SADİYE ESER/MA
KHK ile ihraç edilen Dr. Barış Ünlü, Türklük Sözleşmesi’ni değerlendirerek, “Sözleşmenin cazip olan, ödül dağıtan, imtiyaz dağıtan tarafı aslında büyük bir kriz içerisindedir.
Devletin gayrisafi rasyonelliğinin yıkılıp yerine tamamen şahsi tek adam etrafında bir rasyonellik geldi" dedi.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde çalışırken KHK ile ihraç edilen Dr. Barış Ünlü, kitabına ismini verdiği “Türklük Sözleşmesi” üzerine değerlendirmelerde bulundu. Türklük Sözleşmesi’nin içinde olanların dışarıyı görmediğini ve sözleşmenin dışında çeşitli şekillerde kalmış birey ve grupların ise bunun farkında olduğunu belirten Ünlü, “Türklük Sözleşmesi sadece içindekileri değil dışındakileri de bilişsel, duygusal yapılarını da şekillendiren bir sözleşmedir” dedi.
Sözleşmenin üç temeli
İki sözleşmeden bahsettiğini ve bunların “Türklük ve Müslümanlık Sözleşmeleri” olduğunu dile getiren Ünlü, Türklük Sözleşmesi’nin 3 temel maddesinin olduğunu belirterek, şöyle sıraladı:
* Ülkede güvenli ve imtiyazlı bir şekilde yaşamak için Türk ve Müslüman olmak gerekmektedir.
* Gayrimüslimlere yapılanlar hakkında kimse gerçekleri söylemeyecek, onlarla duygudaşlık kurmayacak ve onlar lehine siyaset yapmayacaktır.
* Türkleşmeye direnen Müslüman gruplar örneğin Kürtler hakkında kimse hakikatleri söylemeyecek, onlarla duygudaşlık kurmayacak ve onlar lehine siyaset yapmayacaktır.
Yazılıdan daha belirleyici anayasa
Ünlü, bu metaforik sözleşmenin Türkiye’nin yazılı olmayan ama yazılı anayasalardan çok daha belirleyici anayasası olduğunu düşündüğünü söyleyerek, şöyle devam etti: “Bu öyle bir anayasadır ki kurumların işleyişini, oluşumunu belirlediği kadar Türk bireylerin, Türk ve Müslüman olmayan bireylerin de psikolojilerini, zihinsel, duygusal ve bilişsel yapılarını şekillendiren bir çatı sözleşmedir. Yani sözleşmeyle az çok kastettiğim budur. Bu 1912-13’te oluştu. Ama günlük hayatta her gün kendini tekrar eden bir sözleşmedir. Sözleşme vurgusu bazen devletin yaptığı şeyleri görmezden gelmemize yol açabilir. Devlet bütün kurumlarıyla, ekonomi alanı, yargı alanı, siyaset alanı gibi alanlar, Türklük ilkesi etrafında şekillenmiştir. Bu kurumlarıyla ve alanlarıyla Türklüğü dayatır. Bu fiziksel ve psikolojik şiddetle el ele giden bir şeydir. Dolayısıyla dayatma elbette ki var. Yani Türkçe dışında başka bir anadilin olmaması çok büyük bir dayatma, ayrımcılık ve eşitsizlik kaynağı oluyor.”
Türklük ilkesi yürürlüktedir
“Türk olmak büyük bir avantaj olduğu için ve Türk olmamakta büyük bir bedel verilmesi gerektiği için insanlar Türkleşmek isteyebilirler” diyen Ünlü, “Burada kişi sadece kendisine dair bir karar vermiyordur. Kendine göre bir karar veriyor olsaydı işler biraz daha kolay olabilirdi. Fakat verdiğiniz karar çocuklarınızı, ailelerinizi, yakınlarınızı da kapsıyor. O yüzden kendi adınıza attığınız adım ile cesur olabilirsiniz ama başkası üzerinden cesaret göstermek herkesin yapabileceği bir şey değildir. O yüzden insanlar çocuklarını düşünerek, ailelerini düşünerek belli uyum mekanizmalarını geliştirebilirler. Bu sadece Kürtler için değil gündelik hayatta da böyledir. Mesela Ermeni ya da Rum bir çocuk Türkiye’de sokağa çıkarken ‘aman Ermenice konuşma, aman İspanyolca konuşma, dolmuşta Kürtçe konuşma, Türkçe konuş’ deniliyor. Dolayısıyla bunların hepsi düşünüldüğünde, Türklük ilkesi yürürlüktedir” şeklinde konuştu.
