Bize o kadar çok kötülük dayatılıyor ki, çoğu zaman iyiliği, güzelliği umudu nasıl ve nerede arayacağımızı unutuyoruz. Hayatın her anına sirayet eden ‘sıradanlaşan’ kötülük içinde boğulmamak için çırpınıyoruz.

Zulmün tüm insanlığı baskıladığı böylesi bir zamanda, art arda yaşanan insanlık trajedileri de tıpkı kötülük gibi sıradanlaşıyor. Varsa da söyleyecek sözümüz, “hangi birine yetecek?” diyoruz. Acıdan titriyoruz ama bu acılar artık öfkemizi bilemiyor mu? Unutuyor muyuz yoksa duygunun bu halini?

***

Geçtiğimiz günlerde Ege Denizi’nde boğulan ve kıyıya vuran Güney Kürdistanlılar’ın cenazelerini gördüğümde Şerko Bêkes’in “…Ben ülkemden ne istedim?/ Bir parça ekmek, güvenilir bir köşe/ Namuslu bir cüzdan/ Bir avuç sükûnet, güneş/ Bir sevgi yağmuru ve özgürlük/ Sokağa açılmış bir pencereden başka/ Ben bundan öte bir şey istemedim/ Ama vermediler/ Bu yüzden bir gece kapısını kırdım/ Dışarı çıktım/ Ve sonsuza dek kapıyı çarptım…” dizeleri düştü aklıma. Bêkes, ülkesinin kapısını çarpıp gidenlere atfen yazmış bu dizeleri.

Ülkesinin kapısını öfkeyle çarpıp giden, eşi ve altı çocuğuyla Ege Denizi’ne bir göçmen teknesinde boğulan Şoreş Ebdulvehap’ın hikayesine gidiyorum. Yasına hazırlanmış, siyahlar içinde bir ana haykırıyor: “Çocuklarına iyi bir gelecek sunmak ve onları rahat yaşatmak için gitti...”

Ülkesinde ‘peşmerge’ olan Şoreş, eşi ve altı çocuğu ile kendilerini Almanya’ya götürecek insan kaçakçılarına iki bin beş yüz dolar vermiş. Ülkesinde biriktirdiği ne varsa geride bırakarak bilinmez yollara düşmüş.

Şoreş Ebdulvehap, İsa Abdurahman ve Mahabat’ın (4 çocuğu ve eşini kaybetti) ailesi 10 Ekim günü İzmir'in Karaburun ilçesi açıklarında batan mülteci teknesinde yaşamını yitiren 35 kişi arasında. 29’u Başur Kürdistan’lı ve çoğunluğu Zaxo ve Duhok kentlerinden.

***

Savaş ve onunla birlikte gelen yoksulluk, istikrarsızlık, yöneticilerin basiretsizliği mültecileştiriyor. Tabii bu sadece Güney Kürdistan’ın sorunu değil Ortadoğu’da süren savaşlar ve yaşanmaz hale getirilen coğrafya bilinçli bir şekilde boşaltılıyor. “Bedeli ne olursun olsun insan ülkesini terk etmemeli” anlayışını taşısam da, binlerle ve milyon sınırını aşan insanların neden mülteci konumunu seçtiğini de anlamak zorundayız.

Başur Kürdistan, Irak Baas rejimine karşı verdiği özgürlük mücadelesini bundan 25 yıl önce kazandı. Kendi kendisini yönetebilen federal bir yapılanma. Ama maalesef iç krizler, baskılar ve dış müdahalelerle, işgal tehditleriyle karşı karşıya. Ekonomik, siyasi ve toplumsal istikrarını kaybetmiş, geleceğe dair umutların tükenmeye doğru gittiği bir evrede.

Özgür bir gelecek için onca acıya, zulme katlanan bir halkın çocuklarının ülkesini terk edip mülteciliği seçmesi, böyle bir tercihe zorlanması, savaşın hala devam ettiği diğer ülkelerden çok daha farklı nedenler barındırıyor. Bunu da Ege denizinde batan mülteci teknesinde yaşamını yitiren 29 Kürt’ün acısını hissedenlerden çok çok daha fazla Başur Kürdistan’ı bugün hala yönetenlerin kendisine sorması gerekiyor. Umudunu yitirenlerin tabutlarla ülkelerine getirilmelerinin suçluluğunu herkesten çok onların duyması lazım ki bir şeyler değişebilsin.

* Şerko Bekes’in şiirinden alıntıdır.