FİLİZ DENİZ / HABER MERKEZİ
2011’de ’KCK’ adı altında yapılan soykırım operasyonlarında tutsak alınan ve üç yıl sonra serbest bırakılan Songül Çelik, aynı davadan yargılandığı eşiyle birlikte 4 Mart’tan bu yana sürgün hayatı yaşıyor.
HDP İstanbul İl Yöneticisi ve Genel Başkan Yardımcısı Songül Çelik, 4 Ekim 2011 tarihinde KCK adı altında yapılan soykırım operasyonlarında İstanbul’da gözaltına alınıp tutuklandı. Çelik, göğsündeki kitle nedeniyle 6 ayda bir tedavi olması gerekiyordu. Başvurulara rağmen uzun süre tedavi edilmeyen Çelik’in sevki, aylar sonra yapıldı. Fakat muayene sırasında odadan çıkmayan erkek askerleri protesto eden Çelik, tedavi olmadan cezaevine geri götürülmesiyle gündem oldu. Çelik, tedavisi engellendiği için 2014’te cezaevinden çıktığında kansere yakalandı ve gördüğü baskılardan dolayı yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Şu anda aynı dönemde tutuklanan eşiyle birlikte mülteci olarak yaşamını Almanya’da sürdürüyor.
AKP yenilgiyi hazmedemedi
Çelik, tutuklanma sürecini şöyle anlatıyor: “2009 seçimleri sırasında BDP’de Parti Meclisi Üyesi’ydim. Kürdistan’ın hemen hemen bütün il ve ilçelerinde belediye başkanlıklarını kazandık. Kazandığımız belediyeler aslında AKP’nin elinde olan belediyelerdi. Dolayısıyla bu AKP açısından bir yenilgiydi. 2011 seçimlerinden sonra İstanbul’da ‘KCK’ adı altında büyük bir operasyon oldu. Bütün il, ilçe, genel merkez yöneticileri sempatizanlarımız dahil olmak üzere bir gecede 150 kişi alındık. Daha sonra gazeteciler, avukatlar ve farklı komitelerden bazı arkadaşlar da alındı ve sayımız 250’ye ulaştı.”
Oğlu cezaevleri arasında mekik dokudu
Eşi İhsan Çelik’in kendisinden 25 gün sonra aynı davadan tutuklandığını ifade eden Çelik, “Eşim Kandıra Cezaevi’nde kalıyordu, bense Bakırköy Cezaevi’nde. Çocuğumuz Serdar üniversiteye gidiyordu o dönem. Haftanın bir günü Kandıra Cezaevi’ne gidiyor, bir günü de Bakırköy Cezaevi’ne gelip bizi ziyaret ediyordu. Çok zorlandı o süreçte, ancak üstesinden geldi” dedi.
20-25 yıllık tutsaklar vardı
Çelik, Türk devletinin cezaevindeki uygulamalarına, buradaki yaşama ilişkin şunları ifade etti: “Bize çıplak arama dayatıldı, özellikle de kadın arkadaşlara. Bunun insan onurunu zedelediğini ve taciz olduğunu söyledik ve karşı çıktık. Kabul etmediğimiz için hakaretlere uğradık, darp edildik, işkence gördük. 7 Ekim’de mahkemeye çıktık. Hepimiz tutuklandık. Kadınlar Bakırköy Cezaevi’ne, erkek arkadaşlarımız ise Kandıra ve Silivri cezaevlerine gönderildi. Cezaevinde karşılaştığım zorluklar başka bir gerçekliği görmeme neden oldu. Burada 20-25 yıldır tutsak olan kadın arkadaşlarımız vardı. Duygusal açıdan çok etkilendim. Bu arkadaşlarımızın ciddi sağlık sorunları vardı. Öte yandan sanki cezaevine yeni girmişler gibi sosyal bir yaşantıları vardı. Bu da beni etkilemiş, hatta ağlamama neden olmuştu.”
Anadilde savunmayı kabul ettirdik
Songül Çelik, ‘Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, anadilin anayasal güvence altına alınması ve anadilde savunma hakkının tanınması‘ talepleriyle 12 Eylül 2011’de başlayan, 65 gün süren ve 10 bin tutsağın dahil olduğu açlık grevi eylemine de katıldı. Eylemlerine ve sonuçlarına ilişkin Çelik’in değerlendirmesi şöyle: ”Kürt sorununun barışçıl çözümü için tarafların bir araya gelip görüşmesi, sayın Öcalan’ın tecridine son verilmesi, koşullarının iyileştirilmesi ve hasta tutsakların serbest bırakılması taleplerimiz vardı. Açlık grevimiz Türkiye basınında da yankı buldu ve bir duyarlılık yarattı. Aynı zamanda mahkemelerde anadil talebi üzerinde de duruldu. Savunmalar anadilde yapıldı ve ‘anadilden başka bir dilde savunma yapmayacağız, anadilimizden vazgeçemeyiz’ dedik. İlk dönemler kabul edilmedi. Bu nedenle birkaç mahkeme savunma yapılmadan tartışmayla, zılgıtlarla ve alkışlarla geçti. Nihayetinde ise kabul ettirdik. Açlık grevlerimiz Türkiye halkları açısından bir umut oldu ve bir görüşme zemini de yaratıldı.
Aslında bunu biz zorladık. Bedenlerimizi ölüme yatırarak devleti görüşme zeminine zorladık. İlk grubumuz 65 gün kaldı açlık grevinde. İkinci grubumuz 45 gün, daha çok hasta olanların katıldığı üçüncü grubumuz ise 18 gün kaldı. Ardından görüşmeler başladı. Sayın Öcalan’ın ‘açlık grevlerini bitirin’ çağrısıyla açlık grevleri sona erdi.”
Meme kanseri riski vardı
Çelik, sağlık sorunları ve cezaevinde bu konuda yaşadıklarına ilişkin ise şunları belirtti: “2011 yılından 2014’e kadar ben cezaevinde kaldım. Benim cezaevine girmeden önce de sağlık sorunlarım vardı. Meme kanseri olma riskim vardı ve tedavi olmak zorundaydım. Bütün uyarı ve ikazlarımıza rağmen tedavi edilmiyorduk. Sonunda hastaneye götürdüler beni. Hastanede ise komutanın muayenem sırasında dışarı çıkmadığı için tedavi olamadım. Ya onun yanında çıplak soyunacaktım ya da muayene olmayacaktım. Ben tercihimi olmamaktan yana kullandım ve muayene olmadan cezaevine geri döndüm. Zaten bu basına da yansıdı. Özellikle, ANF geniş yer verdi. Tabii benim durumumda olan binlerce hasta tutsak vardı. Aslında belki de ben onlardan daha şanslıydım. Aslında benden ziyade Türkiye demokrasisi açısından utanç verici şeyler yaşandı. Birçok kadın arkadaşımızın durumu daha vahimdi. Hediye adında bir arkadaşımız vardı iki gözü amaydı ve kanserdi. Yine Dilek Öz vardı ve astım ve KOAH hastasıydı. Ben de aynı zamanda KOAH hastasıyım. Bunlar sadece bir iki örnek. Binlerce hasta tutsak var. Herşeye rağmen bir umut vardır içerde ve asla umutlarını yitirmiyorlar. Dışarıya da o umudu yansıtıyorlar.”
Psikolojik olarak sağlam çıkmak mucizeydi
O dönem yaratılan barış ortamıyla birlikte tahliye olan Çelik, davalarının ise daha sürdüğünü kaydetti. Amed’deki ‘KCK Davası’ndan yargılanan arkadaşlarının geçtiğimiz haftalarda 18 ila 22 yıl arası hapis cezasına çarptırıldıklarını hatırlatan Çelik, büyük olasılıkla İstanbul KCK Davası’nda da benzer cezaların verileceğini düşünüyor.
7 Haziran’da AKP’nin seçim yenilgisini hazmedememesi sonucu sürecin bambaşka bir yöne evrildiğini ifade eden Songül Çelik, şöyle devam etti: “Sürece tamamen savaş, şiddet egemen oldu. Erdoğan’ın ağzından çıkan sadece ölüm ve kan oldu, bunun üzerine siyaset yaptı. Ankara’da, Amed’de bombalar patladı. Suruç’ta 35 pırıl pırıl genç insan ellerinde oyuncaklarla katledildi. Tamamen savaş konseptine sürüklendik. Bu süreçten psikolojik olarak sağlam çıkmak bir mucizeydi.”
O dönemde yaşananlardan kaynaklı birçok insanın tedavi gördüğünü, kendilerine yönelik baskılar üzerine eşiyle yurtdışına çıkmak zorunda kaldığını ifade eden Songül Çelik, 4 Mart’tan beridir geldiği Almanya’da mülteci olarak yaşıyor.