Güler YILDIZ
Cemil Meriç’in Bu Ülke kitabındaki “Gerici Kim” sorusuna yanıt olan bir dönemde, tarifi güncelleme gereği duymadan anımsatmakta yarar var.
Olduğu gibi:
“Ne güzel tarif: “Gerici, bir toplumun gelişmesini sağlayacak hiçbir yeniliği istemeyen, her yönüyle eskiyi özleyen ve eski düzeni getirmeye çalışan (kimse) (Meydan Larousse). Tarifin tek kusuru bu ucubenin hangi çağda, hangi ülkede yaşadığını söylememesi.”
Ansiklopedilerin şahı Meydan Larousse’dan aldığı tarifi, yaşadığı döneme ve ülkesine uygun görmemiş Meriç. Dönem koşulları özgürlüklerin çiçeklendiği, kanatlandığı zamana işaret ediyor. Sonrası için de hayal dahi etmemiş, öngörmemiş yani... Anadolu’nun mayasından pek bi emin...
“Murdar bir hal’den muhteşem bir maziye katlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir”, diyor bir yerde. Eski bayramlar özlemiyle yanıp tutuşanlar da gerici ona göre. Eskide kalana duyulan özlemi sıklıkla dillendirmek, o döneme öykünerek ritüelleri uygulamaya çalışmak ve başaramadığında “ahh, nerede o eski günler” demek de gericilik.
Erdoğan’ın başkanı olduğu cumhurun geniş zaman tarifi bu olsa gerek. Kim uzunca bir süre “geçmişten geldiğini iddia ettiği bu günleri” sevebilir, devamını dileyebilir gerçekte? Nemalanmayı yaşam tarzı haline dönüştürmüş olanlar, bu tarza kişisel çıkarları gereği alışmaya çalışanlar ve “yok canım, bu kadar da değildir” sakinliğiyle, yakın dönemde büyük bir değişim ve dönüşümün kaçınılmaz olduğunu sananlar... Üçüncü grup, mucizevi değişimi birilerinden bekleyenlerdir. İlk ikisi ise şu an yaşanmakta olan rejim değişikliğini en hararetli savunanlardır. Şu meşhur metafor: Ayaklar baş oldu! Gericilik bir dönem ayakların, bir dönem başın yerli yerinde durmayarak rol değiştirmesi hadisesi...
“Osmanlı zamanına dönülmeli” ile “Cumhuriyet-laiklik-demokrasi elden gidiyor” çığlıkları arasında ezilen ve üstelik ezildikçe kardeşleşmeyen çimlerin hikayesi ile ilgileniyoruz biz.
Siyasi partilerin salt düşünce aritmetiğindeki farklılık dahi çimleri aynı toprakta aynı hamura dönüştüremiyor, ayrıştırıyor. “Düşman” diye bellenen, kaybolan değerlerin mimarıysa, o değerleri savunmak ayrımsız herkesin işi değil midir? Hayır! Ülkede her dönem kavgası harlı “sağ-sol” varken, asgari müşterek diye birilerinin kelimelerin kıçını yırtmaya çabalaması nafile! Kutsal dinler sol’u tu kaka ederken, sağ’a yüklenen ulvi anlam, toplumların inanç hanesinden kâr hanesine çoktan yazılmıştı bile. Kapı eşiğinden sol’la girilmez, sol elle kapı açılmaz, tanrının sevgili kulları sola oturmaz, yataktan çıkarken sol ayak ilk yere basmaz vs.
Nesilden nesle aktarılan “sol” nefretin dini referansları ile politik referanslar güçlenir mi? İşte Türkiye! Halide Edip’in Sinekli Bakkal’ının olduğu mahallede ne konuşuluyorsa, 2018 Türkiye’sinde daha farklı cümleler edilmiyor maalesef.
Çirkinlik görünür olmaktan ziyade afişe ediliyor artık. Çünkü alıcısı bol mahalle sakini yaşıyor ortalıkta. Almasa da varlığından memnuniyet duyan bir kitle ve bu kitle sosyologların kafasını karıştırmaya devam ediyor.
Olan oldu, demişti bir “aydın”! Yazık, toplumların ortak gelecek için aynı düşü kurmalarını hep bu tipler engelliyor işte. 2010’da nasıl engelledilerse, aynı dili, daha yoksul kelimelerle yine törpüleyip sunmaya çalışıyorlar. 2,5 kitap okumuş olan herkes de panellerde, konferanslarda dinlemeye koştukları bu isimlerin altın yumurtladıklarını sanmaya devam ediyor. Sosyologlar bu tiplerin de icabına bakmalı, şöyle cuk diye oturan bir tespitle.
Günün sonunda altın yumurtlayan tavuk sultanın kümesinde yaşıyor. Düne duyulan derin özlemin yerini, dünden nefret eden, hatta mümkünse tüm uzuvlarına kadar zihinden bedene temizlemeye çalışan sert adam ve kadınların dünyası aldı. Bu adam ve kadınların dünden önceki düne duydukları özlem onlara modernizmin tüm eteklerini silkeleme hakkı veriyor ama bu hak sadece onların. Kabusun labirentlerinde sürüklenenlerin değil... Onların yapacağı tek bir şey var: Tek kişilik rüyalar yerine, tüm insanlık için rüya görmek! Bunu başarabilirlerse ve sol-sağ ayak ya da el fark etmez, dün’ü bırakıp, yarın için çok daha fazlasını yapabilirler...
Ucube ile şu an koyun koyuna yaşıyoruz. Ama bu sonsuza kadar sürmeyecek, değil mi?