7 Haziran seçimleri tam bir turnusol işlevi görüyor. Dildeki demokratlık, barış, eşitlik, kardeşlik sözcüklerinin kimde dolu kimde boş olduğunu, her koşulda ırkçı faşist zehre bulanmışları bir bir ortaya çıkarıyor.

Açıktan ve Türklük üzerinden ırkçılık yapan MHP gibi partiler açısından bir ayıraca ihtiyaç yok malum. Sert ve ırkçı yaklaşımlarını sürdürüyorlar, saldırganlar. Siyaseten ve yaşamı örgütlerken durdukları yer de aynı yer. Kürtlerle barış ya da çözüme de karşılar.

Ancak sosyal demokratım diye ortada dolanan siyasi partilerin ve özellikle söylemleri ile de MHP’lileştiği eleştirilerine muhatap kalan CHP nin durumu farklı. Lafa gelince tüm renkleri ile toplumu kapsamaktan söz ediyor ancak konu Kürtlerle barışa geldiğinde, bu üstenci kapsayıcılık yaklaşımı dahi bitiyor ve yerini çözümsüzlük dayatması alıyor. Kaldı ki sırtında Kürtlere, Rumlara, Ermenilere, Alevilere uygulanan inkar ve imha siyasetinin yükü ile daha fazlası zaten zor. 

Ve aslında solculukla anılan, içinde Alevileri ve alevi Kürtlerin önemli bir kesimini de barındıran CHP seçmen profili bu politikalara ters bir imaj oluşturuyor. Bir anlamda partinin ırkçı politikalarını maskelemeye yarar en etkili araç konumunda. Ancak bu maskelemeyi yaparken kendisi de parti politikalarından etkilenerek değer kaybına uğruyor, hatta Türklük ve Sünnilik üzerinden ırkçılaşıyor…

Ve parti politikalarının özündeki ırkçılığı bilseniz bile, çoğu CHP seçmeninin ve hatta sola bulaşmışların Kürt deyince tüylerinin halen diken diken olduğunu, hatta sırf Öcalan paranoyası ve Kürtlerin güç kazanmaması için HDP ye oy vermeyeceklerini bilmek garip biçimde sarsıyor insanı. O anda bütün doğruların Kürtlük Türklük üzerinden ve ırkçı bir yaklaşımla yeniden tanımlandığını görüyorsunuz çünkü. Ve ırkçı, faşist tehdidi tüm çıplaklığı ile yanı başınızda hissediyorsunuz…

AKP politikalarında, söylemlerinde ve hatta seçmeninin saldırgan tutumunda ise ırkçılığı daha bariz görmek mümkün zaten. Ancak seçimler yaklaşırken en büyük tehdit olarak HDP’yi gördüklerinden özellikle Kürtlere ve HDP seçmenine yönelik saldırganlıklarının kat be kat arttığına tanık oluyoruz her yerde. Erdoğan şahsında tanımlanan güç saplantısının ve paranoyalarının tabanın psikolojisini bu derece etkilediğini görmek ise endişe verici. 

Daha evveli gün, komşu esnafa bırakılan oy pusulalarını alırken başlayan muhabbette, oyumuzu HDP'ye vereceğimizi öğrenen esnaf komşu, kontrol etmekte zorlandığı bir hiddetle ve direk "siz" diye başlayan ısrarlı cümlelerle vatan haini, PKK işbirlikçisi, kan dökmeye hevesli ilan etti bizi ve tüm HDP'lileri. Hele bir Türk bunu asla ve kat’a yapmamalıydı ona göre. Hiç dinlemeden sözlü saldırılarını aralıksız sürdürdü. Gerçek bir barış düşüncesine fersah fersah uzaktı… Küçücük dükkan içinde kendini oraya buraya savurarak, arada da elindeki çay bardağını masaya vurarak ve "komşu olmasaydınız ben size yapacağımı bilirdim" dercesine. Neyse ki komşuluk hatırına şiddet sözelde kaldı ve sağ salim ama kafamıza yumruk yemiş gibi çıktık oradan. 

Ancak onu asıl kudurtan bu hikayenin sonunu bilmesiydi belki de. Bu tartışma başlar başlamaz dükkandan ayrılan CHP’liyi ayırırsak, o sırada dükkanda bulunan bir başka "Türk" esnafın da bizden cesaretle HDP’ye oy vereceğini açıklaması ile kendi dükkanında üçe karşı bir kalıvermişti. Bu tablo rastlantı değildi, seçim sonucunun ilanı ve AKP’nin felaketi gibiydi onun gözünde. Ve neredeyse R.T.Erdoğan kadar korkmuştu.