• Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nden tahliye olan Aygül Kapçak, “31 yıllık cezaevi süreci, bir asrın üçte biri gibi devasa bir zaman dilimidir. Ben bu süreci, 14 Temmuz Direnişi’nin yarattığı bir hakikat mirasının bir parçası olarak görüyorum. Bu geleneğin bir neferi olmanın onurunu ve gururunu her zaman yaşadım” dedi.
  • Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde 30’un üzerinde tahliye bekleyen tutsak olduğunu belirten Aygül Kapçak, "Şakran’ın tecrit uygulamaları ve yaklaşımları o kadar ağır ki, burası artık 'pilot' cezaevi tanımının bile ötesinde, 'ultra pilot’ düzeyde bir uygulama merkezine dönüşmüş durumda” diye vurguladı.
  • Cezaevinden çıkmadan önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a mektup yazdığını belirten Aygül Kapçak, şunları söyledi: “Bizler içeride 31 yıl boyunca ‘24 saat Önderlikle yaşamak’ metaforuyla kendimizi var ettik ve moral bulduk. Halkın sahiplenmesini görmek, ödediğimiz bedellerin karşılık bulduğunu hissettiriyor ve bana güç veriyor."

 

AZİZ ORUÇ/İSTANBUL

Dêrsimli Aygül Kapçak, Elazığ merkeze bağlı eski bir Ermeni köyü olan Yazıkonak’ta (Ermenice ismi Vartit/Vartatil/Vertetil) doğup büyüdü. Alevi kültürü ve değerlerine sahip bir ailede yetişen Aygül Kapçak, 1992 yılında gerilla saflarına katıldı. Üç yıl dağlarda kalan Kapçak, 1995 yılında yaralı olarak gözaltına alındı ve tutuklandı. Elbistan, Malatya, Sivas, Amasya ve son olarak Şakran cezaevlerinde kalan Aygül Kapçak, 31 yılın ardından 10 Haziran’da tahliye edildi. Aygül ile hem kendi mücadele geçmişini hem cezaevi sürecini hem de tahliye sonrası duygularını konuştuk.

Kürtlük bilinci

Çocukluk döneminde aile içinde Kürtçe konuşulmasına ve Kürt kültürünün yaşatılmasına rağmen, siyasi anlamda Kürtlük bilinci olmayan bir ortamda büyüdüğünü söyleyen Aygül Kapçak, şöyle devam etti: “Babam ve ailem kendi değerleriyle barışıktı ancak evimizde daha çok Deniz Gezmiş ve Mahir Çayanların temsil ettiği Türkiye solunun devrimci geleneği hakimdi. Babamın tanıdığı ilk devrimciler onlardı. Ailem bu geleneğe daha yakındı. Alevi bir aileyiz. Çocukluğum, Deniz Gezmişlerin mücadelesinin anlatıldığı, doğaya ve kültürel değerlere bağlılığın esas olduğu bir atmosferde geçti. Alevi kültürü içinde büyümem, kadına verilen değer açısından bana önemli bir katkı sağladı.”

Elazığ-ortaokul son sınıf

Şehit Zinarîn dönüm noktası

Ailesinin baskıcı olmadığını, daha çok araştırmaya açık bir ortam sunduğunu ifade eden Aygül Kapçak, hareket ile tanışma sürecini şöyle anlattı:“O dönem Elazığ’da DHKP-C ve TİKKO gibi örgütler aktifti. Şehit Zinarîn Dêrsim (Selma Doğan) ile tanışmam ise benim için dönüm noktası oldu. Uyanışımı bu şekilde yaşadım. Biz dilimize ‘Kürtçe’ değil ‘Dêrsimce’ derdik. Kürtlük bilinci bize doğrudan aktarılmamıştı. Ailem, çocuklarının okuyup meslek sahibi olmasını istiyordu. Zinarîn ile tanışmam, iç dünyamdaki çelişkileri netleştirdi ve mücadeleye katılmamda belirleyici oldu.”

