“Köşeye git ve tek ayak üstünde bekle”!...
Başbakan’ın köşeye sıkışmasının nedeni genel olarak bu.
Sonrası da şu:
Cemaat, onun eteklerinin altında CHP, bu arada MHP, elbette “sotada” bekleyen rövanşist Ergenekoncular, ABD’nin “cezalandırma” eyleminden yararlanarak iktidara el koymaya çalışırken, Erdoğan ve çevresi de, “köşeye sıkışmışlıktan” kurtulmak için, bir tür “Putincilikten” medet umuyor.
Böylece Türkiye’de, kimilerinin çok şikayet ettiği “gerilim” ya da “kutuplaşma” adım adım dünya çapındaki kutuplaşmaya uygun hale geliyor. Dünya “iki kutuplu” bir mıknatıs gibidir ve Türkiye gibi “lüzumundan fazla silahlarla metalleşmiş ülkeler”, eğer içeride bu kutuplaşmaya karşı güçlü bir “üçüncü güç” yoksa bu “kutuplardan” birine doğru sürüklenir.
Öyle oluyor.
Çandar’ın “yakın dostu” ve o nedenle de ‘Sy’ diye hitap ettiği Seymour Hersh’in Suriye’de yüzlerce insanın ölümüne neden olan “sarin gazının Türkiye tarafından An Nusra’ya verildiğini” ifşa eden makalesi Türk devletinin tüm “çok gizli” konuşma ve belgelerinin Amerikan ve İngiliz istihbaratının elinde olduğuna dair herkesin bildiği “sırrı“ bir kere daha gözler önüne serdi. “Kaset” merkezi “Tahtakale’de” ya da “Unkapanı’nda” değil, belli ki Washington ve Londra’da…
Elbette bu büyük bir güç. O nedenle Erdoğan “inlerine gireceğiz” derken, bütün “güçsüzlerin” yaptığını yapıyor: Eşeği dövmek yerine semerini tekmeliyor…
“Semeri tekmeliyor”, ama adım adım da “Rusya, Çin, İran” kutbuna doğru, şimdilik “tasarı“ halinde bir “rota” da çiziyor. “Twitter”ı ya da “Youtube”yi yasaklayamayacağını bile bile yasaklaması, işte bu “rotanın” simgesel işareti oluyor.
Her neyse…
Cemaat’in “iteklemesiyle” Obama’nın kutbuna, Başbakanın iteklemesiyle de Putin’in kutbuna doğru gelgitler içinde adım adım sürüklenen Türkiye’de, hala tereddütlerini yenemeyen “solcuların”, İslamcıların ve Milliyetçilerin şu içler acısı durumuna bakınız: İkiye bölünmüşler, bir kısmı Obama’ya, diğer kısmı ise Putin’e doğru, akıntıya kapılmış saman balyaları gibi sürükleniyorlar. Böyle bir durumda ne solculukları solculuk oluyor, ne İslamcılıkları İslamcılık ve ne de milliyetçilikleri milliyetçilik. İki küresel kutbun zavallı piyonları olmaktan kurtulamıyorlar…
Herkes bilir. Dağa tırmanırken, dengesini kaybetmek üzere olan dağcı, yer çekiminin amansız kudretine karşı, kayaların arasından boy vermiş, cılız bir çalı dalına tutunur tutunmaz dengesini bulur; suya düşen insan, tam anafora kapılmak üzereyken, anaforun insafsız hızından, kıyıdaki bir tutam güçsüz otu kavrayarak kıyıya salimen çıkabilir.
Burada yerçekimine göre “cılız” çalı, anafora göre “güçsüz” ot, dünya siyasetinde, iki “muazzam” küresel güce karşı “üçüncü gücü” tasvir eder. Eğer henüz “düşmemişseniz” ve henüz “anafora kapılmamışsanız”, “üçüncü güce” tutunmak sizi kurtaracaktır.
Türkiye’nin önünde “iki” yol var. İki küresel kutuptan birine sürüklenmek, ya da üçüncü güce tutunmak…
“Üçüncü güç”, sizin şimdi “cılız çalı” ve “güçsüz ot” gibi gördüğünüz, BDP-HDP blokudur, Rojava Devrimidir.
Dikkat ediniz: Artık kasetler ne “devlet hazinesine uzattığınız eli”, ne “yatak odalarınızı” ifşa etmiyor; artık, iki kutuplu küresel dünyadaki “işleriniz” açığa vuruluyor; Siyasetin uçurumlarından yuvarlanabilir ve diplomasinin anaforlarına kapılabilirsiniz.
Bizden söylemesi: Üçüncü güce tutunun!
Uçurum, anafor ve üçüncü güç
Bazıları, örneğin ABD’nin “tapelerle” Türkiye’yi karma karışık etmesini, “Türkiye’nin büyümesinden duyulan kıskançlık” gibi, “aşki” güdülere bağlasa da, işin aslı böyle değil. ABD, Türkiye’yi, hem kendi çıkarlarına, hem de desteklediği Türk sermayesinin çıkarlarına “uygun bir ülke” haline getirmek için, daha önce defalarca yaptığı gibi cezalandırıyor. Bu cezalandırma işinde, Türklerin “bölgesel emperyalist” amaçlarından doğması muhtemel ve öteki bölge devletlerinin aleyhine olabilecek gelişmelerle ilgili “kuşku” ile, İsrail’in “güvenliği” de sebep teşkil ediyor: