Amed’in Licê ilçesinde Mala Hesenê Elî diyorlardı onlara. PKK, kuruluş toplantısını Fis’te yaptığında ailenin büyüğü Xalê Meheme’ydi. Mücadeleye daha ilk günden omuz verenlerden oldu. Ajanların ihbarı da ilk onu buldu. Gözaltı, işkence, hakaret… Devlet şiddeti ailenin tarihine eklenmişti artık.
Dağın yolunu ilk tutan, Xalê Meheme’nin oğlu, Stêrk Serdar’ın babası Yusuf (Serdar) oldu. Onu kardeşleri Hüseyin, Cevdet ve Rüstem, kuzeni Fesih ve İhsan ile yeğeni Mehmet takip etti. Hepsi de özgürlük mücadelesinde can verdi. Xalê Meheme’nin diğer oğlu Vahdettin ise taranarak katledildi.

Aile, Licê yakılıp yıkılırken terk etmemiş, “Toprağımızı işgalciye bırakmayız” diyerek direnmişti. On yıllar sonra Stêrk Serdar da aynı tutumu sergiledi, Şengal’de en önde yer aldı. Sözü vardı: Tek bir karış kutsal toprak işgal altında kalmayana dek direnecekti. Direndi de. Ve bu uğurda şehit düştü.

Bayrağı düşürmeyen aile

Gerilla, Kürdistan'da artık kuşaktan kuşağa devrolan bir geleneğe dönüştü. Üstelik klasik askerlik gibi sadece babadan oğula değil, kıza da kıymetli miras oldu. Şehit Serdar'ın kızı Stêrk Serdar, DAİŞ saldırısına karşı Êzîdîlerin kurtuluşu için savaşmaya gittiği Şengal'de 6 Ekim 2016'da toprağa düştüğünde, bu büyük geleneğe bir halka daha ekledi.


Mala Hesenê Elî
Stêrk Serdar'ın hikayesi, Amed'in Lice ilçesine bağlı Huseynîk köyünden Mala Hesenê Elî (bilinen soyadlarıyla Haran) ailesinin bir ferdi olarak başladı. Haran ailesinin büyüğü, köyde uzun yıllar muhtarlık yapan, medrese eğitimi almış; ilmi bilgisi, Kürtçe tasavvuf edebiyatı ve tarih birikimi güçlü, bölgenin saygın şahsiyetlerinden Mehmet Haran, nam-ı diğer Xalê Meheme'ydi.

Fis'teki doğumun farkındaydı
Xalê Meheme, 1980 öncesi Bakûr, Rojhilat ve Başûr direnişlerinden haberdar olmuştu; Lice'nin bilinen 'qaçaxçiyê binxetê' özelliği nedeniyle diğer parçalardaki Kürtlerin durumunu ve direnişini yakından takip ediyordu. Gelişmelerin yeni bir hareketin doğumuna gebe olduğunun farkındaydı.
Bu yüzden PKK, Lice'nin Fis köyünde kuruluşunu ilan ederken bunu ilk duyanlardan biri Xalê Meheme'ydi. Kurucu kadronun Kuzey'den çekildiği yıllarda bölgede kalan PKK'nin yerel milisleriyle irtibatını kesmedi.

İlk adreslerden biriydi

15 Ağustos 1984 Atılımı'ndan sonra 1985'in ilk aylarında ilk gerilla grupları Lice bölgesinde faaliyetlerine başlar. Elbette güvenilir adreslerden biri, Xalê Meheme'nin ailesinin yaşadığı Huseynik köyüne 1 km uzaklıktaki Çelebî mezrasıdır. Dönemin hassasiyeti gereği, tehlikelerle dolu bu süreçte sadece çok güvenilen ailelerle ilişki kurulur. Tabii bu, beraberinde riskleri de getirir. Gerilladan kaçıp ajanlaşan unsurların ilk ihbar ettiği aile, Xalê Meheme'nin ailesi olur. Her seferinde gözaltına alınır, uzun süreli işkencelerden geçirilir ve ailenin tüm fertleri devletin hakaret ve şiddetine maruz kalır.

3 oğlu, torunu, yeğeni…

Bu baskılara karşı Xalê Meheme'nin oğlu Yusuf (Serdar) gerillaya katılır. Hemen peşinden diğer oğlu Hüseyin (Nuri), yeğeni Fesih (Mehmed), bir diğer oğlu Cevdet (Remzi) ve torunu Mehmed (Nuri) dağların yolunu tutar. Bir diğer yeğeni İhsan (Azad) ve kardeşi Xalê Hamza (Rüstem) ise milislik yapar.

