Türkleştirmenin merkez üslerinden biri: Elazığ

Dosya Haberleri —

18 Kasım 2020 Çarşamba - 23:00

  • Elazığ’ın nüfus yapısında Ermeni Soykırımı ve Kürt katliamları ardından ciddi değişimler yaşandı. 1897 ve 1927 sayımları arasındaki nüfus farkı dehşet verici. Göçertme politikalarının en yoğun olduğu bu kent, devletin toplumu kutuplaştırarak yönetme yöntemi için en müsait şartları da sunuyor.

 

EMRULLAH BOZTAŞ

Kürdistan’ın orta kuzey bölgelerine düşen bir kent olan Elazığ, Amed’e ulaşım ve Dersim Çewlik hattını güneybatı hattındaki illere bağlayan stratejik bir konuma sahiptir. Keban Barajı ile doğrudan yarı korunaklı bir kale edasına sahip olan bu kent, asimilasyon ve bilinç çarpıtmasının ana merkezlerinden biri haline gelmiştir. Göç ve göçertme politikalarının en köklü uygulama alanlarından biri doğrudan burası olmuştur.
Asimilasyon politikaları için en elverişli koşulların hakim olduğu bu coğrafya, birçok dil, din ve mezhebin birlikte yaşadığı bir coğrafyaydı. Devletin toplumu ayrıştırma ve kutuplaştırarak yönetme yöntemi için en müsait şartlar da bu alanda mevcuttur.

Karıştır, çatıştır ve Türkleştir
Elazığ’ın kuzeydoğusunda Kürtçenin Kurmancî lehçesini konuşan Alevi inancına mensup halk, yerleşik hayat sürmektedir. Yine kuzeydoğu istikametinde bulunan çevrelerde baskın dil Kürtçenin Kirmanckî lehçesidir ve burada Şafii mezhebi hakimdir. Orta ve batı yönlerinde Kürtçenin her iki lehçesi de günlük yaşamda kullanılmaktadır. Sünni İslam’ın Şafii mezhebi Kürtler arasındaki hakim inanç olurken göçmenler ve asimilasyon ile öz kaybına uğrayan kesimler içerisinde Hanefi mezhebi de yaygın hale gelmiştir. Bu bölgede Alevi inancına bağlı önemli bir nüfus da yaşamaktadır. Daha güney bölgeler Kurmancî ve Kirmanckîyi günlük yaşam dili olarak kullanmaktadır. Kültürel farkların yoğun olduğu bu çevre, Türk devletinin toplum mühendisliği için en elverişli yerdir. Geçmiş dönemlerde getirilen Türk muhacirlerin devlet memurluğu ve asker-polis baskısı ile yerli halk olan Kürt toplumu bastırılmış, iradesizleştirilmiş ve günümüzde yaşanan kültürel yozlaşmanın uygulama sahası haline gelmiştir.

Tarihi kavşak noktası Harput
Sosyolojik gerçeklik bu olurken Türk rejiminin buraya bu denli önem göstermesinin altında yatan bir başka gerekçe de jeostratejik konumdur. Elazığ, Türkiye’den Kürdistan’ın içlerine uzanan doğal yolların kavşak noktalarından başlıcasıdır. Kuzey Kürdistan’ın Dersim-Erzincan-Erzurum dağ silsilesinin doğu-batı eksenli yapısı doğal bir set görevi yapmaktadır. Bu doğal seddin en önemli geçitlerinden birisi Pülümür-Nazımiye-Mazgirt-Elazığ hattı ile Karadeniz ve Lazistan’a açılır. Kürdistan içlerinden Karadeniz’e açılan en kısa yol, bu geçit bölgesidir. Erzurum-Bingöl hattı da bu bölgeden doğal geçitler vasıtası ile Amed - Rojava – Başurê Kürdistan’a en kısa ulaşım hattıdır. Yine Doğu Kürdistan sınırına en hızlı ulaşımın geçmek zorunda olduğu Murat nehri vadisinin düğüm noktası burasıdır.

