Tutsaklar ölüm koridorunda

16 Eylül 2021 Perşembe - 20:03

  •  Türk cezaevlerinde 600’den fazla tutsak ölümle karşı karşıya, en az bin tutsak da bu aşamaya doğru gidiyor. 27 yıldır cezaevinde olan 83 yaşındaki Sıddık Güler de tahliye edilmediği gibi tedavisi yapılmayan tutsaklardan. Oğlu Ömer Güler, ölümünün beklendiğini söyledi.
  •  İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, önlenebilir ölümlere yol açıldığı gibi hastalıklara davetiye çıkaran bir cezai sisteminin işletildiğini belirterek, ringlerle sevk eziyeti, kelepçeli muayene, karantina uygulaması, doktorların dışlayıcı tutumu, tedavi yöntemleri gibi sorunlara dikkat çekti.
  •  Yoleri, şu prosedürü hatırlattı: Her şeye rağmen kaldırıldıkları hastanenin ‘kalamaz’ raporu, Adli Tıp’ın insafına bırakılıyor. Adli Tıp da ‘kalamaz’ derse bu kez Emniyet devreye giriyor. Emniyet ‘toplum için tehlikeli’ raporu verince hasta tutsağın 80’lı yaşlarda, yatalak olmasının önemi kalmıyor.

MASİS HESKİF / ANKARA

Gözaltı ve tutukluluk sürecinin getirdiği hastalıklarla başlayan ölüm koridoru yolculuğunda sonuna kadar götürülen tutsak, eşikte bırakıldıktan çok kısa bir süre sonra yaşamını yitiriyor. 27 yıldır cezaevinde olan 83 yaşında Sıddık Güler’in de ölmesi bekleniyor. Oğlu Ömer Güler, artık tahliye umutlarının kalmadığını, bari tedavi edilsin diye uğraştıklarını söyledi.

Sincan Cezaevi’nden 25 Ağustos’ta hastalıklarının ağırlaşması üzerine tahliye edilen 28 yıllık tutsak Mehmet Ali Çelebi, tedavi gördüğü hastanede 4 Eylül’de yaşamını yitirdi. Birçok hastalığı bulunan ve yakın zamanda felç de geçiren Çelik’in kan kanserinin akciğere sıçraması sonucu yaşamını yitirdiği bildirildi. Türk cezaevlerinde Çelebi gibi çok sayıda tutsak göz göre ölüme terk edilirken, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre 604’ü ağır bin 605 hasta tutsak bulunuyor.

Babamın ölümü bekleniyor!

Durumu kritik olan tutsaklardan birisi de 27 yıldır cezaevinde tutulan 83 yaşındaki Sıddık Güler. Oğlu Ömer Güler babasının durumunun gün geçtikçe kötüye gittiğini belirterek, ölümünün beklendiğini söyledi. Güler, “Babam bize söylemiyor unutkanlık da başlamış. Çoğu zaman su içtiğini bile unutuyor. Cezaevi idaresi de bu hastalığı biliyor ama bize söylemiyor. Biz görüşe gittiğimizde moralimizin bozulmaması için ‘iyi’ olduğunu söylüyor. 12 Ağustos’ta halamın oğluyla kendisini ziyaret ettiğimizde öz yeğenine ‘Bu kimdir’ diye sordu” dedi.

Tahliye etmiyorlarsa tedavi

Birçok hastalığa rağmen İskenderun’daki hastanelerin üç ay önce babası hakkında “cezaevinde kalabilir” raporu verdiğini söyleyen Güler, ihtiyaçların görmekte zorlandığını vurguladı. Güler, ”Babamın sağlık sorunları ciddi boyutlarda ama tahliyesine olan inancımızı kaybettik, en azından tedavisi için şartlar olsun” diye konuştu.

83 yaşındaki 27 yıllık tutsak ne tahliye ne de tedavi ediliyor.

 

Doktor: PKK’lidir elini kelepçeleyin!

Doktorların babasına hakkında verdiği “cezaevinde kalabilir” raporuna da işaret eden Güler, 1,5 sene önce babasının başından geçen olayı hatırlatarak şunları söyledi: “Babamı hastaneye götürdüler. Askerler babamın yaşından ve hastalıklarından dolayı ellerini kelepçelemeden doktorun odasına bıraktı. Doktor babamın dosyasına baktıktan sonra askerlere ‘Neden bu adamı eli açık odama koydunuz? Ya beni öldürürse, bana saldırsa? Bu PKK’lidir. Nasıl eli açık bir şekilde benim yanıma bırakıyorsunuz?’ şeklinde bağırıyor. Sonuç olarak babamı kelepçeleyip öyle muayene ettiler. Şimdi bu yaştaki babama bu şekilde yaklaşan bir doktorun raporundan ne beklerim? Yazıktır, günahtır, vicdansızlıktır.”

