Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu’nun (FIDH) 38. Kongresi dün İstanbul’daki Cemal Reşit Rey Salonu’nda başladı. 120’den fazla ülkeden 156 derneği temsilen gelen hak örgütü temsilcilerinin katıldığı kongrede farklı ülkelerdeki tutuklu insan hakları savunucuları temsilen boş bir koltuk bırakıldı. Hükümeti temsilen Beşir Altay'ın da katıldığı kongrede FIDH Başkanı Souhayr Belhassen, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başkanı Sang Hyung-Son, Nobel Barış Ödülü Sahibi Şirin Ebadi ve Avrupa Birliği İnsan Hakları Özel Temsilcisi Starvros Lambrinidis birer konuşma yaptı.

Kongrenin ilk konuşmasını Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay yaptı. Konuşmasında insan haklarına önem verdiğini belirten Başbakan Yardımcısı Atalay, "insan haklarının, demokratik kültürün ruhu olduğunu” söyledi. Mevlana, Yunus Emre'den örnekler veren Atalay, “Çağımızda insan haklarına saygı, barış, güvenlik ve istikrarın güvencesidir. Tüm çabalara rağmen ne yazık ki dünyada yaygın insan hakları ihlalleri sürüyor. En vahim örneği, Suriye’dedir" dedi. Bakan Atalay, “İnsan hakları sadece devletin inisiyatifine bırakılamaz. Sivil toplum kuruluşlarının rolü devletten daha fazladır ve çok değerlidir” diye devam etti. "Devlet kendi içinde bir yüzleşme ve hesaplaşma içinde. Türkiye'de hem devlet hem de toplum değişti. İyi bir stratejiyle değişimi sağlamaya çalışıyoruz" diyen Atalay, Türkiye’de bu konuda özellikle son 10 yılda önemli adımlar atıldığını savundu.

Tutsaklara adandı

Atalay ardından konuşan FIDH Başkanı Souhayr Belhassen, insan haklarının bazen risk alma pahasına savunulması gerektiğini söyledi. Türkiye'deki tutuklu insan hakları savunucularına işaret eden Belhassen, "Son dönemde pek çok İnsan Hakları Derneği üyesi arkadaşımız serbest bırakıldı. Ancak arkadaşımız Muharrem Erbey'in keyfi tutukluluğu hala devam etmektedir" dedi. Başbakan Yardımcısı Atalay'a seslenen Belhassen konuşmasına şöyle devam etti: "Sayın Başbakan Yardımcısı, siz bu davayı iyi biliyorsunuz. Muharrem Erbey'in hiç gecikmeksizin serbest bırakılması gerekiyor. Hükümetinizin bu acil telebimizi dikkate almasını istiyor ve kongremizi keyfi olarak tutuklu bulunan insanlara adıyoruz. Kamboçya'da, Honduras'ta arkadaşlarımız alçakça cinayetlere kurban gittiler, onlar bizi duyamazlar ama keyfi olarak tutuklu buluna arkadaşlarımız bizi duyabilir. Bugün biz sizin yanınızdayız, yarın siz bizim yanımızda olacaksınız.” Belhassen'ın bu sözleri salonda alkış aldı.
Evrenselliğin tekillik ya da zorunlu uyumluluk anlamına gelmediğini belirten Belhassen, her yerde farklılığın politik olarak araçsallaştırılmasının demokrasinin ABC'si anlamına geldiğini, bu bağlamda reformlar ile demokrasinin yeniden örgütlenmesi ve hakların güvence altına alınması gerektiğini söyledi. "Türkiye'nin Roma Statüsüne onay vermesi önemli. PKK ile olan ateşkes önemli bir atılımdır. Özgürlük, adalet, ve insan onuru bütün bu sloganlar bizim temel taleplerimizdir" diyen Belhassen, "FİDH olarak Türkiye'de yaptığımız 38. kongremizle Türkiye'deki ifade özgürlüğünün güvence altına alınması, keyfi tutuklamalarla hapsedilmiş tutukluların salınmasını talep ediyoruz.”

