Akşam dönerken geceye içimi üşüten soğuk bir rüzgar ve kulaklarımı sağır edecek bir uğultunun sesi ve toprağın buram buram kokusu var. Hafiften yağmur çiseleniyor ve ben sabahı bekliyorum. Hani gecenin en karanlık anında ortaya çıkan o gün var ya işte ben onu bekliyorum. Ve içeride demlenen çayın kokusu ile birlikte gelen o ince nağmeli türküler eşliğinde sabahı çekiyorum. Ve beklemenin acısını yüreğimde yaşayarak, hem de gidenlerin ardından bakarken yeni bir güne merhaba demeyi bekliyorum. Ve o türküler… Yüreğimizi titreten, ülkemin kokusu olan o hasretlik türkülerini dinliyorum.

Neden insanlar bu türkülere bu kadar değer veriyor diyorum ve bu akşam uzun bir yürüyüşe çıkıyorum. Beynin ve yüreğin yürüyüşüdür bu gece. Bedenin sustuğu ruhun yürüyüşüdür bu gece… Evet, türküler ve devrimcilik kelimeleri bitmeyen iki koskoca yapı, olgu, anlam, yaşam… Sizler ne derseniz deyin yaşamın gizemi ve anlamı olan bu iki kelimenin birleşimindeyiz. Bu gece bu birleşimdeyim bende. Ve devrimciliğe başlamadan önce duyduğum o güzel türküleri dinleyerek. Kendi kültürümü yansıtan türkülerle dostluğum başladığı o anları yaşayarak. Evet, uzun bir maraton koşusu olan devrimciliğe ilk adım atmama yardımcı olan türkülerle çok eskilere dayanan bir yoldaşlığım var. Yani ilk hevalliğimi türkülerle yaptım, türkülerle sevdalandım ülkeme ve dağlara. Ve türkülerle adımladım hayatımın o güzel adımlarını, koşuşturmacasını…

Türküler bir yönlendirme, algı aracı olarak kimileri tarafından dillendirilse de dinleyenler her zaman o gözle bakmadı hiçbir zaman. Dinleyenler her zaman kaybettiklerini anımsadı, anılarını yaşadı ve özlemlerini yaşadıklarına kavuştu bu türkülerle. İşte benim için de anlamı ve yeri bu olan o türkülerle bitmeyen yoldaşlığım bu sebeplerden başladı. Ve bu sebeple sarıldım tüm türkülerin dostluğuna… Şimdi de bu nedenlerle dinliyorum bu güzelim türküleri. Türküleri dinlemek benim için devrimciliğe ilk adımlardan biridir. Türkülerle insanlar isyan eder, güzel bir dünya yaratmak ister. Bunlarda devrimciliğin alfabesidir. Türküler insanın ruhunu ve yüreğini doldurur. Devrimcilik sadece zihinde yapılmadığı için yüreğin de tam olması gerekiyor. Devrimcilik tam bir kişilik, yüreğin ve beynin bütünlüğünü ister. Bunun için ruhun ve yüreğin de hazır olması gerekiyor. Bunun için türküler, önemli bir yer ediniyor. Yüreğin acısını ve isyanını anlatıyor. Devrimci insanın da en çok yüreği sağlamdır. Bunun için türküleri dinler, acılarını anımsar ve isyan eder.

Ama şimdiler de türküler fazla dinlenmiyor, postmodern dünyanın tüm renksiz ve anlamsız şarkıları başını almış gidiyor. İnsanın yaşamından her şeyi koparan, çalan bu kapitalist modernite, insanı duygusal anlamda da bir boşluğa düşürmek, insani değerlerini parçalamak istiyor. Toplumun ruhunun bile isyan etmesini engellemek için elinden geleni yapıyor. Devrimcilik, sistem karşıtlığı bu yüzden azalmış durumda. En azından bunun yansıması görülmüyor. Modernite bu denli insanlığa saldırıyor, insani değerleri yok edercesine topyekûn bir saldırı içerisine giriyor. Ancak modernitenin bu saldırganlığına karşı toplumun sessizliği daha da cesaretlendiriyor. Bu durum da devrimcilikte bir azalmayı, duraksamayı beraberinde getiriyor.

Faşizm bir dalga gibi toplumun tüm değerlerine saldırdığı gibi sanatına, kültürüne ve türkülerine de saldırıyor. Faşizm ışık ve sesten korkuyor. Çünkü faşizmin söyleyeceği ne bir türküsü ne de bir sanatı var. Ancak faşizme karşı halen bir sessizlik söz konusu. Faşizmin toplumu sanatsızlaştırmasına yönelik bir hareketlilik yok. Faşizmin köhnemiş zihniyetine dur diyebilen yeni bir toplum ve nesil silik durumdadır. Bu köhnemiş zihniyete karşı türkülerle ve devrimci sanatla cevap veren yok diyecek kadar az. Ozan Nesimi Çimen, Ruhi Su, Aşık İhsani, Aşık Mahsuni Şerif, Hasret Gültekin, Ozan Emekçi, Ahmet Kaya ve Anadolu’nun bağrında çıkmış, türküleriyle devrimci duruşa sahip olmuş kimseler neredeyse artık yok gibi. Ve en kötüsü ise faşizme ve moderniteye karşı bu halk ozanlarının türkülerini söyleyebilecek, türküleriyle harekete geçecek ve faşizme dur diyecek kesimler azalmış durumda. Devrimci sanat ve kültür bu kadar faşizmin kıskacı altındayken direnişe geçecek kimselerin olmayışı insani vicdanı rahatsız eden bir durumdur. Devrimci kültür fiziki olarak olmazsa da yeni bir Madımak’ı yaşamaktadır.

Biz sistem karşıtı hareketler, demokratik güçler, toplumun tüm renkleri, devrimcileri olarak toplumun renklerini ortaya koyan devrimci sanatın bir kolu olan türkülere sarılmalıyız. Devrimci kültür ve türkülerle faşizmin karşısında durmalıyız. Faşizme geçit vermemeliyiz. Direnişte yer almak en azından bir şey yapmak istiyorsak faşizmin sanatsızlığına karşı devrimci türküler dillendirmeliyiz.