‘Suyun Kadınları-Mujeres de Agua’ adlı konserde sahne alan Aynur Doğan’a Kürtçe şarkı söylediği için bazı dinleyiciler tarafından yapılan linç girişimine Barış İçin Sanat Girişimi’ne üye sanatçılardan tepki geldi. “Yanı başındaki insanın şarkısına tahammül edemeyen, onun şarkısıyla halay çekemeyen nesillerin büyüdüğü bu ülkede, ölümün tahammülsüzlük, tahammülsüzlüğün ise yeni ölümler getirdiği bir girdaba çekiliyoruz” uyarısında bulunan sanatçılar, 21 Temmuz’da “destek yürüyüşü” düzenleyeceklerini duyurdu.
İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın (İKSV) organize ettiği İstanbul Caz Festivali kapsamında Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde gerçekleştirilen “Suyun Kadınları-Mujeres de Agua” adlı konserde, Kürtçe söylediği şarkılar nedeniyle linç girişimine maruz kalan Aynur Doğan’a, aralarında sanatçılar Ayşenur Kolivar, Leman Sam, Yavuz Bingöl, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu, Kardeş Türküler, Yasemin Göksu, oyuncular Lale Mansur, Tülin Özen, Uğur Yücel, gazeteciler Banu Güven ve Balçiçek İlter’in de bulunduğu Barış İçin Sanat Girişimi’ne üye onlarca kişiden destek geldi. Linç girişimiyle karşı karşıya kalan Aynur’a “Türküleri değil silahları susturalım” şiarı ile destek veren sanatçılar, desteklerini Cezayir Restaurant’ta Türkçe ve Kürtçe yapılan basın toplantısı ile gösterdi.

‘Ateşle oynuyorsunuz bu ateş sizi de yakar’

Açıklama öncesinde, “Ahmet Kaya’yı korkunç bir şekilde aramızdan alan, bizler Heybeliada’da Rumca, Kürtçe şarkılar söylerken bizi taşlayan, sahneden indiren bu linçleri hiçbir zaman unutmuyorum” diyerek kısa bir konuşma yapan sanatçı Yasemin Göksu, bugün de Aynur Doğan’a yönelen bu linç kültürüne “dur demek ve barış için” bir araya geldiklerini söyledi. Göksu, “Bu iş Ahmet Kaya, Aynur Doğan işi olmaktan çıktı. Barış yolunda, barış için sesimizi çıkarıyoruz. Halkları birbirine kırdırmaya çalışanlara, halkları birbirine hedef göstermeye çalışanlara sesleniyoruz. Ateşle oynuyorsunuz, bu ateş sizi de yakar” dedi.
Daha sonra hazırlanan basın metnini okuyan Göksu, savaş çığırtkanlarına karşı umudun gücünün hiç kesilmediğini ifade etti. Doğan’ın yaşadıklarının Türkiye’nin son döneminin bir özeti olduğuna işaret eden Göksu, “Yıllardır barışa doğru atılan her adımda, barış umutlarını güçlendirmeye çalıştığımız her solukta, yeni ölümlerle savaşın içine çekildik. Yıllar ardımızda on binlerce ölüm, nefret çukurları ve acılar bırakarak geçiyor. Gözlerini savaşa açıp, nefret ve tahammülsüzlükle büyüyen nesiller geleceğimizi karartıyor. Yanı başındaki insanın şarkısına tahammül edemeyen, onun şarkısıyla halay çekemeyen nesillerin büyüdüğü bu ülkede ölümün tahammülsüzlük, tahammülsüzlüğün ise yeni ölümler getirdiği bir girdaba çekiliyoruz” şeklinde konuştu.

21 Temmuz’da Taksim’de destek yürüyüşü

“Tahammülsüzlüğü ve ölümleri kışkırtan bu anlayışı kınıyoruz” ifadelerini kullanan Göksu, kamuoyuna seslenerek, herkesi ölümlerin önünü almak ve Kürt halkının demokratik taleplerini dikkate alarak barışın adımlarını atmak yönünde sorumlu davranmaya davet etti. Göksu açıklamasının sonunda, Aynur Doğan’a destek olmak için 21 Temmuz’da Taksim’de “Barışalım Yeter” yürüyüşü yapacaklarını ifade ederek, herkesi yürüyüşe davet etti.