Yoleri: Ölüme terk ediliyorlar

Cezaevi koşullarının hastalık yapmaya uygun olduğunu, koruyucu/önleyici sağlık hizmetlerinin uygulanmadığını kaydeden İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ise  tedaviye erişimde  büyük sıkıntılar çekildiğini vurguladı. Tedavi edilebilir hastalıkların tutsakların yaşamını tehdit eder boyuta vardığını kaydeden Yoleri, ihmaller zincirine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Ağır hastaların hastane sevkleri ambulans yerine hücre tipi ring araçlarıyla sağlanıyor ve kelepçeli muayene ya da kötü koşullardaki mekanlarda tutulma şartı dayatılıyor. Hastalık tespitlerinin zamanında yapılmaması, uygun sağlık donanıma sahip hastaneye sağlanmaması gibi aslında çok ciddi sorunlar var. Diğer taraftan da hasta mahpusların sadece tıbbi bakıma ihtiyaçları yok, günlük bakımlarının da tedavilerine hizmet eder şeklinde düzenlenmesi gerekir. Beslenmeleri, hijyen ihtiyaçları en doğru şekilde sağlanması gerekir. O noktada da cezaevlerinde ciddi sorunlar var.”

Ölüme davetiye çıkarılmakta

Hasta tutsak ölümlerinin önlenebilir olduğuna vurgu yapan Yoleri, bunun önlenmediği gibi hastalıklara davetiye çıkaran bir cezai sisteminin işletildiğine dikkat çekti. Hasta tutsakların tahliye başvurusu süreçlerine de değinen Yoleri, tahliye başvuru süreçlerinde iki ayrı prosedürün işletildiğini anımsatarak, şunları söyledi: “Tutuklu olan mahpuslar bakımından bu davayı görmekte olan mahkemenin bir değerlendirme yapması gerekiyor. Dolayısıyla sağlık ya da hastalık durumuna ilişkin belgelerin mahkemeye sunulması ve bu kişinin hapishanede kalamayacağı yönünde kanaatin oluşması noktasında da tahliyesinin sağlanması prosedürü söz konusu. Hükümlü olanlar bakımından Ceza İnfaz Savcılığı’nın yetkisinde serbest bırakılıp bırakılmayacakları ya da infaz ertelemesi yapılıp yapılmayacağı başvuruları söz konusu oluyor. Adli Tıp Kurumu tartışması bu noktada karşımıza çıkıyor. Çünkü pek çok hasta mahpusla ilgil tedavisini yapan devlet hastaneleri ya da üniversite hastaneleri hapishanede kalamayacağına ya da tedavinin tutukluluk koşullarında sürdürülemeyeceğine ilişkin raporlar düzenlemelerine rağmen bu mahpusların pek çoğu hakkında Adli Tıp Kurumu ‘hapishanede kalabilir’ biçiminde raporlar düzenleyebiliyor.

ATK değil emniyet raporu geçerli

Zaman zaman da Adli Tıp Kurumu’nun da ‘bu kişi cezaevinde kalamaz’ biçiminde raporlar düzenlemesine rağmen infaz erteleme kararının verilmediğini biliyoruz. Burada da başka bir engel daha çıkartıldı. Yeni yapılan mevzuat değişikliğiyle hasta mahpusların serbest bırakılmaları için Adli Tıp Kurumu’nun uygun raporu sonrasında Emniyet Müdürlüğü’ne soruluyor. Emniyet’ten gelen cevap bir anlamda daha belirleyici oluyor. Emniyet olumsuz derse o zaman Adli Tıp Kurumu’nun olumlu raporuna rağmen tahliye edilmiyor ya da infaz ertelemesi kararı verilmiyor. Dolayısıyla bugün burada tartışılması gereken bir konu da Emniyet müdahalesidir.”

600 kişi ölümle karşı karşıya

Hasta tutsak listesinin sürekli güncellenmesinden kaynaklı net olarak sayının tutulmasının çok mümkün olmadığını belirterek, “Yaklaşık 600’ün üzerinde ölümcül boyutlara varmış rahatsızlıkları bulunan mahpus söz konusu. Yine net olmamakla beraber bugün bin civarında çok önemli, tedavi edilmezse ölümcül hale gelebilecek hastalıkları olan mahpustan söz ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Mehmet Ali Çelebi tam da bu örneklerden biriydi. Bu şekilde çok fazla örnek var” şeklinde konuştu.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.