
Bu konuda hukukî mevzuat tam nasıldır, yeterince bilemiyoruz. PKK Lideri bir hükümlü sayılabilir ve hükümlü ile avukat görüşü gerekmeyebilir. Fakat PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın devam eden bazı başka davalarının da olduğu ifade edilmektedir. Yani hem hükümlü hem de tutuklu statüsü birlikte yaşanmaktadır. Kaldı ki yalnızca hükümlü olsa ve hükümlü ile avukat görüşü tutukluluk koşullarındaki gibi olmasa bile, herhalde bir avukatın hükümlü müvekkili ile görüşmesini yasaklayan yasa yoktur. Avukat ve hükümlü isterse ve masrafını da karşılarsa görüşme yapabilir olmalıdır.
Burada her iki taraftan da kuvvetli bir görüşme isteği vardır. PKK Lideri Abdullah Öcalan görüştüğü herkese ‘Avukatları ile görüşmek istediğini’ söylemektedir. Asrın Hukuk Bürosu avukatları her hafta iki kez İmralı’ya gidip müvekkilleri ile görüşmek için başvuruda bulunmaktadır. Buna rağmen iki yıldır avukatların adaya gidişine izin verilmemekte ve görüşme engellenmektedir. Bu durum kuşkusuz çok vahim bir hukuk ihlalidir. Görüşmeye izin vermeme gerekçesi ise trajikomiktir. Yaz-kış tam iki yıldır ve her hafta iki kez avukatların İmralı’ya gitme başvurusuna hükümet ya “Hava muhalefeti var” demekte, ya da “Koster bozuk” yanıtını vermektedir.
Herkes belki de her gün birkaç kez İmralı’ya gidip gelirken, Asrın Hukuk Bürosu avukatları için bir türlü hava düzelmedi ve sağlam bir koster bulunamadı! Bu komedi AKP Hükümeti’nin hukuku nasıl ele aldığını ve siyasal mücadelede nasıl etkili bir araç olarak kullandığını gösteren çok önemli örneklerden biridir. Halbuki hukukî açıdan ele alınırsa belirtilebilecek başka hususlar da vardır. PKK Lideri Abdullah Öcalan onbeş yıldır İmralı’da bir rehine olarak sözde cezaevinde tutulmaktadır. Bu tutukluluğu ABD, Avrupa Birliği ve Türkiye birlikte organize etmektedir. PKK Lideri’nin tutukluluk güvencesi Avrupa İşkenceyi Önleme Örgütü(CPT)’nin sorumluluğu altındadır. Adalet Bakanlığı’nın yaptığı ise gardiyanlık görevidir.
İşte bu noktada Avrupa hukuku da devreye girmektedir. Avrupa hukukuna göre her müebbet hapis cezasının (ağırlaştırılmış olsa bile) onbeş yıl dolunca mahkeme tarafından yeniden değerlendirildiği belirtilmektedir. Yani ilgili mahkeme davayı yeniden ele almakta, cezaevindeki kalış durumuna bakmakta, bu temelde hükümlünün tahliyesine veya cezaevinde kalmasına yeniden karar vermektedir. Çoğunlukla da tahliye kararı verildiği söylenmektedir.
PKK Lideri’nin İmralı Cezaevinde tutuluşu da onbeşinci yılında olduğuna göre, bu tutuklamayı yürüten üç merciden biri olan Avrupa hukuku uyarınca onbeşinci yılın sonunda PKK Lideri’nin durumu yeniden değerlendirilecektir. Türkiye istemese bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu yapacaktır. Böyle bir durumda iki yıldır avukatları ile görüşme yapamadığı açığa çıkarsa ne olacaktır?
Tabi işin doğrusu tutarlı ve adaletli olmak gereğidir. Fakat İmralı’da hukukî tutarlılık ve adalet zaten yoktur. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın bir komplo ile Kenya’dan kaçırıldığı ve sadece siyasal nedenlerle bir rehine olarak İmralı’da tutulduğu bilinmektedir. Hukuka göre ise, rehine tutmak en ağır suç konumudur.
Tutarlı olmaya gelince, bu zaten AKP Hükümeti’nde hiç olmayan ve aranmaması gereken bir durumdur. AKP o denli pragmatist, faydacı ve çıkarcı ki, bir anda birbirine karşıt on şeyi bile bir arada ifade edebilmektedir. Yeter ki AKP’nin çıkarına olsun; söylenmeyecek söz, kullanılmayacak araç, uygulanmayacak yöntem yoktur!