‘Yaşanacaklardan başbakan sorumlu’

Açıklamanın ardından Doğan’a destek vermek için basın toplantısında bulunan Türk Tabipler Birliği (TTB) eski Başkanı Prof. Dr. Gencay Gürsoy da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bundan böyle bizden iyi niyet beklemeyin” biçimindeki cümlesini hatırlatarak, “Yaşananların sorumlusu Hükümettir. Bu olayların yaşanmasında sinyali veren Başbakan’dır. Bundan sonra yaşanacaklardan da Başbakan sorumludur” dedi.
Gürsoy’un ardından konuşan Yazar Adnan Özyalçıner de, Aynur’a ilişkin yapılan linç girişiminin siyasi bir komplo olduğunu belirtti. Türkçe dışındaki her dilin engellemeler ile karşılaştığına dikkat çeken Özyalçıner, “Siyasal hükümet bu sorunu çözmek yerine halkları birbirine kırdırtıyor. Savaş çığırtkanlığı yapıyor” diye kaydetti.

‘Bir ulusu mahkum edemezsiniz’

Özyalçıner’den ardından Şair Sennur Sezer de kısa bir konuşma yaptı. “Bu naralar ve savaş çığırtkanlığı altında hepimiz baskı altındayız. Yansız sesler duyulmuyor. Basında sürekli olarak bu olaya yer verildi. Aklı başında birkaç yazı vardı. Biri ‘matemdeysen orada ne işin vardı’ diyordu? Yaşanan ölümlerden bir ulusu şarkılarını kültürünü mahkum edemezsiniz. Ederseniz hepimizin sonu yakındır. Bunun adı demokrasi değildir. Irkçılıktır” diyerek tepkilerini dile getirdi.
Gazeteci Mehmet Demir, “Kaybolan canların hesabını bir dilden sorarsanız yeryüzünde kaç dil konuşabiliriz?” diye sorarken, Yönetmen Hüseyin Karabey ise o gün kendisinin de konserde olduğunu ve insan olmaktan utandığını ifade etti. Konsere katılan insanların 4’te 3’ünün Aynur’u protesto ettiğini paylaşan Karabey, “Üstelik bu caz festivalinde oluyor. Bu orta ve üst sınıfının bulunduğu bir topluluktu. Irkçılık, tek kelimeyle ırkçılıktı. İlk defa bir Kürt olarak ırkçı bir saldırıya maruz kaldım. Bundan önce Kürt halkı yok sayılıyordu. Bir Kürt halkı varlığını artık hissettiriyor. Bundan sonra yaşayacağımız en yoğun sorun ırkçılık olacak. Barış bitse de ırkçılık olacak. Çünkü üst ve orta sınıflar tercihini gösterdiler” diyerek tepkisini dile getirdi.

Konuşmaların ardından, Aynur Doğan’a destek için yapılan basın toplantısına son verildi.

DİHA/İSTANBUL


Aynur’a destek mesajları

İstanbul Caz Festivali’nde Kürtçe şarkı söylediği için saldırıya uğrayan Aynur Doğan’a destek mesajları devam ediyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği 18. İstanbul Caz Festivali’nde vereceği konser için Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahne alan Aynur Doğan, Kürtçe şarkı söylemeye başlayınca bir kısım ırkçının saldırısı sonucu konserini yarıda kesmişti.
Irkçı saldırıdan dolayı Aynur Doğan’a destek yazıları kaleme alındı. Sahneyi terk etmek zorunda bırakan olaya ilişkin gelen tepkilerin bir kısmı şöyle:
Yıldırım Türker: “Artık bu kadarı da fazla, diyorlardı besbelli içlerinden. Onca genç memleketin dört bir yanına tabutlarla gönderilirken bir küstah Kürt kadını utanmadan çıkıp Kürtçe şarkı söyleyebiliyor. Yani bilinmeyen bir dilde fesat karıştırıyor, elitin müziği caz arenasına. Olur, a, belki PKK’nin katlettiği delikanlıların ardından zafer marşı söyleyip nispet yapıyordur. Bir millet böylesi bir saldırı karşısında, ister caz sever, ister İsmail Türüt tüttürür olsun elbette galeyana gelecektir. E ama Aynur da böylesi acılı bir günde Kürtçe söylemeyiverseydi, öyle değil mi? Bu milletin hassasiyetlerine biraz olsun özen göstermeliydi, değil mi? Kürtçe konuşmak, Kürtçe söylemek hala kışkırtıcı, karanlık bir imalar manzumesi, hatta savaş ilanı. Kürtler, Kürtlüklerinden usulca çekilmeyi bilmedikleri sürece aramızda yaşamalarına, eylemelerine göz yummayacağız. İşte tam da bu yüzden, bu savaş bir türlü bitmiyor. Ölen askerlerin de gerillaların da tabutlarına çiviyi çakan, işte bu muktedirler tarafından her fırsatta kışkırtılan seferberlik ruhudur.”
Sezgin Tanrıkulu: “Ülkemizin neresinde ne acı varsa bu hepimizin ortak acısıdır. Ama bu acının sebebi ne Kürtçedir, ne de Kürtçe şarkı söyleyen Aynur’dur. Kürtçe şarkıya tahammül edemeyen bir ortamda barış, kardeşlik ve birlikte yaşama konusunda nasıl yol alınacağı merak konusudur. Ancak en temel tespit olarak şunu herkes kabul etmelidir; Kürtçe şarkı söylediği için bir sanatçıyı protesto etmek akıl almaz bir ayrımcılıktır ve dışlamadır. Herkesi, ama herkesi sağduyuya ve barışın dilini konuşmaya davet ediyorum.”