Talan ekonomisinin can damarı
Türk devleti için asimilasyonun mecburi görülmesindeki bir diğer faktör de yer altı kaynaklarının yoğunluğudur. Elazığ, diğer Kürdistan kentlerinin birçoğu gibi fay hatlarının ve eski volkanik bölgelerin oluşturduğu Zagros-Toros silsilesinin üzerinde yer alır. Kürdistan’da birçok alan insan ve emek açısından sömürülürken Elazığ yer altı ve yer üstü kaynaklarının tümü ile sömürülmektedir.
Elazığ, özellikle metal maden yatakları açısından önemli bir bölgedir. Sömürgecilik, il sınırlarında tarihler boyu yapılan kurşun ve bakır madenciliği dışında da çok sayıda metal maden ve endüstriyel hammadde yatak ve kaynaklarını Türk ekonomisine can suyu olarak kullanmaktadır. Bunlar başta krom ve mermer olmak üzere bakır, kurşun, çinko, demir, manganez, şelit, florit ve kireçtaşı olarak sayılabilir.

Xarpet’in yer altı kaynakları
Guleman bölgesi, 26 milyon ton ile Türkiye krom potansiyelinin yüzde 45’lik bölümünü sağlar. Türk ağır sanayisini besleyen temel kaynak olan kromun büyük bölümü Kürdistan’ın Guleman bölgesinden çıkarılıp hammadde olarak Türkiye’ye sevk edilmektedir. Bölgede Gölalan, Yunusdere, Ayıpınar, Kef, Kapin ve Lasir’de madencilik yapılmıştır. Türkiye’de bulunan iki ferrokrom tesisinden biri, Kürdistan’da Guleman’dadır.
İşletilen kurşun ve çinko yataklarından biri de Keban-Simli kurşun-çinko yatağıdır. Bu yatakta 86 bin 800 ton görünür, 48 bin ton muhtemel ve bir milyon ton toplam rezerv bulunmaktadır.
Ergani, tarihi olarak bakır yataklarından en önemlilerinden biridir. 14 milyon 650 bin ton cevher saptanan Ergani ana yatak bakır madeni, Türk devletinin hammade olarak talan ettiği en eski yer altı kaynağıdır. Burası geçmişte Etibank, günümüzde ise özel sektör eliyle talan edilmektedir.
Ayrıca Keban-Nallıziyaret ve Sivrice-Uslu sahalarında bakır, molibden ve wolfram cevherinin toplam miktarı 6 milyon 135 bin 653 tondur. Bunlar dışında da Ergani, Keban, Palu ve Sivrice ilçelerinde çok sayıda küçük boyutlu bakır-kurşun-çinko-molibden yatakları vardır.
Maden ilçesindeki yüzde 16-20 arasında Mn içeriğine sahip yatakların toplam rezervi 1.960 tondur.
Baskil-Karakaş’ta yüzde 51.84 Fe temelli 126 bin 270 ton demir rezervi, Keban Aşvan’da yüzde 54.49 Fe temelli 23 bin 798 ton demir tespit edilmiştir. Aşvan yatağı geçmiş yıllarda sömürgeciliğin talanına maruz kalmıştır.
Bölge, Kürdistan’ın genelinde bulunan mermer yatakları ile de zengindir. Alacakaya’da mermer çıkarılarak Türkiye geneline satılmaktadır.
Florit ve kireçtaşı, Keban-Karamadara’da 604 ton görünür rezerve sahip florit ile Sivrice-Örençay’daki 36 milyon 250 bin ton muhtemel rezerve sahip kireçtaşlarıdır.
Kolan-Karakoçan’da da sıcaklığı 30°C - 45.4°C, debisi 25 lt/sn olan sıcak su kaynağı tespit edilmiş; alanda açılan kuyudan 41 °C sıcaklık ve 25 lt/sn debide üretim yapılmaktadır.

