
Siyasi gerekçelerle binlerce insanın cezaevlerine atıldığı ve yaratılan özel hukuk, özel mahkemelerle göstermelik yargılamalar sonucu ağır şekilde cezalara çarptırıldığı Türkiye'de, 2000 yılından sonra hayata geçirilen F Tipi cezaevleriyle tutsaklar toplumdan tümüyle izole ediliyor. Kendi aralarında iletişim kurmalarına bile izin verilmeyen, her türlü gayri insani uygulamaya tabii tutulan politik tutsakların toplumdan koparılması için de özel politikalar uygulanmaya konuluyor. Kısmen başarılı olan bu politika sonucu siyasi tutsaklar, arkadaşları ve yakın çevreleri dışında unutulmaya terk edilirken, özellikle ölüme terk edilen hasta tutsaklar konusunda bile gereken duyarlılık gösterilmemesi eleştiriliyor. 1990'larda cezaevleri etrafında yükselen politize toplum gerçekliğine karşın son yıllarda toplumun bu konudaki duyarlılığı ise azalıyor.
Hukuksuzluklara şahitlik ediyor
Buna karşın 61 yaşındaki Ankara doğumlu Havva Özcan, hayatını cezaevindeki tutsaklara adayan isimlerden biri. 2000 yılında Ankara'da kurulan Tutuklu ve Hükümlü Yakınları ile Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'ne (TAY-DER) sekreter olarak işe başlayan Özcan, tutsak ailelerinin özellikle yaşadıkları bürokratik engellere, Kürt tutsaklara yönelik geliştirilen hukuksuzluklara, sudan sebeplerle verilen ağır cezalara, sürgünlere, saldırılara tanıklık ediyor. İnsani ve vicdani duyarlılığı nedeniyle yaşananlara kayıtsız kalmayan ve her geçen gün biraz daha sorumluluk üstlenen Özcan, tutsak aileleri derneğinin temel taşlarından biri haline geliyor. Şimdi TUHAD-FED Ankara Temsilcisi olan Özcan, aralarında Karabük, Amasya, Yozgat, Nevşehir, Eskişehir, Çankırı, Afyon, Sincan 2 Nolu F Tipi, Sincan kadın ve Sincan çocuk cezaevlerinin de aralarında bulunduğu 10'dan fazla cezaevindeki tutsaklarla irtibat halinde.
TUHAD-FED eylemlerinin öncüsü
Hasta tutsaklardan Hasan Alkış ve Hüseyin Yılmaz'ın da görüşçüsü olan Özcan, kimi hasta tutsaklarla hayatlarını kaybetmeden kısa süre önce, belki de görüşen son kişi olmasının kendisine yüklediği ağır sorumluluğu taşıdığını ifade ediyor. Bu yüzden cezaevleriyle ilgili bütün eylemlerin en önünde yer alan, TUHAD-FED çalışmalarının demirbaşlarından sayılan Havva Özcan, birçoğu yaşça kendisinden büyük olmasına rağmen tutsaklar tarafından da "Havva Ana" olarak kabul ediliyor. Hemen hemen bütün cezaevlerinde büyük saygı uyandıran Özcan, herhangi bir görüş gününde cezaevine gidemediğinde kendisini suçlu hissediyor. "Tek derdim cezaevlerindeki çocuklarım" diyen Özcan, her gün cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin onlarca mektup ve faks alıyor.
Şimdiye kadar binlerce tutsakla görüşen onların sorunlarına, dertlerine dokunan Özcan'ı yaralayan en temel sorun ise hasta tutsaklar meselesi. Normalde, moralli yapısı ile etrafındaki herkese güç veren Özcan, hasta tutsaklar konusunda zorlandığını gizleyemiyor.
Haftanın 7 günü cezaevi yollarında
Bir seferinde bir tutsak annesiyle ilginç bir diyalog geliştiren Özcan, tutsak annesinin cezaevinde dönüşte ağlamasına, "Yapacağımız tek şey onlara ağlamak değil, onlarla gurur duymak, onlarla mutlu olmak ve düşüncelerini topluma ulaştırmaktır" sözleriyle cevap veriyor. Özcan'ın tutsakları işaret ederek "Her hafta görüşüyorum" sözleri de boşuna değil aslında. Bazen 6 saatlik yolculuklar sonrasında kimi cezaevlerine tutsaklarla bir saat görüşebilmek için yol alıyor ve açık görüş haftalarında neredeyse haftanın 7 günü cezaevi yollarında oluyor.
Sorumsuzluklara sinirleniyor
Deneyimleriyle hangi cezaevinde nasıl görüşüleceği konusunda adeta uzmanlaşan Özcan, kendisini arayan ailelere ne yapmaları gerektiğini mevzuatıyla birlikte anlatırken, yapılmayan ziyaretler, yerine getirilmeyen sorumluluklar konusunda ise sinirleniyor. Yıllar sonra cezaevlerine gitmek için derneğe bir araç kazandıran Özcan, en büyük sıkıntısının maddi imkansızlıklar olduğunu dile getiriyor. Cezaevinde kimsesi olmayan tutsaklara zaman zaman para yatırılmadığı için huzursuz olan Özcan, bu konuda duyarlılığa çağrıyor.
Bir cezaevinden çıkarken, aklında bir sonraki gün gideceği diğer cezaevindeki sorunlar ve ihtiyaçları olan Özcan, en büyük hayalinin; başta Öcalan olmak üzere bütün tutsakların serbest bırakıldığı bir güne uyanmak olduğunu anlatıyor. Yol boyunca zaman zaman dalan, zaman zaman kızan, kimi haberlerde çocuk gibi sevinen; tutsaklar kadar tutsak ailelerinin dramlarını bilen Özcan, yol boyunca en çok da Öcalan'ı anlattığı varsayılan Hozan Aydın'ın "Mirê Mîra" isimli parçasını dinliyor.
DİHA/ANKARA