“Bahoz Erdal öldürüldü…” Anadolu Ajansı “flaş” diyerek haberi veriyor. Burnu Kürdistan’ın her bir yerinde sürtülen ne kadar “Türk milliyetçisi” varsa, zil takıp oynuyor.

Havuz medyasında bir “dolup taşma”, bir “kabarma”.  Sanırsın “Türk milli tsunamisi”.

Bu, Bahoz Erdal’ın on bininci “öldürülüşü”… Tıpkı PKK gibi…

Koca Genelkurmay Başkanı “öldürüyoruz, öldürüyoruz, diriliyor” demişti ya. O hesap…”Bahoz Erdal’ı ” öldürüyorlar “Erdal Bahoz” doğuyor.  

Bu “öldürme” bayramına, bir başka “rezil” bayram daha eklenmiş…

İşte Ahmet Hakan yazıyor:

“UÇAK gökyüzünden süzülerek iniş yapıyor”du Antalya'ya...

İlk Rus turist kafilesi uçağın kapısında belirdiğinde...

Otelciler ağlıyordu, İl Turizm Müdürü ağlıyordu, hanutçular ağlıyordu.

Kabarmıştı bütün duygular...

- “Allah’ım bize bugünleri de gösterdin ya... Artık ölsem de gam yemem” diyordu Antalyalı bir taksici...

- Sadece Rus turistleri ağırlamayı şiar edinmiş bir otelci, “Otelimizdeki tüm yerli turistleri bugünden itibaren ocak dışı ilan edeceğiz” diyordu.

“Türk’ü atacak, Rus’u alacak.” Yerli ve milli.

Ya Başbakan? Binali Yıldırım Akbulut? Haberi okuyalım:

“Başbakan Binali Yıldırım, bugün Antalya'ya gelen ilk Rus turist kafilesine ilişkin olarak, "Hasret kaldık Rus turistlerle birbirimize. 5-6 ay çok uzun bir süre”…

Gökyüzünden süzülen Rus uçağının Antalya’ya indiği günü “milli bayram” ilan etseler yeridir.

Oysa daha yedi ay önce, “sınırımızı ihlal eden Rus uçağını indirdik” diye kabadayılık yapanların, Rus uçağını karşılamak için birbirini ezmesi, Türk “milliyetçiliği” bakımından gerçekten “iftihar” edilecek bir “akıbet”.

Bugüne kadar Kürd’e bulaşan bütün hükümetler silinip gitti. Ama hiç biri bunların durumuna düşmedi. Kepaze oldular.

Türkler “ulusal kurtuluş” savaşını Kürtlerle “ittifak” kurarak kazandı. “Düşman Batıda ilerlerken”, Mustafa Kemal ordusunun “cephe gerisi” Kürdistan’dı.

“Üçüncü Dünya Savaşını” ise Kürdistan’a karşı “savaş açtıkları” için kaybettiler. Şimdi ellerini gök yüzüne açmış, “turist duasına” çıkıyorlar. Gökten “rahmet” yerine “Rus” yağsın diye bekliyorlar.

Savaştaki yenilgiden sonra yaptıkları “Bahoz Erdal öldü” palavralarıyla avunmak ve cebinde votkasıyla gelen Rus turistinin ayaklarının altına “turkuvaz” halılar sermek. Utanın.

Uğranılan her felaket yeni bir “hamleyle” neden oluyor.

Fransa’da yapılan “top müsabakalarında” uğranılan “milli felaket” karşısında, şimdi “atletizm müsabakalarında” “milli zafer” için harekete geçtiler. Akıllara durgunluk veren bir “Türk milli atletizm takımı” kurdular.

Türk milli gururunu ayaklandıracak olan bu “Türk milli takımı” aşağıdaki “Türk oğlu Türk”lerden oluşuyor. Okuyalım:

“Emre Zafer Barnes – Jamaika, Jak Ali Harvey – Jamaika, Ramil Guliyev – Azerbaycan, Ali Kaya – Kenya, Aras Kaya – Kenya, Tarık Akdağ – Kenya, Polat Kemboi Arıkan – Kenya, Kaan Kigen Özbilen – Kenya, Şeref Osmanoğlu – Ukrayna, Meryem Akda – Kenya, Yasemin Can – Kenya, Meryem Erdoğan – Etiyopya, Sultan Haydar – Etiyopya, Mert Girmalegese – Etiyopya, Karin Melis Mey – Güney Afrika, Yasmani Coello Escobar – Küba…

Sporcuyu “Türkleştirip” Avrupa’dan “altın madalya” kapacaklar ve bu madalyaları Türk milletinin boynuna asacaklar. “Kazanmış” olacaklar.

Suriyeli mültecilerin “kalifiyelerinin” de beline tabanca, eline tüfek verip Türkleştirecekler, sonra da bunların ismini, “Türk milli tarihininin” “kahramanlar” fasikülüne “altın harflerle” yazacaklar…

O “Türkçülüğün  Esaslarını” bildiğiniz gibi Ziya Gökalp adındaki bir Kürt yazmıştı.

Türkler kullandıkları kelimelerin “kökenini” kimden öğrendi? Elbette Türkten değil. “Türkçe etimolojik sözlüğün” yazarı ve şimdi “hapsettiğiniz” Sevan Nişanyan’dan.

Boş verin diğerlerini. Türk militarizminin en büyük “simgesi” olan Selimiye Kışlası’nı kim yaptı? Kim yapacak? Krikor Balyan yaptı.

Mustafa Kemal’in “Türklerin atası” olduğunu, o  Cumhuriyetin kurucusunun “soyadının” Atatürk olmasını TBMM’ye kim teklif etmişti?

Elbette bir Türk değil. Agop Martayan…Tıpkı Habeş koşucu gibi, daha sonra “soyadı” Türkleştirildi, “Dilaçar” oldu.

Ey Türk! Öldürdüğün ve öldüremediğin Kürt sayısıyla övüneceğine,  “çalış” ve “kendi eserlerinle övün…”