Caption

Osmanlı kaynaklarında nüfus
Günümüzde Xarpet veya Elazığ olarak adlandırılan coğrafya, uzun tarihler boyunca çok etnikli, çok dili, çok inançlı bir yerleşim olagelmiştir.
1310 tarihli Osmanlı kaynakları, Mamuratülaziz (günümüzde Elazığ) olarak anılan Xerpet merkezinin nüfusunu 30 bin 639 kişi olarak kayıtlara geçmiştir.
Kamûs-ül Alam’da Elazığ’da 575 bin 315 kişinin yaşadığı yazar.
1897 Osmanlı nüfus sayımında Elazığ nüfusu, 459 bin 779 kişidir. Bu dönemde Mamuratülaziz’de kayıtlara göre 380 bin 92 Müslüman, 958 Rum, 74 bin 204 Ermeni, 2 bin 390 Katolik, 607 Latin, 1.505 Eski Suriyeli, 21 gayrimüslim Çingene, 1 Yahudi yaşamıştır.
1900 yılında Mamuratülaziz Vilayetine bağlı 14 kaza, 70 nahiye ve 1.890 köy olduğu kaydedilmiştir.
1914 Osmanlı nüfus sayımına göre Elazığ merkezin nüfusu 143 bin 31 kişidir. Nüfusun 102 bin 850’si Müslüman, 31 bin 564’ü Ermeni, 5 bin 585’i Protestan, 1.448’i Katolik Ermeni, 983’ü Süryani, 541’i Latin ve 60’ı Rum’dur.

1927 nüfus sayımında Elazığ
Ermeni tehciri ve ardından yaşanan Kürt katliamları ardından bu ilin nüfus yapısında ciddi değişimler yaşanmıştır. 1897 ile 1927 sayımları arasındaki nüfus farkı dehşet vericidir. Kısmen savaş bölgelerinden uzak bu coğrafyada yaşanan en önemli olgu, Ermenilerin tehcir ve katliamı ile Kürtlerin katledilmesidir.
1927 Genel Nüfus Sayımına göre Türkiye’nin nüfusu 13 milyon 648 bin 270 kişidir. 1927 verilerine göre Elazığ’da 140 bin 400 kişi yaşamaktadır.
Nüfusun yüzde 56.4’ü merkez ilçede, yüzde 24.9’u Palu’da, yüzde 9.1’i Baskil’de, yüzde 7.1’i Maden’de ve yüzde 2.4’ü Keban’da yaşamaktadır.

Doğum yerleri itibarıyla Xarpet nüfusu
1927 nüfus sayımı sonuçlarına göre Elazığ’da 79 Rusya, 52 Yunanistan, 37 Sırbistan, 23 bilinmeyen, 11 Almanya, 11 Avrupa, 5 Macaristan, 2 İran, 1 Bulgaristan, 1 Fransa ve 1 Amerika doğumlu insan vardır. İlde Bulgaristan, Rusya, Sırbistan ve Yunanistan doğumlu insanların bulunması bilgisiyle 1927 yılı itibarıyla sınırlı sayıda Balkan ve Rusya göçmeni yaşadığı sonucuna ulaşmamız istenmektedir. Ancak Şeyh Said kıyamı öncesi ve sonrasında Elazığ’a çok sayıda Türk soylu göçmen getirilerek masrafları devlet tarafından karşılanmak kaydı ile iskan edilmiştir.
1927’ye kadar göçmenlerin cazip görülmediği bölge, devletin ısrarlı çabaları ile gelip zenginleşilen ve batıya tekrar göç edilen bir yer halini almıştır. Merkez ilçe, Keban, Kovancılar, Sivrice, Ağın ve Maden, göçmenlerin en yoğun yerleştiği yerlerin başında gelmektedir. Balkan muhaciri ve Yunanistan mübadillerinin köylere ve kırsal bölgelere yerleştirilmesi için özel önem gösteren Türk rejimi, birçok noktada başarılı da olmuştur.