Hükümet yetersiz kalıyor

İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, barış sürecini desteklediklerini belirterek, "Kürt sorununda gelinen aşamasında çatışmasızlık süreci başlatıldı. Silahlar tamamen devre dışı bırakıldığında tabi ki de siyasal zemine daha çok alan açılacaktır" dedi. İHD olarak yeni anayasa hazırlık aşamasında önerilerini sunduklarını belirten Türkdoğan, Ankara ve Amed'de yapılacak konferansların da önemine vurgu yaptı. Türkdoğan, "Hükümetin yaptığı çalışmaları yetersiz kalıyor. Kişi özgürlüğü ve örgütleme gibi konularda atılması gereken çok adımlar var. İHD yöneticilerinin serbest bırakılması gerekiyor. Sadece insan hakları savunucuları değil gazeteciler, avukatlar, sendikacılar ve siyasetçiler de tutuklu bu ülkede" diye konuştu. Hasta tutsakların durumuna dikkat çeken Türkdoğan, cezaevlerinde tabutların çıkmaması için gerekli adımların atılması gerektiğini söyledi.

Acılar tanınmazsa mağdurlar duyulmaz

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başkanı Sang-Hyun Song, UCM'nin kuruluşuyla devletlerin adalet ve barış için birbirini desteklemeye başladığını söyledi. Beş kıtada hak ihlalleri konusunda araştırmalar yaptıklarını söyleyen Song, "Hiçbir zaman olmadığı kadar mahkeme hazırlığı ve oturumlara önem veriyoruz. UCM 5 bin kişinin hakkını alabilmesi için karar aldı. Mahalle ve bölge programlarımız var. Kadınları haklarında korumakta ne kadar ileri gitmemiz gerektiğini de orta koyuyor. Savaş alanlarında kadınların çektiklerini göremiyoruz. Acılar tanınmazsa mağdurlar duyulmaz, hiçbir şekilde adaleti sağlamamız mümkün olmayacak" diye konuştu.
İran'da yürüttüğü insan hakları mücadelesi nedeniyle ülkesine gidemeyen hukukçu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Shirin Ebadi, ülkesinde meydana gelen hak ihlallerini aktardı. "Demokrasi aslında bir çerçeve gerektirir. Dinler veya ideolojiler gerekçe gösterilerek insan hakkı ihlalleri yapılamaz" diyen Ebadi şöyle konuştu: "Mesela gazeteciler tutuklanamaz. Biz insan hakları savunucuları şunu iyi bilmemiz gerekiyor. Bir diktatörlük devrildiğinde bir başka diktatörün onun yarattığı boşluğu doldurmasına izin vermemeliyiz."
Açılışta son konuşmayı yapan Avrupa Birliği İnsan Hakları Özel Temsilcisi Stavros Lambrinidis ise, sivil toplum örgütlerinin insanlara haklarını anlatmak bakımından ve bu hakları korumak bakımından önemli bir rol oynadığını söyledi. Geçiş dönemlerinde sivil toplum örgütlerin güçlenmesini korumanın çok önemli olduğunu belirten Lambrinidis, "STK'lerin özgür bir şekilde iş yapabileceği konusunda hükümetler çok ciddi yasalarla engelleyebiliyor" dedi.

Türkiye yarısı dolu bardak

Kongre, "Yeni güç dengeleri: geleceğin aktörleri ve önümüzdeki güçlükler" başlıklı ikinci bölümüyle devam etti. Siyaset bilimci Ahmet İnsel, hak ihlallerini engellemek için çıkarılan yargı paketlerinin yetersiz olduğunu ifade ederek, Türkiye'deki demokrasiyi yarısı dolu bir bardağa benzetti. Türkiye'ye batıdan bakıldığında boş tarafın, doğudan bakıldığında ise dolu tarafın göründüğünü belirten İnsel, "Bu bir geçiş dönemi sorunu mu yoksa adımlar geç mi atılıyor ya da süreklilik arz eden bir geçiş dönemi mi bu süreç. Türkiye'de karışık bir tablo karşımızda" dedi.
Kongre "Hukukun üstünlüğü için kurumsal reformlar" başlıklı panel ile devam etti.

İSTANBUL