, gerekse de Schulz’un Türkiye ile yapılan Mülteci Anlaşması’nı doğru bulmaları da gözden kaçmadı. Oysa Erdoğan, Mülteci Anlaşması’nı gerek AB’ye gerekse de Almanya’ya karşı elinde büyük bir koz olarak görüyor.
Popülizm eleştirisi
İki liderin tartışmasını değerlendiren Deutsche Welle’deki editörü Christoph Strack şu yorumda bulundu:”Ekonomik canlılığa rağmen gerginliklerin bulunduğu Almanya’nın sosyal durumuna çok az değinildi. Ailelerin artan geçim derdi ile dijitalleşmenin ve küreselleşmenin eğitim ve çalışma hayatına getirdiği risk ve fırsatlardan söz edilmedi. Onun yerine mültecilerin kabulü ve entegrasyonu uzun uzadıya tartışıldı. Siyasete yön verenlerin halk arasındaki öfkeyi dikkate almak zorunda oldukları tartışma götürmez. Ama bu konuda da popülizm ile günlük siyasi çalışmaların gerektirdiği itina arasında gelinip gidildi.”
Christoph Strack, iki liderin başta Türkiye olmak üzere dış politika üzerine söylediklerinin ise kayda değer olduğunu dile getirdi.
Müzakereler Ekim’de ele alınacak
Almanya Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine hazır olmadığını ve halihazırda fiilen durmuş durumda bulunan katılım müzakereleri konusunun Ekim ayındaki liderler zirvesinde ele alınacağını söyledi.
Seibert, haftalık olağan basın toplantısında gazetecilerin soruları üzerine, “Türkiye, şu anda Avrupa Birliği’ne katılacak durumda değil. Aslında müzakareler de durağan bir halde” dedi. Sözcü ayrıca, konunun Ekim ayındaki AB liderler zirvesinde gündeme getirileceğini de sözlerine ekledi. AB liderleri, 19-20 Ekim’de Brüksel’de bir araya gelecek.