Müslümanlık Sözleşmesi de
Türkiye’de Ermeni ve Rum köyü gibi onlarca köyün isminin değiştirilmesini hatırlatan Ünlü, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü: “Bu onların tarihinin silinmesi anlamına geliyor. ‘Buralar artık Müslüman şehridir ve bundan sonra da böyle olacak. Senin tarihte bile iz bıraktığını dahi kabul etmiyorum’ demektir. Bunu sadece devlet değil oradaki Müslüman toplum da istiyor. Müslümanlık sözleşmesi de zaten Türkiye’den gayrimüslim unsurların atılması ve buraya bir daha gelmemeleridir. Örneğin İngilizce, Fransızcanın olması bir tehlike arz etmiyor. Ama bu topraklarda Ermeniler, Rumlar kalsalardı, buraların Müslüman toprağı olmaktan çıkacağı varsayılıyordu. Onlar soykırımlarla, etnik temizliklerle, mübadelelerle burası tamamen Müslüman toprağı olmuştur ve bu isimlere de yansımıştır.”
Sözleşmeye uymayanları cezalandırma
Kürt ve Kürt dili için bunun biraz daha farklı olduğunu vurgulayan Ünlü, “Devlet orada sözleşmeye uymayanları cezalandırarak, kayyum atayarak, ‘sözleşme dışı olan bir iradeyi tanımıyorum, sözleşmeye uymazsanız başınıza bunlar gelir’ mesajı vermek istiyor. Bu dönem dönem şiddetlenip, yumuşayabiliyor. 2000’lerin sonunda biraz yumuşamıştı. 2010’larda ise tekrar katılaştı ve cezalar tekrar en şiddetli bir şekilde gündeme geldi. İşte barış için akademisyenler üniversiteden tasfiye oldu, bir yandan da Kürt şehirleri yakılıp yıkıldı. Türkiye tarihinde böyle bir bastırma harekâtı belki de hiç olmamıştı” dedi.
Türkiye’deki herkesin Türk olmadığını dile getiren Ünlü, “Balkanlardan getirilen milyonlarca insan Türk değil ama burada Türkleşmişler. Türkiye’de etnisite folklorik bir oyun gibi yaşanıyor. Ama politik bir oyun olarak yaşanamaz. Dolayısıyla insanlar Türkleşmiştir. Türklüğü kabul etmeyenler de var. Buna direnen milyonlarca kişi de var. Türkleşmeyi kabul etmeyen milyonlarca kişinin mücadelesi son yıllarda Türkiye’ye damgasını vuruyor” diye ifade etti.
Devlet mafyatik role büründü
Türklük Sözleşmesi’nin ortadan kalkmasına ilişkin konuşan Ünlü, şunların ifade etti: “Sözleşmenin bir cazibesi var. İnsanlara bir konfor, güvenlik ve imtiyazı sağlıyor. Dolayısıyla ortadan kalksın deyince kalkmıyor. Bu mücadeleyle, siyasetle, toplumsal hareketle yapılabilecek bir şey. Özellikle 15 Temmuz’dan itibaren mafyatik bir role bürünmesiyle birlikte devlet çökmüş durumdadır. Bu kurumlar Türklüğü de avantajlı kılmayı bırakmıştır. Türklük Sözleşmesi’nde bir kurumda saygınlığınızı koruyarak, güzel bir meslek edinerek yükselebilirdiniz. Şimdi ise Türkiye’de böyle bir şey yok. Türkiye’de yeni bir karakter rejimi yaratıldı ve kişinin kendisine saygısını koruyarak bir yerlere gelmesi mümkün değildir.
Mesela merkez bankasında bir iktisatçısınız, Türk’sünüz ama işinizi de iyi yapmak istiyorsunuz. Bunun belli evrensel kuralları var ve anneniz, eşiniz sizinle gurur duyuyor. Ama şuan böyle bir şey mümkün değil. Bir karakter rejimi olduğunu, hangi karakterden insanların yükseldiğini, hangi karakterde insanların sistemin dışına çıktığını, yani sözleşmenin cazip olan, ödül dağıtan, imtiyaz dağıtan tarafı aslında büyük bir kriz içerisindedir. Devletin gayrisafi rasyonelliğinin yıkılıp yerine tamamen şahsi tek adam etrafında bir rasyonellik geldi.”
İSTANBUL