Savaşın ve gözyaşının olmadığı bir coğrafyada en önemlisi kendi yaşadığı topraklarda yaşamak belki de herkesin ama herkesin hayal ettiği bir yaşam.

Kimse istediği için kendi topraklarından çıkıp mülteci bir yaşama doğru yol almayı tercih etmez herhalde. Kimimiz artık hiçbir şansı kalmadığı için, kimimiz ise daha güzel bir yaşam uğruna kendi doğup büyüdüğümüz toprakları terk ederek mülteci bir yaşama doğru yol alırız.

Sürgüne çıkarken belki de herkesin içinden geçirdiği bir şey var: ‘Her şey daha güzel olacak’… Bu umut değil midir milyonlarca insanı, çizilen sınırları aşmaya götüren… Evet bir umuttur, savaşın ve yokluğun içinden insanları daha güzel bir yaşamı erişmek için kimi zaman ismini dahi bilmediği ülkelere mülteci yaşama götüren…

Evet, 26 yaşındaki Kürt genci Emrah Adanır’da  bahsettiğimiz bu insanlardan sadece birisiydi. Kendi ülkesinde yaşama şansı kalmadığı için ‘belki her şey daha güzel olur’ diyerek sürgün bir yaşamın yolunu tutanlardan sadece birisiydi.

Bir dönem Rojava’da kalan Adanır, Türkiye’ye dönemediği için daha sonra sağlık sorunları nedeniyle İsviçre’nin yolunu tutar. Büyük zorlukların ardından 2018 yılının başında İsviçre’ye gelmeyi başaran Emrah Adanır, daha sonra burada kalmak için iltica talebinde başvurur.

Dedim ya her mülteci için umuttur aşılan sınırların ardından varılan ülke, Emrah için de öyleyleydi… Ama bilmiyordu, onun için umut olan mültecilik, birileri için ise tehlike arz ettiğini. O, geldiği İsviçre’de güzel bir yaşam kurmanın cabasına girerken, sınırları çizenler ve mülteciliği bir tehlike olarak görenler ise Emrah’a İsviçre’de yaşayamayacağının yolunu gösteriyordu.

Emrah geldiği ülkenin dilini öğrenip, eğitim hayatına burada devam etmenin hayalini kurarken, yetkililer Emrah’ın iltica talebine ret kararı verip onu kendi ülkesine geri gönderilmek üzere İsviçre’nin St. Gallen Kantonundaki bir mülteci kampına gönderir. Emrah’ın asıl hikayesi tam da burada başlar. Yaşadıkları zorluklar karşısında kaldığı mülteci kampında yine de yaşama tutunmaya çalışan Emrah, ülkesine geri dönmesi için burada büyük baskılarla karşı karşıya kalır. Emrah, 14 Ağustos 2018 tarihinde ardında hiçbir şey bırakmadan bir anda ortadan kaybolur. Kamp arkadaşları ve İsviçre’de yaşayan ağabeyi Emrah’ın kaybolmasının ardından harekete geçse de hiçbir yerde izine rastlanmaz.

Kardeşinden haber alamadığından dolayı Emrah’ın kaldığı mülteci kampının yetkilileri ile iletişime geçen abi Adanır, şu cevabı alır: “Şu anda bir şey yapamayız…” Bunun üzerine abi Adanır, kardeşinin bulunması için polise kayıp başvurusunda bulunur. Ama ne yazık ki mülteci oldun mu, kayıp olmak onlar için kendi ülkesindeki bir mültecinin eksilmesi anlamına geldiğini bilmez abi Adanır… Kardeşinin kaybolmasının üzerinden çok daha fazla zaman geçtikçe sık sık polisi arayan abi Adanır, her defasında aynı cevapla karşılaşır: “Arıyoruz, ama bir gelişme yok”…

8 ay boyunca Emrah bulmak için hiçbir şey yapmayan polis, 2 Nisan tarihinde abi Adanır arayarak şunu söyler: “Kardeşinin cenazesini bulduk”… Cenaze denilen aslında Emrah’ın kaldığı kampın 2 kilometre yakınında Emrah’ın mülteci arkadaşları tarafından bulunan sadece bir kafatası… Evet, yanlış duymadınız sadece Emrah’a ait bir kafatası… Kayıp ilanına rağmen 8 ay boyunca Emrah’ı kaybolduğu kampın etrafında bile aramayan polis, şimdi ise çok basit bir şekilde Emrah’ın ağabeyine “sadece bir kafatasından ibaret olan cenazenizi gelin alın” diyor…

Ne yazık ki, bu kadar önemli bir olayın üstü bugün İsviçre polisi tarafından kapatılmak isteniyor. Emrah’ın yaşadıkları belki de mülteci yaşamlardan sadece bir örnek. Emrah’ı öldüren kendisinin çizmediği sınırların ortaya koyduğu yasalar… Güzel bir yaşam kurmak hayaliyle sınırları aşan Emrah, bugün bir tabut içerisinde ülkesine geri dönecek… Emrah’ı öldüren ne kadar dilini, kültürünü bilmediği ülkenin umursamazlığı ise bir o kadar da kendisinin ülkesiz olması kuşkusuz ki en büyük gerçek…