Kürtçe konuşan kentin asimilasyonu
1927 nüfus sayımı sonuçlarına göre Türkiye’de 11 milyon 777 bin 814 kişinin anadili Türkçedir. Bu sayımda anadilinin Kürtçe olduğunu söyleyen 1 milyon 184 bin 446 kişi resmi kayıtlara girmiştir. O zaman için Türkiye’de yaşayanların yüzde 10’u Kürt olduğunu söyleyebilmiştir.
Türk rejimi bu dönemde etkili bir toplum mühendisliği göstererek genel nüfus sayımında Elazığ’da en fazla konuşulan dilin Türkçe olduğunu iddia etmektedir. Birçok Balkan ve Kafkas göçmeni, tek kelime Türkçe bilmeden Türkçe konuşuyor olarak kaydedilmiştir. Bu verilere göre Kürtçe ikinci sıradadır. Nüfusun yüzde 53.7’si Türkçe (75 bin 358), yüzde 44.9’u Kürtçe (63 bin 47), yüzde 1.3’ü (1.845) Ermenice, yüzde 0.8’i diğer diller (94), yüzde 0.01’i Arnavutça (21), yüzde 0.01’i Arapça (15), yüzde 0.01’i Çerkesçe (8), yüzde 0.01’i Rumca (8) ve 1 kişi de Fransızca konuşmaktadır.
Türkçe Elazığ merkez ve Keban’da ilk sırada yer alırken Kürtçe Baskil, Maden ve Palu’da en yaygın dildir. Ermenice merkez ilçe ve Palu’da diğer ilçelere göre daha yaygın konuşulmaktadır.
Elazığ ve ilçelerinde Arnavutça, Çerkesçe ve Rumca konuşan bulunması, 1927 yılında bile bölgede Balkan ve Kafkas göçmenlerinin olduğunu gösterir. En fazla dil çeşitliliği Elazığ merkezdedir.
Elazığ, dil açısından pek çok Kuzey Kürdistan ilinden farklı bir profil çizer. Kürdistan illerinin büyük bir kesiminde ezici çoğunluğun anadili Kürtçenin Kurmancî ve Kirmanckî lehçeleridir. Elazığ’da bu durum o tarihlerde başa baştır.
1915 Tehcir Kanunu ve 1926 yılında Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi, bölgenin demografik yapısı için bir yıkım olmuştur. Osmanlı döneminde kozmopolit bir vilayet olan Elazığ’da dil çeşitliliğindeki bu büyük azalma, Cumhuriyet dönemindeki homojenleştirme ve asimilasyon politikaları ile doğrudan bağlantılıdır. İldeki farklı etnik yapıdaki Müslüman halk da göçertme politikalarından nasibini almıştır.

