UCD ve Türk devletinin suçları 

Forum Haberleri —

UCH

UCH

  • Türk devletinin Rojava günlüğü kanlı bir günlüktür. İnsanlığın vicdanında infialler yaratacak türden vahşi saldırılarla Kürt halkı yok edilmeye, sindirilmeye, teslim almaya çalışıyor.

RAUF KARAKOÇAN
Uluslararası Ceza Divanı (UCD) olarak adlandırılan kuruluş 1 Temmuz 2002’de faal hale geldi. İlk kez savaş suçları ve saldırı suçlarının faillerini yargılamak, hesap vermelerini sağlamak amacıyla kurulan uluslararası ceza mahkemesidir. Roma statüsü de denilen mahkeme Lahey’de imzalanarak son halini almasından dolayı Lahey Adalet Divanı olarak da anılmaktadır. 

Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCD) Ukrayna savaşı nedeniyle yeniden hatırlanır oldu. Yugoslavya savaşında işlenen suçların faillerini yargılamasıyla adından sıkça söz edilen bu mahkemeye Türkiye, UCD’nin kurucu sözleşmesi, Roma statüsüne taraf olmamıştı.  

UCD’nin asıl amacı, İnsanlığa karşı işlenen suçlar, yani soykırım suçlarına bakan bir mahkemedir. Savaş suçu sayılan fiiller kapsamına- mikrobik, biyolojik ve zehirli silahların kullanımı, X-rey cihazında tespit edilemeyen silahların ve lazer silahların kullanımı da UCD yetki alanına girmesiyle birçok alanda yetkilendirilmiş durumdadır. 

Yetki alanına giren en belirgin suçlar- kasten öldürme, işkence, insanlık dışı muamele, biyolojik deneyler, kasten büyük ıstırap verme, mülkiyetin yok edilmesi veya sahiplenilmesi, düşman devletin kuvvetlerinde hizmet etmeye zorlama, adil yargılanma hakkından yoksun bırakılma, hukuka aykırı sürgün ve nakletme, hukuka aykırı alıkoyma, rehin alma- gibi suçlar savaş suçu sayılmıştır. 

Ukrayna savaşında basına yansıyan bazı görüntüler ‘savaş suçu’ olarak değerlendirilmekte ve uluslararası ceza mahkemesinin yolu gösterilmektedir. İnsanlığa karşı işlenen suçların elbette yargılanması ve cezalandırılması gerekir. Her ne gerekçeyle olursa olsun devletlerin insanlık suçu işlemesi kabul edilemez. Sivil savunmasız insanlara, halklara karşı devletin soykırım yapması, devletin yetkileriyle savaş suçu işlenmesi karşılıksız bırakılmaması gerekir. 

Uluslararası Ceza Divanı, dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun savaş suçlarına karşı duyarlı olması, yetki alanına giren fiillerin faillerini sorgulama ve cezalandırma yetkilerini kullanmalıdır. Aksi halde adalet duygusunu zedeler ve tarafsızlığını yitirir hale gelir. 
Savaş suçu kapsamına giren suçların hemen hepsi ve de daha fazlası Kürdistan coğrafyasında işlenmesine rağmen UCD bir türlü harekete geçmiyor. Türk devletinin işlediği savaş suçlarını görmüyor. Türk devletinin suç dosyası oldukça kabarıktır. Kürt halkını inkâr ve imha etmek için elindeki bütün olanakları seferber ediyor, bütün enstrümanlarını devreye sokuyor. Kimyasal silahlar da dahil her türlü silahı kullanıyor. Yargısız infazlar, insan kaçırma, kötü muamele, işkence ve tecavüz vakaları, vaka olmaktan öteye devlet politikası olarak uygulanıyor. 

Türk devleti, Kuzey Kürdistan’da tam bir soykırım politikası uygulamaktadır. Hukuka aykırı ne varsa uygulamaktan asla çekinmiyor ve dünyanın gözü önünde yapmaktan da imtina etmiyor. Adil yargılanma hakkı ihlal edilen on binlerce tutuklu var. Siyasi rehin olarak tuttuğu seçilmiş siyasetçilere hukuksuz cezalar yağdırılıyor. Kasten adam öldürme sıradan olaylar haline geldi. Mahkemeler adil yargılama yerine talimatla ceza veren, hukuku açıkça lağveden, çiğneyen kurumlar haline geldi. T.C. devleti olarak bilinen aygıt, Kürtlere karşı insanlık suçu işliyor. Yani savaş suçu kapsamına giren ne kadar madde varsa bu fiillerin hepsini işliyor.

Türk devleti sadece kendi sınırları içinde değil sınırları dışında da misliyle savaş suçu işlemeye devam ediyor. Rojava özgülünde ve Suriye genelinde çete artıklarıyla yaptığı günü birlik uygulamalarıyla, savaş suçlarına her gün yenisini eklemektedir. Sadece Efrîn alanı baz alındığında Türk devletinin ve denetimindeki çetelerin işlediği insanlık suçları bariz bir şekilde görülecektir. Bu konuda hiçbir şüpheye mahal vermeyecek sayısız bilgi ve belge bulunmaktadır. Hal böyle iken Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCD) yetki alanına giren bu suçlar soruşturulmuyor, hatta görülmüyor.

Efrîn’de olup biten hadiseler eski Yugoslavya’da yaşananlardan hiçte az değildir. Türk devletinin ve DAİŞ çete artıklarının suçlarını frenleyen hiçbir mekanizma yoktur. Hiçbir hukuk kurallı bağlayıcı değildir. Ukrayna’da sokaklarda öldürülen insan manzaralarının daha beteri Efrîn’de görüldü. ‘Mülkiyetin yok edilmesi ve sahiplenmesi’ ilkesi hiçbir yerde olmadığı kadar Efrîn’de çiğnendi. Köyler ve kasabalar işgal edilerek çetelerin yerleşimine açıldı, mülkiyetin sahibi olan Efrîn halkı da mülteci konuma düşürüldü, çadırlarda yaşamaya mahkûm edildi. 

Türkiye, Suriye iç savaşının derinleşerek sürdürülmesinin tek sorumlusudur. Türk devletinin Rojava günlüğü de oldukça kanlı bir günlüktür. İnsanlığın vicdanında infialler yaratacak türden vahşi saldırılarla Kürt halkı yok edilmeye, sindirilmeye, teslim almaya çalışıyor. SİHA’larla Rojava’da, Maxmur’da, Şengal’de cinayetler işliyor. 

Bu kadar savaş suçu işleyen bir devlet ve yetkili yöneticileri Lahey’de yargılamalarının zamanı ne zaman gelecek?  Lahey Adalet Divanı kendi sorumluluğunu ne zaman yerine getirecek? Uluslararası hukuk Kürtler için ne zaman işleyecek?  Bu sorularla UCD'yi baş başa bırakıyoruz. Kendi hukuk kurallarına saygılı olmalarını ve gereklerini yerine getirmelerini beklemek Kürtlerin haklı hukuki talebidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.