Bêrîtan'la karşılaşma

Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne 1992’de katılan Aygül Kapçak’ın mücadelesine iz bırakan isimlerden biri de Bêrîtan (Gülnaz Karataş). İlk karşılaşmalarının Xakurkê’de olduğunu anlatan Aygül, “Rubarok eyleminden dönüyorlardı. Bêrîtan heval, yaralandığı için kampa en son gelmişti. Arkadaşlar onun şehit düştüğünü sanıp çok üzülüyordu, merak ediyorlardı; fakat o, yaralı haliyle yolu bulup arkadaşlarının yanına dönmeyi başarmıştı. O dönem, komutan olmamasına rağmen, arkadaşlar arasında yarattığı etkiden dolayı ona karşı çok güçlü bir bağlılık ve sevgi oluşmuştu. Zinarîn heval de benden birkaç ay önce katılmıştı, o da kamptaydı. Bêrîtan hevale Zinarîn heval sayesinde örgütlendiğimi anlatınca çok sevindi. Aynı lisede okuduğumuzu, öğretmenlerimizin ve hocalarımızın aynı olduğunu fark ettik; bunlar üzerine sohbet ettik. Ancak onun için bu sadece bir nostalji değildi; eski düzeni, orada yaratılan sosyokültürel yapıyı ve toplumun gerçekliğini anlama çabasıydı. Onun bu yakın ve sıcak ilgisi, ona çok çabuk ısınmamı ve sevgi duymamı sağladı; ondan çok etkilendim” dedi.

Şarapnel parçaları hâlâ vücudunda

Aygül Kapçak, üç yıl süren gerilla yaşamının ardından Dêrsim’de yaralı halde yakalandı ve kendisine müebbet hapis cezası verildi. Aygül Kapçak, o zamandan bu yana hâlâ vücudundaki şarapnel parçalarıyla yaşıyor: “Şarapnel parçalarıyla yaşamaya zamanla alıştım. Tedavi sürecinde doktorların ideolojik ve ayrımcı yaklaşımlarıyla karşılaştım. Gittiğim hastanelerde birçok doktor, ‘Size bakıyoruz ama hakkımızı helal etmiyoruz’ diyordu. Biz ise yıllarca verdiğimiz haklı mücadeleyi anlattık. Vücudumdaki şarapnel parçası kalça kemiğimde, pelvis bölgesinde yer alıyor. Yıllarca hastane sevkleri bekledim, tedavi hakkım engellendi, önyargılarla karşılaştım ama her şeye rağmen direndim. Şu an yürüyüşümü ya da günlük yaşamımı zora sokan bir durum yok ancak ilk iki yıl yaralarım açık olduğu için cezaevi koşullarında çok zorlandım. Zamanla şarapnel ile yaşamaya alıştım. Parça vücudumda sabitlendi.”

Temel bağlar ayakta tuttu

Hapishanede geçirdiği zamanın bir asrın üçte biri gibi devasa bir zaman dilimine denk geldiğine dikkat çeken Aygül Kapçak, hareketin zindan direniş tarihinin kendisine güç verdiğini söyledi: ''Bu süreci, bizden öncekilerin, özellikle 14 Temmuz Direnişi’nin yarattığı bir hakikat mirası olarak görüyorum. Bu geleneğin bir neferi olmanın onurunu ve gururunu her zaman yaşadım. Bu uzun yılları, Önder Apo’nun ‘24 saat Önderlikle yaşama’ metaforu çerçevesinde, mücadeleyi her an içselleştirerek ve inşa ederek geçirdim. Cezaevinde geçen 31 yıl, dışarıdan bakıldığında yaşanması imkansız bir süre gibi görünse de bir şekilde geçiyor. İnsanı bu süreçte ayakta tutan temel bağlar; sahip olduğu inanç, hakikat, dil ve kültürdür. Ben de her tutsağın yaptığı gibi, kendimi ifade edebildiğim alanlarda derinleşerek bu süreci anlamlı kılmaya çalıştım.”

En kötüsü Şakran

Kaldığı hapishaneler arasında en kötü koşulların Şakran Kadın Cezaevi’nde olduğunu belirten Aygül Kapçak, cezaevi koşullarına ilişkin şunları anlattı: ''Görüş süreleri 45 dakika ile sınırlandırılıyor, mektuplar neredeyse hiç verilmiyor, sosyal etkinlikler tamamen engelleniyor. En küçük bir durumda bile soruşturma açılan baskıcı bir sistem var. Gardiyanların ve idarenin yaklaşımında insani bir diyalog bulmak mümkün değil. Bu ortam, adeta Nazi kamplarındaki gibi iletişimsizliğin ve kuralların insani sınırları zorladığı bir yer haline gelmiş durumda. Bu baskıcı tutumun somut bir örneği olarak tahliyem önce bir yıl ertelendi. Normal şartlarda 4 Haziran’da çıkmam gerekirken, sudan gerekçelerle ancak 10 Haziran’da özgürlüğüme kavuşabildim. O gün yurt dışından gelen ailem ve sevenlerim beni bekliyordu. Tahliyenin yeniden ertelenmesi büyük bir umut kırıklığı yarattı.”

