İngiltere Gündemi


İngiltere’de basın, geçtiğimiz hafta en fazla Ukrayna’ya odaklandı. Ulusal yayın yapan gazete ve televizyonlar Ukrayna ile ilgili oldukça detaylı haberler yayınlayarak kamuoyunun dikkatini bu konuya çekmek için çabaladılar. Her ne kadar 'sokaktaki vatandaş’ için Ukrayna ismi herhangi bir çağrışım yapmıyor olsa bile, devletin ve medyanın yurt dışındaki bir probleme bu kadar ilgi göstermesinin arkasında bir savaş hazırlığı ihtimali olduğunu sezinlemeleri halkın huzursuz olması için yeterli oldu. Hele ki Irak ve Afganistan savaşları halen İngiliz halkının aklını kurcalayan koruyan kötü birer anı iken, ve yakın zaman önce Libya’da yaşananların etkileri henüz atlatılmamışken.
Medyanın olayı yansıtma şekli diğer Avrupa medyasıyla oldukça benzerlik gösterdi aslında. Ukrayna’da Rusya yanlısı başkan Viktor Yanukovych Avrupa Birliği yerine Rusya’ya yakınlaşmayı seçince AB yanlısı halk ayaklanarak tepkilerini ortaya koydular. 'Meydan direnişi’ sayesinde ülkenin AB’nin izinden kopmasını istemeyen ve Ukrayna’yı Rusya’nın bir uydusu gibi değil de AB yolunda ilerleyen bir ülke olarak görmek isteyen halk, gösterdiği direnç sayesinde Viktor Yanukovych’in kaçmasını sağlamış ve onun yerinde seçimlere kadar geçici bir hükümet getirmişti.
Ukrayna krizinde Batı medyasının belki de kasıtlı bir şekilde 'odaklanmamayı’ seçtiği önemli bir detay ise tüm bu yaşananlar sırasında AB’nin gösterdiği oldukça yanlı bir tavır. Adeta ülkenin iç politikasına müdahale anlamına gelebilecek bu keskin tavırlar en çok da aynı yayılmacı hissiyatı güden diğer bir rakip olan Rusya’yı sinirlendirmişti. Yolsuzluk suçlarından dolayı hapiste tutulan ve bir süredir tedavi görebilmesi için hakkında kampanyalar yapılan batı yanlısı Yulia Tymoshenko’nun serbest bırakılınca ilk yaptığı iş meydanlara çıkarak politikaya atılmak oldu. Ayağının tozuyla AB ve ABD yetkilileriyle direk görüşmeler yapmaya başladı. Bu da Ukrayna halkının bir kesiminde batıya karşı güvensizlik oluşturmaya başladı. Ayrıca AB, daha önce Rusya’nın kredi verme sözü verdiği Ukrayna’ya yeniden borç verme sözü vermişti.
Kırım’da yaşanan son gelişmeler de yine İngiltere basınında fazlasıyla yer aldı. Kırım’daki Rus ordusunun kışlalardan çıkarak önemli noktaları ele geçirmesi ve sonrasında Rusya yanlısı 'özerk’ parlamentonun Rusya topraklarına katılma kararı alması tüm batı ülkelerini harekete geçirdi. İngiltere Başbakanı David Cameron da hemen büyük ağabey ABD başkanı ve diğer AB liderleriyle dirsek temasına geçerek neler yapabileceklerini değerlendirmeye başladı. David Cameron’ın ilk açıklamaları Obama ile oldukça paraleldi, Rusya’dan krizin diplomatik yollarla aşılabilmesi için 'anlayış’ bekliyorlardı.
AB’nin diğer bir atağı ise Rusya’nın kesme tehdidinde bulunduğu doğalgaz kaynaklarının yerine AB’den Ukrayna’ya gazın geri pompalama yöntemiyle iletilmesini gündeme getirmek oldu. Her ne kadar teknik açıdan oldukça zor bir metot olsa da ve hatta Avrupa’nın da normal şartlarda gazının yüzde 30’unu Rusya’dan alarak Ukrayna üzerinden kendilerine aktardığı göz önüne alınırsa, Rusya’ya olan bağımlılığın öyle kolay kurtulanabilir cinsten olmadığı netleşecektir. Belki de bu nedenle Putin’e karşı fazla sert tavırlar alınamıyor ve şu an itibariyle sadece diplomatik yollara davet etmekle yetiniliyor.
İngiliz halkının, diğer tüm konularda olduğu gibi, Ukrayna krizini algılayış şeklinde de medyanın rolü büyük. Espri yönü fazlaca olsa da, halkın şu aralar çıkma isteğiyle yanıp tutuştuğu AB’ye girebilmek için herhangi bir ülkenin neden bunca mücadele vermek isteyebileceğini anlamakta zorlanıyorlar. Her ne kadar Rusya ve Putin’in de İngiliz halkının hafızasında çok da iyi bir imajı olmadığı biliniyor olsa bile, sırf AB’ye girebilme ihtimali adına bu kadar çaba sarf edilmesini enteresan buluyorlar. Ukrayna’daki AB yanlılarına göre ise bu konu sadece AB’ye katılma savaşı değil, aynı zamanda da bir demokrasi mücadelesi.