‘Faşizm susma değil, söyleme mecburiyetidir’

Murat Sabuncu: “Kürtçe terörün dili değildir. Filiz Aygündüz’ün kitabındaki bu cümleyi herkesin bilmesi gerekir. İstanbul’da caz festivalinde Kürtçe duymaya tahammül kalmadıysa işin vahameti ortadadır. Festivale gelenler kim söyleyecek, ne söyleyecek farkında bile değildi. Benim bulunduğum sıradakiler Aynur Doğan adını ilk kez duymuştu.”
Ümit Alan: “Aynur Türkçe ağıt söylemeliydi’ eleştirisi, Roland Barthes’ın “Faşizm susma değil, söyleme mecburiyetidir” sözünü hatırlatıyor.”
Ahmet Hakan: “Ben hiçbir dile “katilin dili” muamelesi yapmam, yapamam. Bir dil, katil olur mu hiç?.. Bu nedenle, Aynur’a “Üçüncüyü bari Türkçe söyleseydin” demek ile “bir dili katil olarak görmek” arasında pek bir fark yoktur.”
Balçiçek İlter: “O gece “Beyaz Türkler” Aynur Doğan’a haddini bildirdi ve rahat etti! Zamanında Ahmet Kaya’ya da yapmıştık, Hrant Dink de nasibini aldı “burnunu sokmaması” gereken konulara girdiği için, “milletin iradesi” diye diye içimize fenalık getirdikleri Meclis’te aynısını yaklaşık 300 bin oyla seçilen Merve Kavakçı’ya da yaptık! Bugün ise 13 canımızı kaybetmenin “sözde” acısıyla bir sanatçıya daha haddini bildirdik. Sözde acı diyorum; çünkü bir dile, bir kimliğe düşman olmanın o acıyla, o gençleri toprağa vermekle falan ilgisi yok.”
Mehveş Evin: “Bu ayıbı yapan ve destekleyenlere sorayım: Madem Kürtçe şarkıya bu kadar tepkilisin, neden Aynur’un sahneye çıkacağı konsere gidiyorsun? Türkçe söylemesini mi bekliyordun? Söylese, tatmin mi olacaksın? Kaldı ki madem şehitlere bu kadar duyarlısın, niye konsere gidiyorsun? Şehit olan askerlerin arasında Kürtler de var, bunun farkında mısın? “Müziğin dili yoktur” sözünü hiç mi duymadın? Kürtçe, Türkçe veya İspanyolca. Söylenecek her şarkının, hele bu ortamda daha anlamlı, güçlü bir barış yakarışı olduğunu anlayamıyor musun? Yoksa seni asıl rahatsız eden şey bu mu? Sadece nefret konuşsun. Tek dilde, tek tip olsun. Bunu istiyorsun değil mi?”

Gülten Kaya: “Ölen evlatlarımızın acısı, benim içimde, kalbimde şarkılar tüm dillerde söylendiğinde azalacak. Eğer yüzyıl boyunca biz özgürce Kürtçe şarkılar söyleyebilseydik kaybettiğimiz evlatlarımız bu gün bu şarkılara eşlik ediyor olacaktı. Ahmet Kaya’dan bu yana ülke olarak kat ettiğimiz yol bu kadarcıkmış demek ki... Hazin!”

BİANET/İSTANBUL