Kürtler düşmanlaştırılıyor
Yeni kurulan Jakoben cumhuriyet, tekçi ve homojen yapı önündeki en büyük engelin Kürt sosyal yapısı ve kültürü olduğuna kanaat getiriyor. Mevcut gerçekliğe en köklü müdahale, bir provokasyon ve teftiş örgütü gibi çalışacak olan Umum Müfettişlikleridir.
Bu şartlar altında hazırlanan Şark Islahat Planı, 24 Eylül 1925 tarihli, 8 Eylül 1341 (1925) tarih ve 2536 numaralı kararname 27 maddede toplanmış, Kürdistan’ı ve Kürt halkını bir sorun haline dönüştürmek için bir rapor şekline gelmiştir. Raporun aşiretlere yönelik birkaç maddesi şöyledir:
1. Hakkâri, Van, Muş, Bitlis, Siirt, Genç, Diyarbekir, Mardin, Urfa, Siverek, Elaziz, Dersim, Malatya, Ergani, Bayezit Vilayeti ile Pülümür, Kiğı ve Hınıs kazalarını içine alacak şekilde V. Umumi Müfettişlik oluşturulacaktır. Müfettişliğin görevini ifa edebilmesi için yanına bir askeri müşavir ile VII. Kolordu Komutanı verilecektir.
2. Van ile Midyat arasındaki sınırın batısında Ermenilerden kalma arazilere Türk muhacirler yerleştirilecek. Bu mallar satılamayacağı gibi Kürtlere kira olarak da katiyen verilmeyecektir. Muhacirler bilhassa Elaziz-Ergani-Diyarbakır arasındaki yerleşkelere, geri kalanlar ise Bingöl Dağı’nın güneyinde yer alan Muş Ovası, Van Gölü Havzası kısımlarına iskân edilecektir.
3. İsyan eden hangi aşiret olursa başka bölgelere gönderilecektir.
4. Aşiret yapısının zayıflatılması için gerekli olan tüm tedbirler alınacak, bu tedbirler Umumi Müfettişlik tarafından kontrol edilecektir. Bu aşamaların gerçekleşmesi için yeteri düzeyde memurun alınmasına fakat alınacak memurların Kürt olmamasına dikkat edilecektir.
Yukarıda saydığımız dört madde bile en açık şekilde Türk ırkçılığının ve üstün ırk faşizminin el kitabı gibidir.
Kanunun kabul edilmesi ardından Yağcı Bedir aşireti, İzmir’in ovalarına gönderilir. Daha sonra Halikan aşiretinden yaklaşık 1000 kişi batı illerinde zorunlu iskana tabi tutulur. Halikan aşireti Trabzon yoluyla Trakya’ya, Haidan Aşireti de batı illerine sürgün ve zorunlu göçe gönderilmiştir. Halikan aşiretinden boşalan yerlere İran’dan Türk muhacirler getirilerek yerleştirilmeye başlanmıştır.

Haymana ve İç Anadolu’ya…
Eski ismi ile Mameratülaziz’den Kürtlerin peyderpey göçertilmelerinin tarihi, birkaç yüzyıl önceye kadar gitmektedir. Osmanlı’nın gerileme ve yıkılış dönemleri de Kürtlerin İç Anadolu çöllerine sürülme dönemleri olmuştur.
Günümüzde Elazığ’ın Ağın ilçesinde neredeyse Kürt nüfus kalmamıştır. Bu ilçede Kürtlük adına bir aşiretin ismini taşıyan Modanlı köyü vardır. Modanlı aşireti, 1790’da bir padişah fermanı ile Ankara’nın Haymana ilçesine göç ettirilmiş ve yerlerine muhacirler ve Türkmenler yerleştirilmiştir.
Devrin başbakanlarından İsmet İnönü, Kürt raporunda Elazığ için şu ifadeleri kullanmaktadır: “Van ve Erzincan’da acele olarak, Muş Ovası’nda tedricen ve Elazığ Ovasında kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız.” Bu kapsamda Elazığ’a “Türk kitleleri” getirilecektir.
Göçertme politikası, Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk dönemlerinde bir vahşet politikası ile zorla yapılırken günümüzde ekonomik ve siyasi baskılar ile hayata geçirilmeye devam edilmektedir. Dil yapısı ve aşiret şekillenmelerinden de anlaşılacağı gibi İç Anadolu Kürtlerinin büyük kısmı bu sulak, yeşil ve bereketili topraklardan göçertilmiştir.

