Êzîdîler örgütlenmeye başladı başlayalı Türk devleti ocağına ateş düşmüşçesine çırpınıp duruyor. 3 Ağustos fermanında işler hesapladıkları gibi gitmediği için yeni plan ve projeler üretiyorlar. Bir yandan Başika, Bahzan diğer yandan Musul üzerinden Şengal’de varlık kazanmak istemeleri ve bu temelde basın üzerinden yoğun asacağız, keseceğiz propagandaları yapmaları yeni bir savaş sürecini başlattıklarını gösteriyor.
Bilindiği gibi 3 Ağustos’ta asıl amaç Şengal’i Êzîdîsizleştirmek ve bölgenin Sünni bir alan haline gelmesini sağlamaktı. Bu temelde Türkiye, KDP ve Suudi anlaşmış ve DAİŞ faktörünü alana sürmüşlerdi. Ancak hesaplarında olmayan özgürlük gerillalarının anında bölgeye müdahale etmesi ve halkı korumaya alması onların bu planlarını boşa çıkardı. Türk devletinin Neo Osmanlıcılık ekseninde geliştirmiş olduğu bu stratejisinde şüphesiz Êzîdîler en büyük hedef. Çünkü yeni ülke anlayışları tek din, tek bayrak ve tek devlet anlayışı üzerinden gelişiyor. Temel anlayış tek din, tek mezhep… Haliyle bölgede ‘sapkın’ olarak adlandırdıkları bir inancın varlığına tahammül etmelerini beklemek saflıktan öteye gitmez.
Anlaşılan o ki bu hayalleri o kadar güçlü ki hala can hıraş yeni planlarla bölgedeki amaçlarını geliştirmek için komplolar geliştiriyorlar. Başika ve Bahzan bölgesinde KDP’nin desteğiyle kurdukları üstlerde DAİŞ içersinden seçtikleri bazı aşiret üyelerini eğitip bölgede bulundurarak geleceğe dönük yatırımlar yapmak istiyorlar. Yine Sünni Türkmenler üzerinden Telafer adı altında aslında Şengal odaklı yeni güçleri devreye koymaya çalışıyorlar. Öte yandan Türklerin peşmerge kıyafetleriyle bölgeye geldikleri söylentileri var. Tüm bu uğraş ve çabaları bölgeyi Sünni bloka dahil etme üzerinden gelişiyor ve maalesef ki bilinçli ya da bilinçsiz Kasım Şeşo gibi Êzîdî olduğunu söyleyen bazı çevrelerde bu oyunların içinde yer alıyor. Çünkü böylesi şahıslar KDP istihbaratı Parastin tarafından yönlendiriliyorlar. Bu planların hayata geçmesi önündeki en büyük engel ise tabi ki HPG gerillalarının bölgedeki varlığı.
Gerillanın alandan çıkarılması için KDP üzerinden kamuoyu oluşturmaya çalıştılar tutmadı. Sonra bölgedeki Êzîdî aşiret büyükleriyle görüşüp parayla kandırmaya çalıştılar gene tutmadı. Şerfettin’de direk Neçirvan’ın özenle üzerinde durduğu toplantı hüsranla bitti. Şimdi halk içinde korku ve panik yaratıp halkın gerilla üzerinde baskı yaratmasını sağlamaya çalışıyorlar.
Bir yandan KDP, HPG alanda olduğu için Türklerin Şengal dağlarını bombalayacağı söylentilerini yayıyorlar, diğer yandan Türk tanklarının Şengal’e gireceğini -ki halkta ‘Aman gerilla hemen çıksın ki bizi vurmasınlar’ desin. Ama hesaplamadıkları bir şey var bu halk artık 3 Ağustos öncesindeki halk değil. Şimdi bilinçli, siyasi süreci okuyan ve buna karşı kendini örgütleyen bir Êzîdî kitlesi var, -her ne kadar içinde cılız ihanet sesleri gelmiş olsa da. Bu ihanetçilerde tarihin çöp sepetini boylamaktan kurtulamayacaklardır.
Önceki gün Şengal Meclisi, kadın ve halk hareketi, kurumları, dini büyükleri ve kanaat önderleri biraraya gelip basın açıklaması yaptılar. Bu açıklamada Türk devletinin bölgedeki varlığının Êzîdîler üzerinde hep bir tehdit yarattığını ve bunun asıl sorumlusunun da KDP olduğunu belirttiler. Yapılan açıklamada asıl dikkat çeken nokta ise Êzîdîler üzerinde yürütülen 74 fermanın 65’inin direk Osmanlı tarafından yapıldığının ve buna karşılık yeni Osmanlıcılık hayaliyle padişahlığını ilan eden Erdoğan’ın planlarına karşı duracaklarını belirtmeleriydi.
Yani şimdi Güney hükümetine demezler mi ‘Eğer Türk devleti hava saldırısı tehdidi yapıyorsa ve sen onlara kapıları açıyorsan o zaman sen neyin hükümetisin.’ ‘Ve yine Türk ordusunun varlığı bizler açısından yeni bir katliamın habercisiyken senin onlarla yapmış olduğun işbirliği direk bizlerin varlığına karşı alınmış bir tavırdır.’
Türk devleti ve Güney hükümetinin öncülüğünü yaptığı bu Sünni blokun karşısında asıl tehlike olarak gördükleri nokta PKK’den ziyade örgütlenmiş ve güçlenmiş bir Êzîdî toplumudur. Onlar örgütlenmiş ve bilinçlenmiş bir halk ve inanç istemiyorlar karşılarında. Özgürlük Hareketinin olduğu yerde eğitim var, güçlenme var ve kadın iradesi temelinde bilinçlenme vardır. Boyun eğen, tabi olan ve sindirilen toplumdan kendini tanıyan ve kültürünü koruyan bir topluma geçişin yaşandığı bu süreçte şüphesiz ki Şengal’i zor bir süreç bekliyor. Gelişimin acılı ve sancılı olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak asıl önemli olan böylesi süreçlerde egemenlerin değil halkların birbirine desteğidir. Tam da bu dönemde Kürt halkının, Alevilerin, Kakailerin, Süryanilerin ve Ermenilerin halkların dayanışması egemen hesapların boşa çıkmasıdır espirisi etrafında kenetlenmesi zamanıdır. Êzîdîlerin ve özelde Şengal’in yaralarını yeni sarmaya çalıştığı bu dönemde kendini hisseden ve anlayan ‘Ötekilerin’ desteğine ihtiyacı var.