Tahliyem keyfi engellendi

İdare ve Gözlem Kurulları’ndaki görüşmeleri eleştiren Kapçak, onur kırıcı sorularla karşılaştığını söyledi: “‘Pişman mısın?’, ‘Bugün olsa yine yapar mısın?’, ‘PKK terör örgütü müdür?’, ‘Öcalan tekrar silahlı mücadele derse katılır mısın?’, ‘Neden bağımsız koğuşa geçmedin?’ gibi sorular soruldu. Ben de bu baskılara karşı net bir duruş gösterdim. Herhangi bir suç işlemediğimi, 31 yıllık haklı bir mücadelenin bedeli olduğunu ifade ettim. Abdullah Öcalan’ın hem Kürt halkının hem de benim Önderim olduğunu, PKK’nin ise bu toprakların bir gerçeği olduğunu söyledim. Tahliyem, bir hafta keyfi şekilde ertelendikten sonra gerçekleşti.”

Tilili ceza gerekçesi yapıldı

Benzer gerekçelerle tahliyesi engellenen pek çok kişi olduğunu belirten Aygül Kapçak, Şakran’da son iki yıldır, müebbet hapis cezası verilenlerin infazlarını yakmak veya tahliyelerini engellemek amacıyla yeni kısıtlamaların getirildiğine söyledi: “Gardiyanlar, idare, tutsaklara diğer görüşçülerle selamlaşmamamızı, onları uğurlamamamızı ve ‘tilili’ çekmememiz yönünde baskı yapıyor. Oysa biz 15 yıldır görüşlere giderken selamlaşıyor, uğurlarken sarılıyor ve ‘tilili’ çekiyoruz. Bu da son derece insani bir davranıştır. Tilili çeken, selam veren birçok arkadaşımıza disiplin soruşturması açıldı, görüş, telefon hakkı cezası verildi.”

Ne zaman tahliye olacaklar?

Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde 30’un üzerinde tahliye bekleyen tutsak olduğunu belirten Aygül Kapçak, "Şakran’ın tecrit uygulamaları ve yaklaşımları o kadar ağır ki, burası artık 'pilot' cezaevi tanımının bile ötesinde, 'ultra pilot’ düzeyde bir uygulama merkezine dönüşmüş durumda” dedi. 30 yıllık tutsaklığa ve hastalıklara rağmen tahliye edilmediklerine dikkat çekti.

Esmer Ayaz

"Esmer Ayaz, yaklaşık 30 yıldır cezaevinde ve çok ağır bir vertigo hastalığı geçiriyor. Sadece vertigo da değil; kafasının arkasında büyük bir yumru var ve göğsünde kanser riski taşıyan ciddi bulgular mevcut. Ancak Şakran’ın ultra düzeydeki tecrit uygulamaları nedeniyle, uygun araç sağlanmadığı ve ring araçlarına binemediği için hastaneye götürülemiyor ve teşhis dahi konulamıyor. Durumu o kadar ağır ki, bir yıldır tedavi bekliyor; tahlil bile yapılamadan geri getiriliyor. Üstelik bu durumdaki bir arkadaşa, ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde sadece 'konuşmayın' uyarısı yaptığı için üst üste 2 kez iletişim cezaları verildi. Ailesi Şırnak’ta olduğu için görüşüne gelemiyor, tek bağlantısı telefon. Ancak telefonda konuştu diye iletişim cezası aldı. Aylarca bu hakkı da elinden alındı. Arkadaşımızın beyninde ciddi rahatsızlıklar mevcut. Kafasının arkasında sadece fıtık ve beyin düzleşmesi değil, mahiyeti bilinmeyen büyük bir yumru var. Ancak bu sorunlara teşhis konulamıyor çünkü arkadaşımız hastaneye gidemiyor. Mevcut ring araçları uygun olmadığı ve kendisi ayağa kalkamadığı için bu araçlara binemiyor. Ringe bindiğinde ise fenalaşıp tahlil bile yapılamadan geri getiriliyor. Bu durumun çözülmesi için Adalet Bakanlığına, Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne, Sağlık Bakanlığına ve Jandarmaya birçok dilekçe yazdık. Durumu raporlarla sabit olmasına rağmen, uygun bir araçla veya ambulansla hastaneye götürülmesi taleplerimiz karşılık bulmadı."