Romanya ve Bulgaristan’dan göçmen getirtiliyor
Türk devletinin asimilasyon ve göç politikaları için pilot bölge olarak seçtiği Elazığ, yatırımlar açısından da önemli bir noktadır. Kürdistan’a yerleştirilen göçmenlerin kök salamadığı ve uzun süreli bir yerleşimin de olmadığını gören devlet, iskan kanununun yanı sıra pratik adımlar atarak göçmenler için özel olarak yerleşim yerleri kurmaya Kovancılar ile başladı.
Türk devletinin ilk planlı köyü unvanına da sahip olan bu yerleşim yeri, Romanya göçmenleri için yapılmıştır. 1934 yılında Romanya ile Türkiye arasında yapılan göç anlaşması ile ilk etapta 405 aile Elazığ’a getirilmiştir. Devlet imkanları seferber edilerek 1935 yılında tamamlanan bu köy, iki mahalleden oluşan korunaklı bir yerleşim yeri olarak imar edildi. Sulama kanalları ve ıslah edilmiş tarım arazileri göçmenlere karşılıksız olarak verildi.
Romanya göçmenlerinin bir kısmı da bugün Kovancılar’ın beldesi ve köyü olan Hoşmat ve Şenova köylerinde iskân edilmiştir. İskân edilen göçmen kafilesi, 1941 yılından itibaren Bulgaristan devleti sınırları içinde kalan Silistre vilayeti Tutrakan ilçesi köylerinden gelmiştir.
Dobruca bölgesi de denilen bu yöredeki Türk köylerinden şimdiki Kovancılar bölgesine gelen hane sayıları ve geldikleri köyler şöyledir: Kovancılar 300 hane, Armutlar 40 hane, Ağaköy 20 hane, Hacıfaklar 20 hane, İsmil 14 hane, Karamehmetler 7 hane, Denizler 2 hane, Siyahlar ve Meşe 1’er hane.
Kürtlüğe ait hiçbir isme tahammül edemeyen devlet, şu anki ilçenin olduğu yere şimdi Romanya’ya bağlı olan Dobruca bölgesinin Kovancılar köyünden gelmiş olanları yerleştirerek Kovancılar ismini verdi.
Alınan 31.06.1936 tarihli bir kararla Elazığ ili Palu ilçesi merkezinin Kovancılar köyüne taşınmasına karar verilmiş ancak devletin Dersim Katliamı planları daha ağır basınca bundan vazgeçilmiştir. Dersim Katliamı ile binlerce Kürt’ün öldürülmesi, resmi verilere göre 12 bininin de sürgün edilmesi sonucu daha geniş bir alan asimilasyona açılmış oldu. Seyit Rıza ve arkadaşlarının Elazığ’da idam edilmesi, o coğrafyada yaşayan Kürtler için de açık bir mesaj olmuştur.
17 Ocak 1940 tarihinde Palu ilçe merkezinin de Kovancılar köyünden Palu kasabasına tekrar nakline karar verilmiştir. Göçmenler için hiçbir masraftan kaçınmayan devlet sulama kanalları kurmuş, ticari amaçlı sebze üretimi teşvik edilmiş olsa da yeni yerleşimciler bu bölgeden çıkma eğilimi göstermişlerdir. 1950’li yıllarda ne inanç ne de dil yakınlığı olan bu göçmen topluluğu Bursa ve İzmir çevresine gitme eğilimi göstermiş, onlardan boşalan yerlere civarda yaşayan Kürt köylüleri yerleşmeye başlamıştır. Yeni göçmenler ile sürekli takviye edilen Türklük, yabancısı olduğu bu çevrede varlık göstermek için bir çaba içerisinde kalmıştır.
1951 yılında demiryolu hattının burdan geçirilerek istihdam yaratılması da bu sonucu değiştirmemiştir. 1967 yılında belediye statüsü alan Kovancılar, 1987 yılında ilçe olsa da sürekli göçmen alıp göçmen veren bir konumda olmaya devam etmiştir.
Romanya ve Bulgaristan göçmenleri, 1934’ten sonra sürekli bir şekilde Elazığ il sınırları içerisinde köy ve kentlere yerleştirilmeye başlandı. Demografiye en köklü müdahale bu bölgelerden gelenler tarafından yapılmıştır. Kendilerine Elazığlı diyen ancak bir nesil önceye ait mezarları dahi bulunmayan, kendini Osmanlı sanan karma bir yapı oluşmuştur. Elazığ’da Kürtçenin Kirmanckî lehçesini konuşan ancak kendini Türk sanan etnik yapı da bu karmaşadan vuku bulmuş oldu.

 

YARIN:
* Demokrat Parti dönemi
* Sivrice’de Türk yerleşimciler ve asimilasyon
* Boşnakların gelişi ve gidişi
* İslam’ın etkisi
* AKP ağababalarının izinde
* Direniş parantezi: PKK’nin iradi müdahalesi

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.