İlk şehit haberi gelir
Aile, ilk acı haberi 2 Temmuz 1992'de alır. Hüseyin (Nuri), Kulp-Sason arasında, Çiyayê Spî'de şehit düşer. Yoğun operasyon nedeniyle aile cenazeyi alamaz.
Tüm Kürdistan'da olduğu gibi Lice'de de baskılar had safhaya ulaşmış, buna karşı halk direnişleri de aralıksız devam etmekteydi; serhildanlar katliamla bastırılıyordu. Çiller-Ağar-Güreş'in OHAL-JİTEM yok etme konsepti devreye sokuluyordu.

Büyük Lice yürüyüşü

Bu baskılara karşı köylerden Lice merkezine doğru halk yürüyüşü organize edildi. Bunu organize eden, köy meydanlarında toplantılar yapan Serdar'dı. Aralıksız bir yürüyüş süreci başladı. O yürüyüşler, Lice'yi Botan serhildanları ile buluşturdu ve tüm halkı da gerillayla bütünleştirdi.
Devletin Kürtlere karşı topyekün savaş konsepti çerçevesinde 1993 ve 1994 yılları boyunca Lice merkez (2 defa) dahil hemen hemen bütün köyler yakıldı ve her köyde katliamlar yaşandı.

Vahdettin şehit edildi
Xalê Meheme'nin oğullarından Vahdettin, 11 Mayıs 1994'te Lice'den evine dönerken, operasyona çıkan askerler tarafından Çelebî'ye yakın bir yerde taranarak katledildi. Cebinden küçük çocuklarına almış olduğu şeker ve çorap çıkmıştı.

3 gün sonra Hüseynîk yakıldı
Vahdettin'in şehadetinden 3 gün sonra, yani 14 Mayıs 1994'te Hüseynîk yakıldı. Çelebî mezrasının ise ev eşyalarından hayvan barınaklarına, samanlığa kadar hepsi yakıldı. Hûseynîk boşaltıldı.

Rüstem yeminine sadık
Xalê Meheme'nin kardeşi Xalê Hemze (Rüstem), bir yolunu bulup eşi ve küçük oğlu Mehmet ile birlikte köye geri döndü. Ev yok, eşya yok. Köydeki yıkıntılar arasında uyuyabilecekleri bir yer ayarladılar. Rüstem yemin etmişti; gerillayı terk etmeyecekti.
O günlere tanık olan bir gerilla, yıllar sonra şunları söyleyecekti: "Bir gün Heval Rüstem yanımıza geldi. Küçük oğlu perişandı, eşi Sara ana da. Bize biraz kuru ekmek ve domates, biber getirmişti. Ona, 'Niye gitmiyorsun, sizi görürlerse öldürürler' dedik. Şu cevabı verdi: 'Ben yemin etmişim. Civar köyler peyderpey yakılırken bir gün Bîra Hêlekanî'nin yanında namaz kıldıktan sonra ağaç gölgesinde uzandım, uyumuşum. Rüyamda biri bana dedi ki, herkes gidecek buradan, sen de gidersen buradakiler ne yer ne içer, gitme! O can havliyle uyandım ve yemin ettim, ölene kadar gitmeyeceğim.' Ve Xalê Hemze köyü terk etmedi."

Hasan ve Sedat cezaevinde

Köyün yakılmasıyla Amed'e gelen ailenin tüm gençleri devletin hedefindeydi. Xalê Meheme'nin oğlu Hasan ve torunu Sedat gözaltına alındı. Uzun işkencelerden sonra her biri 15 yıldan fazla hapis cezası aldı.

İhsan JİTEM'in kayıplarında

Xalê Meheme'nin yeğeni İhsan (Azad) Amed'de inşaatta çalışmaya başlasa da etrafta cirit atan ajan tetikçilerin takibindeydi. 24 Aralık 1994'te JiTEM tarafından kaçırıldı ve kaybettirildi. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, İhsan Haran'ın (Azad) öldürülmesine ilişkin yıllar sonra şunları söyledi: “PKK'lı olduğu söylenen İhsan Haran isimli bir genç vardı. Ailesi boşaltılan Lice köylerinden Diyarbakır'a göçmüştü. Şehitlik semtinde oturuyordu. O genç JİTEM'e alınıp sorgulandı. Sonra da Silvan tarafına götürüldü, bir arazide kafasına kurşun sıkılıp bırakıldı. Fakat sonra komutan Abdülkerim Kırca'dan duydum. Meğer o genç kafasına sıkılan kurşunla ölmemiş, sadece şok geçirmiş. Batman'a kadar yürüyüp hastaneye gitmiş. Yaşadığı olayı anlatmış. İşte bu olay Batman timine haber veriliyor, o da Diyarbakır JİTEM'e bildiriyor. Kırca'yı telefonla arıyorlar ve ‘Komutanım böyle bir durum var' diyorlar. O da ‘Tamam, onu hemen sizin time alın, bekletin. Biz geliyoruz' diyor. Bana bunu Kırca kendisi anlattı. İlk infazı yapanları beceriksizlikle suçladı. ‘Bizim beceriksizler öldürememişler. Adam kalkmış şehre, hastaneye gitmiş. Tekrar gittik, aldık ve işini tamamladık' dedi. Abdülkerim Kırca yanına personelini alarak hemen Batman'a gidiyor ve o genç tekrar araziye götürülüp infaz ediliyor. JİTEM'in eline düşen sağ bırakılmıyor.”Rüstem de şehit edildi