Son iki yıldır Asrın Hukuk Bürosu avukatları bütün çabalarına rağmen İmralı’ya gidememişler ve müvekkilleriyle görüşememişlerdir. Fakat bu iki yıl içinde Asrın Hukuk Bürosu AKP polisi tarafından birçok kez basılmış, elliye yakın avukat kovuşturmadan geçmiştir. Halen onlarca avukat tutukludur ve İmralı’ya gidip PKK Lideri’ne avukatlık yaptıkları için yargılanmaktadır.
Geçen iki yıl içinde MİT Müsteşarı Hakan Fidan yönetimindeki devlet heyetinin kaç kez İmralı’ya gittiği ve PKK Lideri ile görüşmeler yaptığı ise bilinmemektedir. Belkide elliye, atmışa ulaşmıştır. PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşme yapan heyetlerin kimlerden oluştuğu da bilinmemektedir. Örneğin bakanlar, başka yetkililer görüşme yapıyor mudur; bunlar belli değildir. Bu konuda basına yansıdığı için bilinen tek şey, PKK Lideri’nin bu tarz görüşmeye artık yeter dediği ve kesin bir karara varılmasını istediğidir.
İmralı’da hukuk işlemezken, yani avukatlar müvekkilleriyle görüşemezken, siyasetin işlediğini gösteren başka açık olaylar da vardır. Bunlar için de nedense ne koster bozulmakta, ne de hava muhalefeti olmaktadır. Örneğin Ocak’tan bu yana BDP’li milletvekillerinden oluşan heyetler sekiz kez İmralı’ya gidip PKK Lideri ile görüşmüştür. Kuşkusuz bu kötü olmamış, tersine çok çok iyi olmuştur. En azından yaşanan ağır savaşı durdurmuş ve ülkemizin önünü açmıştır. Demekki AKP isteyince her şey olmaktadır, olmayacak bir şey yoktur.
O halde AKP tutarlı olmalı, bu komediye artık son vermelidir. Bunun için, öncelikle Asrın Hukuk Bürosu avukatları İmralı’ya gidebilmeli ve müvekkilleriyle görüşme yapabilmelidir. Yine tutuklu avukatlar özür dilenerek derhal serbest bırakılmalıdır. Çünkü bu tutuklama toplumun vicdanını kanatmıştır.
İkinci olarak, İmralı tecridine son verilmeli ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın istediği kişi veya gruplarla görüşebilmesinin önü açılmalıdır. Esas tutarlılık bu noktada kendini gerekli kılmaktadır. Siz onlarca kez en üst düzey heyet olarak gidip saatlerce görüşme ve tartışma yapacaksınız, ortak mutabakatlara varıp bazı acil ve temel sorunları birlikte çözmek isteyeceksiniz, PKK Lideri’ne en ağır görevleri yükleyeceksiniz, bunun için BDP heyetinin görüşmesine izin vereceksiniz; ondan sonra da avukatlar dahil başka heyetlerin İmralı’ya gidip görüşme yapmasını engelleyeceksiniz! Peki olur mu böyle şey? Bu durum ahlakî midir? Adalet bunun neresinde? Dahası ağır görevler yükleyip toplumu beklenti içine soktuğunuz kişi, PKK Lideri bu koşullarda bunları nasıl yapsın?
Demekki tutarlı olmak lazım. Bir zamanlar işlerin gizli yürütülmesi anlamlı olabilir, ama zamanı geldiğinde de açık olmalıdır. Yine engel ve sınır zamanında anlaşılabilir, fakat her zaman da olmaz. Artık İmralı’da PKK Lideri ile müzakere yapıldığını sağır sultan bile duymuştur. Sen İmralı’da müzakere yapacaksın, Irak Kürdistan’ı Bölge Yönetimi’yle çok iyi ilişki içinde olacaksın, PYD Eşbaşkanı Salih Müslüm’le İstanbul’da görüşeceksin; ondan sonra da hala İmralı’ya tecrit uygulayacaksın, PKK Lideri’nin avukatları ve ziyaretçileriyle görüşmesini engelleyeceksin! Olmaz böyle şey!
Bu davranış her şeyden önce AKP’ye zarar verir. Çünkü yarım ve tereddütlü yaklaşım tehlikelidir. Başarıyı önler ve karşı saldırılara zemin sunar. Mademki PKK ile sorunu çözmek istemiştir; o halde AKP kararlı ve tutarlı olmalı, PKK Lideri’nin çalışma koşullarını ve imkanlarını artırmalıdır. Bunun başka yolu yoktur.