Medya DOZ
Her günü diğerinden beter onursuz günler silsilesi yaşayan bir ülkedir Türkiye. İnsanlık tarihinde yaşanmamış en çirkin ilklere imza atan ülkedir Türkiye. Türkiye, dünyanın foseptik çukurudur... Türkiye, pandora kutusunu bile hayretler içinde bırakan bir mekandır. Türkiye, ‘iblis üçgeni’ni bile şaşkına uğratan bir zamandır. Mitolojik canavarların başını ezecek çağdaş Leviyathanların yurdudur Türkiye...
Evet, Türkiye için beklentili analizler yapmak gereksizdir. Pat pat gerçeği söyleyeceksin ve bu gerçeklerin insani normlara göre gerçekler olduğundan hiç şüphe duymayacaksın. Hala insan kalabilmişsen direk tanımlama yapacaksın. Çünkü laftan anlayacak, perspektiften sonuç çıkaracak, insani, hukuki, evrensel değerleri tartışacak bir akıl yok Türkiye'nin cebberutlarında... Bunca kara şey görüp saçlarına aklar düşürebilir insan... Kalbimiz çat diye orta yerinden çatlamıyorsa, acıdan daha büyük umutlarımız var diyor insan... Her gün sadece ömrünün 3 dakikasını Türkiye’de yaşanan olayların haberlerine verip 300 yıl yaşlanabilir insan...
"HABERLER"
- HPG’li Êgit İpek'in cenazesi 3 yıl sonra Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ailesine PTT ile gönderildi.
- Gülistan Doku'nun annesi 100 günü aşkındır kızını arıyor. Anne hiç bir ize rastlayamadı.
- Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek 300 günü aşkındır sadece özgürce şarkı söylemek için ölüm orucunda.
- Hırsızları, tecavüzleri, uyuşturucu suçlularını, kadın katillerini, çocuk tecavüzcülerini cezaevlerinde çıkaracak yasa meclisten geçirildi.
- Cezaevlerinde bulunan 17 mahkuma Koronavirüs tanısı konulurken 3 mahkum da salgından dolayı öldü.
Bu mu insanlık, bu haberleri dinleyip insan kalabilen var mı yeryüzünde... Êgit'in kemiklerini bir kutuya koyup üstüne 45 TL kargo ücreti diye yazıp gönderen akıl vahşidir. Ve bu insanlık tarihinde bir ilktir. Aşil bile Hektor'un cenazesini daha kanı kurumadan sevdiklerine verdi. Êgit'in 3 yıldır cenazesini kirli ellerinde tutup kemiklerini annesine gönderdiler. Annenin dizindeki kutuda evlat var evlat, taş değil. Evet, bunu yapıyorlar ve hiç ürpermiyorlar. Dünyanın en büyük zulümü, biz Kürtlere yapılıyor. Bize bunu yapanlar aynı zulüme denk gelese kafidir. Evet, aynı zulüm diyorum. Çünkü bu zulümden daha büyük bir zulüm yoktur.
Cezaevleri’nde günde kaç cenazenin çıktığı sır gibi saklanıyor. Ölüm kamplarına dönüştürülen cezaevlerinde düşünen insan gurubu mahkum, adi suçlar işlemiş mahlukatları ise azad ediliyor. Düşünen insan suçludur o kadar konu kapanmıştır demeye getiriyorlar. "Düşünce suçu" demek bile ürkünç, düşünmek nasıl suç olabilir ki... Düşünmeden tecavüz eden, düşünmeden can yakan katile yol verenler, düşünenleri ölüme mahkum ederken bizlere şunu söylüyor "Düşünmeyin hayvani güdülerinizi yaşayın, sorgulamayın" düşünen insana reva görülen ölümdür.
Son zamanlarda 30 kadın öldürüldü kimsenin haberi bile olmadı. Tecavüzcüler hem cezaevlerinden çıkarıldı hem de gelip tecavüz ettikleri kadınlara koca oldular. Bırakın bunları yaşamayı, bu gerçekleri yazmak bile iğrenç bir duyumsayış bırakıyor insanda. Bu vahşetin orta yerinde insan kalmak çok zor. Kimse kendini kandırmasın yanıbaşımızda bunca iğrençlik yaşanırken kimse insan kalabildiğini iddia edemez. Vahşete isyan etmeyenler insan olma özelliğini çoktan kaybetmiştir. "Kimse kendi içine çevirmiyor bakışlarını, kimse orada yok çünkü." der Samuel Beckett ve evet orada kimse yok. Faşizm böyle bir şeydir işte, yok saya saya yoklaştırır, hiçleştirir. Oysa bu vahşetleri gerçekten anlasaydık dünya nasıl ve neden yıkılmadı diye isyan ederdik...
Kabul edelim bu ülkede olanlar dünyanın başka hiç bir yerinde yok ve hiç bir zaman bu kadar kötü olmamıştı. Hiç kimse türkü söylemek için 300 gün aç kalarak direnmemiş ve bunun için dirhem dirhem eriyerek ölmemişti. Bu dünya da başka Helin yok... Başka bir ülkede sadece adil yargılanmak için ölüme yürüyen bir genç yok.
Oğlunun kemiklerini 3 yıl sonra kargodan alan başka bir ana yok. Ülkenin kolluk güçlerinin yetkisine sığınarak gencecik bir kızı aylarca kaybetmek yok. Koskoca YOKlar ülkesidir Türkiye.
Ve bu ölüm çukuru olan ülkede sadece ve sadece umut veren Êgit'in sözleridir. "Yaw anne insanın adının Êgit yapıyorsunuz sonra da evde otur diyorsunuz, insanın adı Êgit ise oturamaz, ismi Êgit olup evde oturan insana ayıp değil mi? Madem öyle ismimi Êgit yapmasaydın" diyen o yiğitten başka hiç kimse kendine insanım demesin. Biz ölüyüz, diri olan Êgit'tir.