Haber Türk Gazetesinde Muharrem Sarıkaya Ankara kulislerini yazmış. AKP’nin bir “baskın” seçimi planladığı söyleniyormuş. CHP ve İyi Parti kulislerinde “baskın” hakkında konuşuluyormuş.

Gerçekten de İyi Parti Genel Başkanı Akşener, bu nedenle “baskına” karşı, yeni kurulan Gelecek Partisi’ne, sonra kurulacak Babacan partisine, CHP’nin kendisine yaptığına benzer bir “ikramda” bulunacağını açıklamıştı. Yani bunların “baskın” seçime girebilmelerini sağlamak için onlara “vekil” verecek.

“Baskın” adı üstünde, düşmanı gafil avlamanın adıdır. O nedenle halk deyiminde dendiği gibi “baskın basanındır.”

O halde “baskına” karşı ne yapılır.

HDP’nin “erken seçim” çağrısını Erdoğan’ın “baskını”na karşı bir “uyarı” olarak yorumlamak istiyorum.

O halde “uyarı”yı açmak gerekir.

Şöyle bir öngörüde bulunmak mümkündür:

“Erdoğan ‘baskın’ yapacak. Amerikan yaptırımları şu ya da bu ölçüde yürürlüğe girer girmez, Libya mutabakatı sonucu Akdeniz’de, özellikle Yunanistan’la gerginlik tırmandırılarak, ‘çakma’ bir çatışma yaratılarak, HDP dışındaki bütün partiler felce uğratılacak, HDP ise seçime giremez hale getirilecek. ‘Baskın’ budur, böyle bir ‘baskın’da, görünen köy kılavuz istemez, ‘baskın basanın olur’, Erdoğan seçimi kazanır”.

Bu durumda muhalefet “baskına hazırız, hodri meydan, baskın seçimden faşizmi yıkarak çıkacağız” demek yerine, bu ‘baskını’, faşist bir provokasyon olarak halkın önünde deşifre etmeli. Bununla yetinmemeli, daha şimdiden, “Akdeniz’de, Suriye’de Yunanistan ve Rojava’ya karşı yapılacak bütün provokasyonlara karşı çıkacaklarını, rejimin hiçbir gerginlik, çatışma ve savaş siyasetini desteklemeyeceklerini, bunlara ‘baskın’ seçime kanlı bir hazırlık olarak karşı çıkacaklarını halka duyurmalı.

 “Baskın”, seçimi “dış düşmana karşı seçim” haline getirmesine karşı, söylenecek açıktır; “baskın seçim”, yıkılma sürecindeki faşizmin, yeniden güç toplamak için “halka karşı planladığı bir baskındır.”

Bunlar böyledir de, HDP dışındaki muhalefetin durumu nedir?

Kurulan ve kurulacak olanlar da içinde HDP dışındaki muhalefetin böyle bir “baskına” karşı en küçük bir direnme imkanı yoktur. “Baskın” hazırlığı kapsamındaki bütün “saldırgan” tezkereleri onaylamışlardır. Sarayın bu tezkereler temelinde atacağı hiçbir adıma karşı koyamazlar.

Bunu bir tek HDP yapabilir.

Ama bir tek HDP’nin “baskına” karşı direnmesi “baskını” baskın olmaktan çıkartmaya yetmez. Günü geldiğinde “baskın basanın olur.” Erdoğan “ey millet, ey ümmet, ey benim CHP’em, İyi Partim, ey benim eski ortaklarım, kardeşim Gül’üm, düşmana karşı bana oy verin, oylarınızı bomba yapayım, İHA, SİHA yapayım, emperyalizmi denize dökeyim” dediği anda, muhalefet kadırgasındaki yelkenler suya indirilir.

Eğer işler böyle gelişirse, yani HDP, “erken seçimi söke söke” Erdoğan’a dayatamaz ve “baskın seçim” bu koşullarda gündeme gelirse, adı geçen partiler yenilecekleri seçime teslim olursa demokratik muhalefet ne yapar?

Elbette sonucu belli olan bu oyuna ortak olmaz. Yelkenleri suya indiren muhalefetin tabanına başvurur. “Baskın seçim meşru değildir” der. Halka, desteklediği partilerin Saray’a teslim olduğunu söyler ve “baskın seçimi boykot etmeye” çağırır.

Ama denirse ki, “söz konusu partiler Erdoğan’ın ‘baskın seçiminde’ faşizmi yerle bir edecektir, Erdoğan bu defa kendi oyununa gelecektir”…Bu durumda bir “köşe yazarı” olarak benim diyecek sözüm kalmaz.

Kalmaz ama, ben yine de HDP’nin “erken seçim” çağrısını, diğer muhalefet partilerine yönelik bir “uyarı” olarak anlamaya, onları bu tehlikeli “baskın seçime” karşı anti-faşist, anti-militarist bir hazırlıktan başka çare olmadığı yönünde “uyarma” amacı taşıdığına inanmaya ve bu amaçla “desteklemeye” devam ederim.

Ya “erken seçimle faşizme son verme” hakkındaki söylemlere ne derim?

Pek bir şey diyemem. Ama şöyle demeye çalışırım: “Hiçbir ordu savaşa giderken yenileceğim demez” özdeyişini hatırlayıp, ardından da “bu orduyla birlikte savaş cephesinde yer alacağız” sonucuna varırım.

Ama öyle bir gelişme olabilir, kriz öyle bir derinlik kazanabilir ki, faşist rejim yakasını kurtarmak için “erken seçime” mecbur kalabilir. Bu durumda da “faşizmin yıkılışı seçimle değil, halkın ayağa kalkmasıyla olacak” deme ihtimalimizi, bu yıkıma öncülük edeceklerin devrimci perspektifini bulandırmamak için, aklımızın bir köşesinde tutmayı öneririm.

“Şehir savaşlarından” çıkardığım sonuçtur bu. Legal parti devrim yapamaz, ama devrimi destekleyebilir…