Rüstem (Xalê Hemze), 23 Şubat 1995'te, Hûseynîk'in etrafını saran Türk askerinin çemberini yarmaya çalıştı. Askerler, Xalê Hemze'nin 10 yaşlarındaki oğlu Mehmed'i, annesinin gözleri önünde buz gibi suya saatlerce sokup babasının nerde olduğunu sordu. Saatlerce süren işkenceye rağmen ne Mehmet ne de Sara ana nerede olduğunu söyledi. Rüstem, çemberden kurtulmaya çalışırken Kaniya Şanqlî'de şehit edildi. Cenazesi Ekim 1995'e kadar bulunamadı. Ekim'de tesadüfen bir çalılıkta taşların arasına gömülmüş vaziyette bulundu.

Daha yasları tutulmamışken

Daha Azad ve Rüstem'in yası tutulmamışken ve ikisinin de cenazesine ulaşılamamışken 25 Ağustos 1995'te Farqîn'in Gormez köyünden bir acı haber daha geldi. Serdar (Yusuf Haran) komutasındaki bir grup gerilla pusuya düştü ve saatlerce süren çatışmanın ardından şehit düştüler.

Serdar'dan sonra Remzi
Serdar'ın şehadetinden 2 ay sonra, 25 Ekim 1995'te Remzi (Cevdet Haran) ve bir yoldaşı, Mermer köyüne yakın bir mezrada korucu kontraların pususunda şehit düştü.
10 ay içerisinde aile, 4 evladını kaybetti. İki gençleri hapisteydi ve ailenin diğer tüm fertleri hedefte olduğundan her gün ölüm tedirginliğindelerdi.
90'ların sonuna kadar aile fertlerine ait evler sürekli basıldı; Xalê Meheme aralıklarla tutuklanıp işkencelerden geçirildi.

Rüstem'in oğlu Mehmet
2002 yılında, Xalê Hemze'nin (Rüstem) oğlu Mehmet, Ankara'da faili tespit edilemeyen şüpheli bir 'trafik kazasında' hayatını kaybetti. Tüm uğraşlara rağmen ona çarpan araç bulunamadı.

Torunları bayrağı aldı

2000'lerde yeni bir kuşak yetişiyordu. Xalê Meheme'nin torunları direniş bayrağını devralıyordu. Şehîd Serdar'ın kızı Zozan Dozdar (Stêrk Serdar) da bunlardan biriydi. Liseyi bitirmiş, üniversiteye hazırlanıyordu ama yüreği gerilladaydı. 2011 yılında gerillaya katıldı. Xalê Meheme gerillaya ulaştı ve torununu eve dönmesi için ikna etmelerini istedi. Uzun uğraşlar sonucu Stêrk, Başur'da sivil çalışmalarda yer almayı kabul etti ve dedesine de söz verdi. (Arandığı için Türkiye'ye gelemiyordu).
Xalê Meheme'nin 2 torunu Ömer ve İbrahim ise tutuklanmış ve her biri 10 yıldan fazla ceza almıştı.

Xalê Meheme vefat edince

Onca acıya, onca direnişe göğüs geren Xalê Meheme, Eylül 2013'te vefat etti.
Zozan Dozdar, yeniden dağların yolunu tuttu, o mirasın takipçisi oldu. DAİŞ çetesi Mexmûr ve Şengal'e saldırdığında önce Mexmûr'a koştu, direndi; sonra da direnişin kutsal mekanı Şengal'e. Şengal'de en önde yer aldı. Sözü vardı: Tek bir Êzîdî bile IŞİD'in elinde kalmayana, bir karış kutsal toprak işgal altında kalmayana dek direnecekti. Direndi, ağladı, güldü... 6 Ekim 2016'da babası Serdar, amcaları Remzi, Nuri, Vahdettin, Rustem, Azad ile buluştu. Elbette ona kuzum diyen Xalê Meheme'yle... Sonsuza dek....

Mîrzend SİYAROJ