Medine Orhan

"30 yılın üzerinde olup tahliyesi ertelenen arkadaşlar arasında Medine Orhan bulunuyor. Üyelik gerekçesiyle tutuklu olan Medine Orhan, 6 aylık bir uzatma aldı; bu onun ilk uzatmasıdır ve 28 Ağustos’ta tahliye olması bekleniyor. Biz kendisiyle aynı koğuştaydık. Ben tahliye olurken ona uzatma verildi, şimdi dışarıda da onun çıkmasını bekliyoruz."

Hediye Öztürk

"Genç arkadaşlardan Mardinli Hediye Öztürk de 7 yıldır cezaevinde ve o da müebbet hapis cezası alanlardan. Hediye’nin durumu oldukça ağır ve ben çıktıktan sonra daha da ağırlaşmış. Ciddi psikolojik rahatsızlıkları var ve acilen tedavi görmesi gerekiyor; ancak cezaevi koşulları bunun için hiç uygun değil ve gerekli tedavi imkanları yaratılmıyor. Kobanêli Fatma Reşat Sido 28 yıldır tutuklu. Hayriye Yağbasan’ın ise 30 yılını doldurmasına 1,5 yılı kaldı. Ayrıca müebbet hapis cezası alan diğer arkadaşlarımızdan Mansure Şeral 24 yıldır, Cihan Öner ise yaklaşık 20 yıldır cezaevinde."

Yasa mutlaka çıkmalı

Kapçak, gündemdeki “çerçeve yasa”ya ilişkin de şunları söyledi: “Önderliğin bahsettiği bu ‘kök yasa’ beni oldukça heyecanlandırıyor. Bu yasanın hayata geçmesi, mücadeleyi savunma ve koruma pozisyonundan doğrudan bir inşa sürecine evriltecektir. Bu da muhteşem bir değişimdir. Henüz somut adımlar netleşmemiş olsa da, bu yöndeki beklentimiz ve inancımız yüksektir. Bu yasanın bir-iki hafta içerisinde mutlaka çıkması gerektiğini düşünüyorum.”

***

Önderliğin özgür olacağı günü bekliyoruz

Cezaevinden çıkmadan önce Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a mektup yazdığını belirten Aygül Kapçak, şunları söyledi: “Bizler içeride 31 yıl boyunca ‘24 saat Önderlikle yaşamak’ metaforuyla kendimizi var ettik ve moral bulduk. Ancak çıkarken geride bıraktığım arkadaşlarım için büyük bir üzüntü duydum. Şu an dışarıda olmama rağmen kendimi hâlâ bir televizyon görüntüsünün içindeymişim gibi hissediyorum. Sanki bu görüntü bitince tekrar koğuşa, arkadaşlarımın yanına dönecekmişim gibi bir hissiyatım var. Önderliği ve yoldaşlarımı orada bırakmak benim için çok ağırdı. Dışarda artık arkadaşlarımın, Önderliğin özgür olacağı günü, günleri bekliyorum. Dışarıda hep Önderlikle ilgili hayaller kurdum; onunla Amed’de buluşmayı, çocuklara verdiği sözleri birlikte gerçekleştirmeyi hayal ettim. Tahliye olduktan sonra üçüncü gün babamın İzmir’deki mezarına gittim. En kısa zamanda Dêrsim’e gitmeyi de planlıyorum. Halkın sahiplenmesini görmek, ödediğimiz bedellerin karşılık bulduğunu hissettiriyor ve bana güç veriyor. Tahliyemden sonra beni ziyaret eden halkımızın onurlu yaklaşımını gördükçe, ödediğimiz bedellerin boşuna olmadığını ve somut bir gerçekliğe dönüştüğünü hissederek gururlanıyorum. Bu sahiplenme beni daha da güçlü kılıyor."

***

Kitabımın ismi "En Parlak Yıldız" olacak

Cezaevinde müzik ve resimle ilgilendiğini, ancak en çok yazı yazarak üretim yaptığını belirten Aygül Kapçak “Yazılarımı, ‘anıya, harekete bağlılık’ temelinde, değerlerimize ve kültürümüze olan sadakatimle kaleme aldım. Anı, deneme ve makalelerden oluşan bu çalışmalarımı toparlayıp kitaplaştıracağım. Kitabın ismini ‘En Parlak Yıldız’ olarak belirledim. En kısa sürede çıkması için çalışacağım” dedi.