PKK Lideri Sayın Abdullah Öcalan, Kürt Özgürlük Hareketi'nin tüm bileşenlerine silahsızlanma çağrısı yaparak bahar aylarında kongre kararı önerdi. Kamuoyuna yansıdığı kadarıyla 10 maddelik bir taslağın bu kongre önerisinin içeriğine zemin sunduğu söylenebilir. Bu zemin üzerinden yeni anayasa süreciyle Kürt siyasetine daha geniş pazarlıklara ikna olmalarının işaretini de verdi. Bu son önerinin AKP'nin içte ve dışta daralmaya başlayan gidişatına bir kredi ve Davutoğlu hükümetinin vasat haline bir ara nefes olacağını görebiliriz.

Kürt siyasetine ise geniş bir olasılık havuzu ve düşünsel bir esnemeyle beraber, Türkiye’de alternatif odak olmanın işaretini döşüyor. Kürt Siyasi Hareketi'nin şimdiye dek bu tür olasılıklar üzerinden alan kazandığını hesap ettiğimizde bu üçüncü barış  denemesinin de her halükarda Kürt siyasal gerçekliğine güven ve güvence fonksiyonu katacağını belirtmeliyiz.

Demokratik özerklik manivelasının Kürtler lehine biraz daha atılıma bağlanacağını ve Kürtlerin kendi güçleriyle uygulama sahalarını yaratmaya hız kazandırmaları gerektiğini belirtmekle beraber, üçüncü barış denemesinin her iki muhatabın varlık alanlarını bir hayli zorladığını ve giderek de zorlayacağını göz önünde bulundurmak lazım. Özellikle devletin artık çözümden öteye yerinin olmadığını ve AKP'nin varlık-yokluk kredisinin bu aşamada saklı olduğunu herkes biliyor. Onun için bu son seçim AKP'nin normal bir demokrasi bünyesine ikna olma ve özgürlüklere saygı duyması ve kendi geleceği için bir Kürt şansı olarak not edilmeli. Keza başkanlık metaforunun bugün belirtilen tip ve beklentiler üzerine inşası ve AKP'nin bu otoriter eğilime girme durumunun tamamen AKP'yi faşist bir yapıya indirgeyeceğini ve bunun da Kürt sorunun kapsamı karşısında çözülmeye mahkum olacağı kısa zaman içerisinde anlaşılacaktır. Onun için AKP durmadan Kürt hareketinin çözüm ve barış tanımlamalarını karartmaya başvuruyor. Keza bugün Kürt Özgürlük Hareketi bir cepheden AKP'yi ve onun savunduğu geleneksel devlet manipülasyonlarını zorluyor. Bir yandan da Kürt sorununu hem özgün karekteri itibariyle, hem de çoğulcu bir tarzla bütün toplumsal ilgiyi kendi muhalifliğine katmaya çalışıyor. Aslında AKP'yi bu kadar uzatmaya götüren ve bu denli çaresiz bırakan da Kürt hareketinin bu modern müdahaleci taktiğidir. Bu açıdan her olaydan sonra AKP'nin Kürt siyasetçilerine dayatmak istediği muhataplık rölünün de bu modern müdahaleci kavrayıştan duyulan rahatsızlıktan ileri geldiğini rahatlıkla söylebiliriz. AKP otoriterlik dozunu yükselttikçe Kürt siyasal hareketinin daha çok demokratik uyuma geçiş yaptığını ve bununla da AKP karşısında neredeyse, AKP'nin dört katı politik geçmişi ve giderek gençleşen kitlesiyle çok çeşitli alanlarda değişimleri zorlayan bir gerçek muhalefetin oluştuğunu sanırım en iyi AKP'nin kendisi biliyor. Bu açıdan Oslo, Habur süreci ve bu son kongre beyanı aynı zamanda AKP'nin varlık ve yokluk savaşında tarihin ona sunabileceği son tüneldir.

Tabii bu sürecin AKP'nin lehine işlemeyeceğinin ilahi bir kanıtı da Yaşar Kemal'in ölümü oldu.

Saygıyla anıyoruz.